Oğuzların durumu Gazneli
Mahmud'u ürkütüyordu. Arslan Câzib'in
gözü önünde Oğuzlar Horasandan geçip Anadoluya
kadar gelmişler, her yeri yağma edip ortalığa korku
saçtıktan sonra dönmüşlerdi.
Gazneli Mahmud hileye
saptı: Oğuzların başı Ardan Yabgu bir
ziyafette yakalanarak Kâlincar kalesine
tıkıldı. Adamlarından bir takımının boyuna kale
yakınlarında dolaşarak onu kaçırmak istemelerine
rağmen kaçamayarak ölünceye kadar orada kaldı.
Ölürken Selçük Oğullarına ve Oğuzlara bu yalancı
Gaznelilerin devletini yıkmak vasiyetini bırakmıştı.
Fakat Oğuzlar, reisleri
yakalanmakla baş eğeceğe benzemiyorlardı. Şimdi
onları Arslan Yabgu'nun küçük kardeşi
Musa Yabgu ile Çağrı Beğ
ve Tuğrul Beğ idare ediyor;
Yağmur Beğ, Kızıl Beğ, Buğa Beğ, Göktaş Beğ, Nasıklı
Beğ adındaki Oğuz beğleri ise Azerbaycan ve
doğu Anadoludaki akınlarıyla kurulacak Türkiyenin
temellerini atıyorlardı. Gazneli Mahmud
Oğuz işini bitirmek üzere 1028 de üzerlerine
yürüdü. Onları yenip dağıttı. Fakat Oğuzlar,
budandıkça büyüyen ağaçlar gibi her kırgından sonra
biraz daha güçlü ve korkunç oluyorlardı.
1030 da Gazneli Mahmud
öldüğü zaman oğlu Mes'ud, kardeşi
Mehmed'in elinden tahtını Oğuzların
yardımı ile alabildi. Yağmur, Kızıl, Göktaş,
Buğa Beğler Mes'ud un
ordusunda çarpıştılar. Fakat Mes'ud da
Oğuzların ne korkunç bir kuvvet, olduğunu anlamıştı.
Büyük bir kahraman olmasına rağmen Oğuz beğlerinden
çekiniyordu. Kumandanlarından Taş Beğ'e
buyruk vererek 16 Türkmen beğini idam ettirdi.
Bunların arasında Yağmur Beğ de vardı.
Türkmenler hiçbir şeyden
yılmıyorlardı. Ayaklandılar. Öç almak için Horasana
akma ve yağmaya başladılar. Çarpışmaların birinde
Gaznelilerin kumandanı Taş Bey Türkmenler tarafından
tutulup parçalandı (1036).
Bu sıralarda İsfahan hükümdarı
Alâüddevle Azerbaycanda ki Türkmen
beğlerine haberler yollayarak tımar vereceğim diye
onları kandırıyor, yanına getirmeye uğraşıyordu.
Fakat Acem olduğu için samimî değildi, ikiyüzlü bir
siyaset kullanıyordu. Çünkü o «Rey» şehrini
Gaznelilerden almak istiyor, Gaznelilerin
hâkimiyetini tanımak şartıyla «Rey» şehrine sahip
olabilmek için dalavereler çeviriyor, bir yandan da
Türkmenleri çağırıp yardımlarından istifade etmek
istiyordu. Türkmen beğlerinden yalnız Kızıl
Beğ 1500 çadır halkı ile geldi. Biraz sonra
Alâüddevle onu hapsettirdi. Türkmenler
bir yol daha, başsız kalmakla bir şey
kaybetmediklerini ispat ettiler: İhtilâl o kadar
sert oldu ki Kızıl Beğ'i serbest
bırakmaya mecbur oldular.
Türkmenler Azerbaycanda
toplanıyorlardı. Kendilerini ve hayvanlarını
yaşatacak yerden başka bir şey istemiyorlardı. Fakat
haklarına dokunulursa pek yaman oluyorlardı. 1038 de
yine kızdırılıp kılıca sarılan Türkmenler Meraga'yı
aldılar. Bu sefer şehrin yardımına gelenler onlarla
ilk defa karşılaşacak olan bit milletti: Kürtler.
Fakat Türkmenlerle boy ölçüşmek kabil mi? Hezbânî
Kürtleri bir vuruşta yok edildiler. Bunun üzerine
bütün çevrelerdeki Kürtler baş eğdi. Türkmen
hareketi yavaş yavaş büyüdü. Azerbaycanda, Irak-ı
Acemde, Horasanda faaliyette bulunuyorlardı. Hattâ
Musul önüne kadar gelip orada karşılarına çıkan
Kürtlerle Arapları tepelediler.