816 (= 1413) yılında yani 20
yaşında iken Geyve'de hastalanmış ve Orhan Gazi'nin
imamının oğlu elan Yahşi Fakih'in evinde kalarak bu
evde, Osmanlı tarihinin Yıldırım Bayazıd'ın sonuna(2)
kadar olan kısmını yazılı olarak bulup okumuştur. Bu
sırada Çelebi Sultan Mehmed'in, Musa Çelebi île
çarpışmak üzere Rumeli'ye geçtiğini görmüştür. Hattâ
kendisinin de Geyve'ye kadar onun maiyetinde gelmiş
olması muhtemeldir.
825 (= 1422) yılında İkinci
Murad'la Yıldırım'ın oğlu Mustafa Çelebi arasındaki
vukuata iştirak etmiştir. Vaktiyle Musa Çelebi'nin
maiyetinde bulunduğu için Tokat'ta mahpus bulunan
Mıhaloğlu Mehmed Beğ, vezirlerin iltimasıyla
hapisten çıkarılarak Bursa'ya gelirken Ulvan Çelebi
Tekkesi'ne uğrayarak Derviş Ahmed Âşıkî'yi de yanına
almış, İkinci Murad'ın ordusuna getirmiştir. Alınır
Âşıkî, Ulubad köprüsü yanında iki ordu arasındaki
vukuatı görmüştür.
840 (= 1436 - 1437) yılında Hacca
gitmiştir. Mısırda Bekriyye tarikatından Seyid
Ebülvefâ'nın halifesi olmuş, Mekke de de başka
şeyhlerle görüşüp kontla muştur.
841 (= 1437 - 1438)de hacdan
dönerek sancak Beğ'lerinden İshak Beğ'le birlikte
Üsküb'e gelmiş ve onunla birlikte akınlara iştirak
etmiştir. Bir defa İshak Beğ'in oğlu "Paşa Beğ"le ve
"Kılıç Doğan"la birlikte çapula gitmiş, bîr gün de
İshak Beğ'in maiyetinde büyük bir çarpışmaya
katılarak birkaç düşman öldürdükten başka beş
tanesini de esir ederek Üsküb'e getirmiş ve 900
akçaya satmıştır.
842 (=1438-1439) yılında İkinci
Murad'ın Belgrad seferine iştirak etmiş ve Sultan
Murad kendisine dokuz esir verince Ahmed Âşıkî : "Devletlü
sultanum Bu esiri götürmeğe at gerekdür ve bu
yolda akça gerek" demiş, padişah da kendisine 5000
akça ile iki at vermiştir. Âşıkpaşaoğlu, esirleri
dört ata (ikisi herhalde kendisinindi) yükleyerek
Edirne'ye gelmiş, esirlerin kimini 200, kimini 300
akçaya satmıştır.
852 = 1448)de Hunyadi Yanoş'la
yapılan büyük savaşta bulunup 55 yaşında bulunmasına
rağmen bir düşman askerini öldürmüş ve padişah
tarafından kendisine bir at verilmiştir.
857 = 1453) yılında İstanbul'un
fethinde Ak Şemseddİn, Şeyh Vefa, Ak Bıyık gibi
şeyhlerle birlikte bulunup İstanbul alındıktan sonra
kendisine gaza malından ev verilmiş olması ve
dışardan İstanbul'a getirilenleri irşad etmekle
vazifelendirilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bu
sırada evinin yanma bir de mescit yaptırmıştır.
İstanbul'da yerleştikten sonra Râbia adında bir kızı
doğmuştur,
861 (= 1457)de, Fatihin oğullan
Bayazıd'la Mustafa'nın Edirne'de yapılan sünnet
düğününde davetli olarak bulunmuş ve herkes gibi o
da padişahın ihsanına naîl olmuştur.
Aynı yılda padişahın yaptığı
Ballubadra seferi dolayısıyla ihsan umarak Üsküb'e
gitmiştir. Tarihinde, ihsan aldığına dair bir şey
söylemediğine göre bu sefer umduğuna erememiş olduğu
anlaşılıyor.
874 (= 1469-1470) yılında kızı
Râbia Hatunu, müridlerinden Seyid Velâyet'le
evlendirmiştir.
881 (= 1476) yılında Fatih Sultan
Mehmed, Buğdan seferine çıkarken, artık İstanbul'da
inzivaya çekilmiş ve yaşı 83'e (= hicrî hesapla
86'ya) varmış olan Ahmed Âşıkî, bir mecliste Osmanlı
padişahlarının tarihinden bahsolunup kendisine
bildiklerini yazması teklif olununca, kendi
ifadesine göre, muhtasar olarak bu Tevârîh-i Âl-i
Osmanı yazmıştır.