Âşıkpaşaoğlu hakkında daha
dikkatli bir inceleme yapan Raif Yelkenci ise
kitabın 883 (= 1478) yılında Fatih tarafından İşkodra'nın zaptı vak'asıyla sona erdiğini, bundan
sonra 908 ( = 1502) yılına kadar olan 24-25 yıllık
vukuatın başkaları (ihtimal müridleri) tarafından
kitaba eklendiğini söylüyor ve oldukça kuvvetli
deliller veryior. Raif Yelkenciye göre şimdiye kadar
bu tarih üzerinde inceleme yapanları aldatan nokta,
İstanbul basımının 35'inci Giese basımının 33'üncü
sayfasındaki:
Bu ömür seksen altı olduğunda,
Bayazıd Han,
Buğdan'a ağdığında
beyitidir. Çünkü bu beyit doğru
olduğu takdirde Âşıkpaşaoğlu'nun, İkinci Bayazıd
tarafından Buğdan'a yapılan sefer sırasında, yani 889
(= 1484) yılında 86 (milâdî hesapla: 83) yaşında
olması icap eder. Bu takdirde .de 816 (= 1413)
yılında Geyve'de bulunduğu zaman 13 yaşında bir çocuk
olması lâzım gelir. Büyük bir ihtimalle kendisi
Mehmed Çelebi'nin ordusunda olduğu için, 13 yaşında
bir çocukken bu sefere iştirak etmiş olması uzak bir
ihtimaldir. Bundan başka, İstanbul basımının 188'inci sayfasında, 883 ( = 1478) yılında İskenderiyye'nin (yani İşkodra'nın) alınması
dolayısıyla "Sultan Mehmed'in cemi' gazası İskenderiyy'de tamam oldı" diyerek Fatih devri
savaşlarının bittiğini açıklamış oluyor, Eğer Âşıkpaşaoğlu İkinci Bayazıd çağında sağ olmuş
olsaydı, her halde bu tabiri kullanmaz, Fatih
zamanında yapılan öteki savaşları zikretmeden Sultan
Mehmed'in gazalarının bittiğini ilân etmezdi. Ve
nihayet "Menâkib ül-'Ârifîn tercümesi"nde ve
ondan naklen "Hadîkat ül-Cevâmi'" de Âşıkpaşaoğlu'nun 22
Muharrem 886 cuma günü ( = 23
Mart 1481) öldüğü kayıtlıdır. Yalnız Menâkib ül-'Ârifîn
tercümesinde küçük bir zühul vardır ki o da Seyid
Velâyet'in kayınbabası olan Ahmed Âşıkî'nin, Seyid
Velâyet'in babası diye gösterilmiş olmasıdır.
Raif Yelkenci, Âşıkpaşaoğlu
tarihinin telif yılı hakkındaki fikirlerini "Vakit"
gazetesinin 18-19-20 Mayıs 1945 tarihli nüshalarında
yayınlamıştır. Bütün fikirleri altüst eden "Bayazıd
Han Buğdan'a ağdığında" mısraını da yanlış olarak
kabul etmekte, bunun doğrusunun "Muhammed Han
Buğdan'a ağdığında" olması gerektiğini ileri
sürmektedir. Bayazıd Han adı, her halde Bayazıd
zamanındaki istinsahlardan birine müstensih
tarafından konmuş ve mevcut nüshalar da hep bu
istinsahtan kopya edilmiştir. Netekim Giese basımına
temel olan ve Giese tarafından en iyi nüshalardan
biri sayılan Upsala nüshasında, Osmanlı hanedanını
anlatan biricinci babda, İkinci Bayazıd'ın oğlu
şehzade Korkud da "Sultan Korkud" diye Osmanlı
hükümdarları arasında sıralanmaktadır. Bu, hiç
şüphesiz, şehzade Korkud'un birkaç gün babasına
vekâlet etmiş olmasından değil, o nüshanın şehzade
Korkud'un bulunduğu bir yerde yazılmasından, belki de
ona sunulmuş olmasından dolayıdır.
Ben, Raif Yelkencinin fikirlerini kabule
mütemayilim. Çünkü:
1 — Kitaptaki "Bayazıd Han Buğdan'a ağdığında"
mısraı doğru olduğu takdirde ve bütün kitabın
Âşıkpaşaoğluna ait olduğu kabul edilince, 908 (=
1502)
de 100 yaşını geçmiş olması gerekir. Bu da pek kolay
kabul olunacak bir ihtimal değildir.
2 — İstanbul basımının sonunda
(s. 274), eserin 166 bab olduğu söylendiği halde
İstanbul basımı 198 babdır. Demek ki sonradan
sokuşturmalar yapılmıştır.
Tevârîh-i Âl-i Osman Nüshaları:
Âşıkpaşaoğlu'nun mukayeseli
basımını yapan Giese bu tarihin mevcut nüshaları
hakkında bilgi veriyor. Nüshaların bir takımı tam,
bir takımı eksiktir. Tam nüshalar şunlardır:
— Upsala nüshası . Tornberg katalogunda 279 numara ile
gösterilmiştir. Kitabın adı yoktur. Gayet güzel
yazılmış bir nüshadır. Fakat imlâ yanlışları ve
ihmaller oldukça fazladır. Yanlış ciltlenmiştir ve
kitapta dört yerde büyük atlamalar vardır. Giese bu
nüshayı kendi basımına temel yapmıştır.
— Mordtmann nüshası': "Menâkib
ve Tevârîh-i Âl-i Osman" adında bir ütopyadır. 1859'da Henri Cayol'un elinde bulunan bir yazmadan
istinsah olunmuş, fakat sonra Cayol orijinali
kaybolmuştur. Pek iyi bir nüshadır. Fakat bunda da
ihmaller ve imlâ yanlışları görülüyor
— Berlin nüshası: Prusya
Devlet Kütüpanesi'nin şark yazmaları kısmında 2448
numarada "Menâkib ve Tevârîh-i Âl-i Osman" adıyla
kayıtlıdır. Sonunda birçok sayfalar eksiktir.
Giese'ye göre en iyi yazma budur. Fakat Giese kendi
basımına başladıktan sonra bunu görebilmiş ve bunu
basıma temel yapamamıştır. Berlin nüshası önce İstanbul'da, kitapçıların elinde bulunuyordu.
Maalesef Almanlar'a satıldı. Bu nüshayı gören Raif
Yelkenci bu harekeli ve .güzel nüshanın aşağı
yukarı 950 (= 1543) yıllarında istinsah edilmiş
olduğunu söylüyor.
— Dresden nüshası: Âdı "Tevârîh
ve Menâkıb-ı Âl-i Osman" dır. Dresden Kıral
Kütüpanesi şark yazmaları kataloğunda 60 numarada
kayıtlıdır. İyi bir yazmadır. Fakat bunda da mühim
atlamalar vardır. Bir de Türkçe kelimeler yerine Arapça-Acemce kelimeler oturtulmuştur ki bu
gayretkeşlik başka yazmalarda yoktur.
— Nikolshurg nüshası: Nikolsburg (Mâhren) Şatosunda Prens Ditrichstein'in kütüphanesindeki nüshadır. İhmaller, acelecilikler ve
imlâ yanlışları ile doludur. Fakat tam bir nüshadır.
897 (= 1492) tarihine kadar gelmektedir.
— Vatikan nüshası: Adı "Kitab-ı
Menâkıb-ı Tevârîh-i Âl-i Osman" dır. Güzel
yazısına rağmen pek kötü bir yazmadır. Sayfa rakkamları da yanlıştır. İçinde eksikleri de vardır.
Buna rağmen istinsah tarihi belli olan tek nüsha
budur. istanbul'da Kâtib Mustafa tarafından 997
rebiülevvelinin ortasında (= 1589 şubatının başı)
istinsah edilmiştir.
— İstanbul nüshası: Müze-i
Hümayun'da bulunan bu nüsha İstanbul basınına temel
olmuştur. 908 (= 1592) yılma kadar gelmektedir
Eksikler ve yanlışlarla dolu ve bazan da karışık bir
nüshadır. Fakat bazı noktalarda diğer nüshaları
tamamlamaktadır.
— Paris nüshası: 118
numaradadır. İfade farkları bakımından Öteki
nüshalardan epey ayrıdır. Bundan dolayı Giese, nüsha
farklarını gösterememiştir. Aradaki farkların
çokluğu ve başka sebepler yüzünden Wittek bu nüshayı
Âşıkpaşaoğlu'nun kaynağı saymıştır.