Tevarih-i al-i osman, tevarihi ali osman, aşıkpaşaoğlu ahmed aşıki, ahmet aşıki

Tevarîh-i Âl-i Osman (Âşıkpaşaoğlu Ahmed Âşıkî)

 
 

 

 

3

Âşıkpaşaoğlu'nun yazdığı Tevârîh-İ Âl-i Osman'ın hangi yıla kadar geldiği, bu eser hakkında yazı yazan bilginler arasında fikir ayrılığına sebep olmuştur: Tevârîh-i Âl-i Osman'ı hicrî 1332 ( = 1914) yılında İstanbul'da bastıran Âlî Beğ merhum, İstanbul basınıına temel olan Müze-i Hümayun nüshasının sonundaki kayda bakarak 908 ( = 1502) yılma kadar ihtiva ettiğini ileri sürmüş, 12 nüshaya dayanarak 1929'da daha mükemmel ve mukayeseli bir nüsha hazırlayan Giese ise 899 (= 1493-1494) yılına kadar olan vekayii İhtiva ettiğini, bundan sonraki vukuatın başkaları tarafından eklendiğini iddia etmiştir.

Âşıkpaşaoğlu hakkında daha dikkatli bir inceleme yapan Raif Yelkenci ise kitabın 883 (= 1478) yılında Fatih tarafından İşkodra'nın zaptı vak'asıyla sona erdiğini, bundan sonra 908 ( = 1502) yılına kadar olan 24-25 yıllık vukuatın başkaları (ihtimal müridleri) tarafından kitaba eklendiğini söylüyor ve oldukça kuvvetli deliller veryior. Raif Yelkenciye göre şimdiye kadar bu tarih üzerinde inceleme yapanları aldatan nokta, İstanbul basımının 35'inci Giese basımının 33'üncü sayfasındaki:

Bu ömür seksen altı olduğunda,

  Bayazıd Han, Buğdan'a ağdığında

beyitidir. Çünkü bu beyit doğru olduğu takdirde Âşıkpaşaoğlu'nun, İkinci Bayazıd tarafından Buğdan'a yapılan sefer sırasında, yani 889 (= 1484) yılında 86 (milâdî hesapla: 83) yaşında olması icap eder. Bu takdirde .de 816 (= 1413) yılında Geyve'de bulunduğu zaman 13 yaşında bir çocuk olması lâzım gelir. Büyük bir ihtimalle kendisi Mehmed Çelebi'nin ordusunda olduğu için, 13 yaşında bir çocukken bu sefere iştirak etmiş olması uzak bir ihtimaldir. Bundan başka, İstanbul basımının 188'inci sayfasında, 883 ( = 1478) yılında İskenderiyye'nin (yani İşkodra'nın) alınması dolayısıyla "Sultan Mehmed'in cemi' gazası İskenderiyy'de tamam oldı" diyerek Fatih devri savaşlarının bittiğini açıklamış oluyor, Eğer Âşıkpaşaoğlu İkinci Bayazıd çağında sağ olmuş olsaydı, her halde bu tabiri kullanmaz, Fatih zamanında yapılan öteki savaşları zikretmeden Sultan Mehmed'in gazalarının bittiğini ilân etmezdi. Ve nihayet "Menâkib ül-'Ârifîn tercümesi"nde ve ondan naklen "Hadîkat ül-Cevâmi'" de Âşıkpaşaoğlu'nun 22 Muharrem 886 cuma günü ( = 23 Mart 1481) öldüğü kayıtlıdır. Yalnız Menâkib ül-'Ârifîn tercümesinde küçük bir zühul vardır ki o da Seyid Velâyet'in kayınbabası olan Ahmed Âşıkî'nin, Seyid Velâyet'in babası diye gösterilmiş olmasıdır.

Raif Yelkenci, Âşıkpaşaoğlu tarihinin telif yılı hakkındaki fikirlerini "Vakit" gazetesinin 18-19-20 Mayıs 1945 tarihli nüshalarında yayınlamıştır. Bütün fikirleri altüst eden "Bayazıd Han Buğdan'a ağdığında" mısraını da yanlış olarak kabul etmekte, bunun doğrusunun "Muhammed Han Buğdan'a ağdığında" olması gerektiğini ileri sürmektedir. Bayazıd Han adı, her halde Bayazıd zamanındaki istinsahlardan birine müstensih tarafından konmuş ve mevcut nüshalar da hep bu istinsahtan kopya edilmiştir. Netekim Giese basımına temel olan ve Giese tarafından en iyi nüshalardan biri sayılan Upsala nüshasında, Osmanlı hanedanını anlatan biricinci babda, İkinci Bayazıd'ın oğlu şehzade Korkud da "Sultan Korkud" diye Osmanlı hükümdarları arasında sıralanmaktadır. Bu, hiç şüphesiz, şehzade Korkud'un birkaç gün babasına vekâlet etmiş olmasından değil, o nüshanın şehzade Korkud'un bulunduğu bir yerde yazılmasından, belki de ona sunulmuş olmasından dolayıdır.

Ben, Raif Yelkencinin fikirlerini kabule mütemayilim. Çünkü:

1 — Kitaptaki "Bayazıd Han Buğdan'a ağdığında" mısraı doğru olduğu takdirde ve bütün kitabın Âşıkpaşaoğluna ait olduğu kabul edilince, 908 (= 1502)
de 100 yaşını geçmiş olması gerekir. Bu da pek kolay kabul olunacak bir ihtimal değildir.

2 — İstanbul basımının sonunda (s. 274), eserin 166 bab olduğu söylendiği halde İstanbul basımı 198 babdır. Demek ki sonradan sokuşturmalar yapılmıştır.

Tevârîh-i Âl-i Osman Nüshaları:

Âşıkpaşaoğlu'nun mukayeseli basımını yapan Giese bu tarihin mevcut nüshaları hakkında bilgi veriyor. Nüshaların bir takımı tam, bir takımı eksiktir. Tam nüshalar şunlardır:

Upsala nüshası . Tornberg katalogunda 279 numara ile gösterilmiştir. Kitabın adı yoktur. Gayet güzel yazılmış bir nüshadır. Fakat imlâ yanlışları ve ihmaller oldukça fazladır. Yanlış ciltlenmiştir ve kitapta dört yerde büyük atlamalar vardır. Giese bu nüshayı kendi basımına temel yapmıştır.

Mordtmann nüshası': "Menâkib ve Tevârîh-i Âl-i Osman" adında bir ütopyadır. 1859'da Henri Cayol'un elinde bulunan bir yazmadan istinsah olunmuş, fakat sonra Cayol orijinali kaybolmuştur. Pek iyi bir nüshadır. Fakat bunda da ihmaller ve imlâ yanlışları görülüyor

Berlin nüshası: Prusya Devlet Kütüpanesi'nin şark yazmaları kısmında 2448 numarada "Menâkib ve Tevârîh-i Âl-i Osman" adıyla kayıtlıdır. Sonunda birçok sayfalar eksiktir. Giese'ye göre en iyi yazma budur. Fakat Giese kendi basımına başladıktan sonra bunu görebilmiş ve bunu basıma temel yapamamıştır. Berlin nüshası önce İstanbul'da, kitapçıların elinde bulunuyordu. Maalesef Almanlar'a satıldı. Bu nüshayı gören Raif Yelkenci bu harekeli ve .güzel nüshanın aşağı yukarı 950 (= 1543) yıllarında istinsah edilmiş olduğunu söylüyor.

Dresden nüshası: Âdı "Tevârîh ve Menâkıb-ı Âl-i Osman" dır. Dresden Kıral Kütüpanesi şark yazmaları kataloğunda 60 numarada kayıtlıdır. İyi bir yazmadır. Fakat bunda da mühim atlamalar vardır. Bir de Türkçe kelimeler yerine Arapça-Acemce kelimeler oturtulmuştur ki bu gayretkeşlik başka yazmalarda yoktur.

Nikolshurg nüshası: Nikolsburg (Mâhren) Şatosunda Prens Ditrichstein'in kütüphanesindeki nüshadır. İhmaller, acelecilikler ve imlâ yanlışları ile doludur. Fakat tam bir nüshadır. 897 (= 1492) tarihine kadar gelmektedir.

Vatikan nüshası: Adı "Kitab-ı Menâkıb-ı Tevârîh-i Âl-i Osman" dır. Güzel yazısına rağmen pek kötü bir yazmadır. Sayfa rakkamları da yanlıştır. İçinde eksikleri de vardır. Buna rağmen istinsah tarihi belli olan tek nüsha budur. istanbul'da Kâtib Mustafa tarafından 997 rebiülevvelinin ortasında (= 1589 şubatının başı) istinsah edilmiştir.

İstanbul nüshası: Müze-i Hümayun'da bulunan bu nüsha İstanbul basınına temel olmuştur. 908 (= 1592) yılma kadar gelmektedir Eksikler ve yanlışlarla dolu ve bazan da karışık bir nüshadır. Fakat bazı noktalarda diğer nüshaları tamamlamaktadır.

Paris nüshası: 118 numaradadır. İfade farkları bakımından Öteki nüshalardan epey ayrıdır. Bundan dolayı Giese, nüsha farklarını gösterememiştir. Aradaki farkların çokluğu ve başka sebepler yüzünden Wittek bu nüshayı Âşıkpaşaoğlu'nun kaynağı saymıştır.

Devamı



 Tevarih-i al-i osman, tevarihi ali osman, aşıkpaşaoğlu ahmed aşıki, ahmet aşıki

Biz Kimiz?

Anasayfa

Düşünce Alanı

Tevarih-i al-i osman, tevarihi ali osman, aşıkpaşaoğlu ahmed aşıki, ahmet aşıki