9— Mısır nüshası::
Ezher Camisinde (Rivâq ül-Etrâk, Nu. 3732) bulunan
bu nüsha hicrî 900 yılının saf er ayma ait (=
1494 kasımı) bir vak'a ile bitmektedir. Giese bu
nüshadan faydalanamamıştır. Bu nüshayı ilim
dünyasına tanıtan Joseph Schacht onu "büyük kaim bir
yazma; güzel, büyük yazı; tamamen harekeli" olarak
vasıflandırmaktadır (Kahire, ve İstanbul
Kütüpahnelerindeki Eserlere Dair, Nu. 88, Prusya
İlim Akademisi Felsefe-Tarih Şubesi Tebliğleri
Berlin 1928).
10— Kilisli Rıfat taralından
bahsedilen nüsha: Kilisli Rıfat, "Türk Yurdu",
dergisinin 1927'de çıkan 28'inci sayısında (cilt:
5). bu yazmadan bahsediyor, baştan ve sondan eksik
olmasına rağmen İstanbul basımından daha iyi
olduğunu söyleyerek bazı örnekler vermek suretiyle
İstanbul basımının yanlışlarından birkaçını
düzeltiyor. Bugün bu nüshanın, nerede olduğu belli
değildir.
11— Ahmed Vefİk Paşa nüshası:
Böyle bir nüshanın olduğu Ahmed Vefik. Paşa'nın
9 teşrinievvel 1292'de A. D. Mordtmann'a yazdığı
mektuptan anlaşılıyor.. Fakat bu nüshanın, da ne
olduğu belli değildir.
Tevârîh-i Âl-İ Osman'ın eksik nüshaları da
şunlardır:
1— Oksford nüshası: Her.
sayfası 18-21 satırdan 17 yapraklik bir Âşıkpaşaoğlu
parçası olan bu eser basılmamış. Ethes kataloğunda
2049 numaradadır. Bu. nüshada şiirler yoktur. Bab
başlıkları da çoklukla ihmal olunmuştur.
2— Viyana nüshası:
Viyana'da İmparator-Kıral Kütüphanesi'nde.982
numaradadır. 20-30 sayfalık bir parça olan bu nüsha
İstanbul nüshasına benzemektedir.
3— Parîs nüshası: 50-60
sayfalık bir parça olan bu. nüsha Upsala nüshasına
benzemektedir.,
Âşıkpaşaoğlu Tarihî'nin İki Basımı:
Osmanlı tarihlerinin en
mühimlerinden olan Aşıkpaşaoğlu tarihi şimdiye kadar
biri Türkiye'de, biri Almanya'da olmak üzere İki
defa basılmıştır.
Türkiye basımını "Tarih-i Osmani
Encümeni" yaptırmış ve eser 1332 (= 1914) yılında
Müze-i Hümayun Hâfız-ı Kütüb Muavini merhum Âlî
Beğ'in yazdığı önunçlç birlikte Müze ve Vatikan
nüshalarına dayanılarak bastırılmıştır* 90S (= 1502)
tarihine kadar gelen bu nüshanın metni 274 sayfa
tutmaktadır. Sonunda, endeksleri vardır. Sayfa
altlarına gereken izahlar yapılarak eserden istifade
kolaylaştırılmış olmakla beraber eldeki iki nüshanın
kifayetsizliği ve eksikliği dolayısıyla bu basım
kandırıcı olmamıştır.
1929'da. Almany'ada, Laypzig'de
Profesör Giese tarafından yapılan ikinci basım ise
Tevârih-i Âl-i Osman'ın tam ve eksik
nüshasıyla Neşri nüshalarından bîrine dayanılarak
yapıldığı için. daha mükemmel olmuştur. Metin 232
sayfadır ve 897 yılına kadar gelmektedir:. Fakat
mevcut nüshaların en iyi olanı Berlin nüshasından
tamamiyle istifade edilmediği İçin bu basım da arzu
edildiği kadar mükemmel olamamıştır, Giese, kendi
Basımının yarısı bittikten, sonra bundan,
faydalanabildiği için esef etmektedir."
Aşıkpaşaoğlu Tarihi'nin Üçüncü Basımı:
Bu üçüncü, basımda, ben; şimdiye kadar, anlaşılan
mânâda ilmi ve mukayeseli bîr yayın yapmayı
düşünmedim. Yani nüshalardan birini esas yaparak,
ötekilerinin farklarını notlarla sayfa altında
göstermek yoluna gitmedim. Çünkü bu yolun her zaman
faydalı ve isabetli olduğuna inanmıyorum.
Nüshalardan hiçbirisi tam mânâsı ile tatmin
etmediği, daha doğrusu hepsi ve en iyisi bile
şüpheli kaldığı zaman, böyle bir usulün sakat
olacağım düşünüyorum. Bilâkis her nüshanın en doğru
tarafını alarak; hepsinden ayrı, fakat hepsinden
doğru bîr metin elde etmeyi mantığa daha uygun
buluyorum. Şüphesiz bu usulde de, eseri düzenleyenin
bazen aldanmak ihtimali vardır. Fakat düzenleyenin
aldanması usulün sakatlığını göstermez. Bilâkis
yapılacak tenkidlerle, günün birinde orijinale çok
yakın bir metin elde etmemizi sağlar.
Kanaatimce, Aşıkpaşaoğlu
nüshalarından hepsi, aradan çıkarılan kelimeler ve
cümleler dolayısıyla eksiktir. Her istinsahta
metinden bazı kelimeler atlanmış, bazan da eski
Türkçe kelimeler yerine yenileri veya
Arapça-Acemceleri konmuş, böylelikte metin orijinal
vasfını kaybetmiştir. Bu atlamaları gösteren iyi bir
örneği aşağıda veriyorum, İstanbul nüshasında, Giese
basımına temel olan Upsala nüshasında ve Mordtmann
nüshasında aynı parçanın birbirinden ne kadar farklı
olduğu bu örnekle görülecektir. Fakat bu fark
değişik kelimeler kullanmaktan ndoğmuş değildir,
Bilâkis, Mordtmann nüshasındaki bazı kelimeler,
mânâya bozukluk vermeden Upsala nüshasında ihmal
olunmuş, Upsala nüshasındaki bazı kelimeler de yine
mânâya bozukluk vermeden İstanbul nüshasından
çıkarılmıştır. Bu manzara, en iyi nüshanın bile
mânâya sakatlık vermeden yapılmış ihmallerle dolu
olduğu şüphesini uyandırmaktadır. Bundan başka
eserin bütün nüshalarında İkinci Bayazıd'ın zikri,
hattâ Upsala ve Paris nüshalarında İkinci Bayazıd'ın
oğlu şehzade Korkud'un zikri, orijinale neler
karıştırıldığını göstermeğe kâfidir.
Aşağıdaki örnekte "M" ile
gösterilen üst satırlar Mordtmann nüshasının, "U"
ile gösterilen orta satırlar Upsala nüshasının, I""
ile gösterilen alt satırlar da İstanbul nüshasının
metnidir. Her üç nüshada çizgi ile gösterilen
yerler, İstinsah sırasında atlanmış kelimeleri
gösterir. Fakat bu atlamalar okadar yerinde
yapılmıştır ki, başka nüshalarla kontrol etmeden,
her hangi birisindeki atlamayı kestirmek güç, bazan
da imkânsızdır.
M. ) Âl-i Abbas zamanından ta Süleymanşah
zamanına
U. ) Al-i Abbas zamanında
I. ) Al-i Abbas zamanında
M.) değin nesi-i celi galib idi nesl-i Yâfes
üzerine. Rum
U. ).......leşker-i Arab galib idi Rumun
üzerine.
I. )........leşker-i Arab idi Rumun üzerine.
M. ) dahı mağlûb idi. Acem dahı mağlûb idi.
Nesl-i Yâfes
U. ).................. ve
Acem dahı mağlûb idi