Kendisini "Derviş Ahmed Âşıkî"
diye tanıtan Âşıkpaşaoğlu hicrî 795'te (milâdî: 17
Kasım 1392–5 Kasım 1393) Amasya'ya bağlı Ulvan
Çelebi köyünde doğdu. Soy kütüğü şöyledir:

816'da (milâdı: 3 Nisan 1413–22
Mart 1414) yani yirmi yaşlarında iken Geyve'de
hastalanmış ve Orhan Gazi'nin imamının oğlu olan
Yahşi Fakih'in evinde kalarak bu evde
Osmanlı tarihinin Yıldırım Bayazıd sonuna kadar olan
bölümünü yazılı olarak bulup okumuştur. Bu sırada
Çelebi Sultan Mehmed’in, Musa Çelebi ile çarpışmak
üzere Rumeli'ye geçtiğini görmüştür. Hâttâ
kendisinin de Geyve'ye kadar Çelebi Mehmed'in
maiyetinde gelmiş olması muhtemeldir.
825'te (milâdî: 26 Aralık 1421–14
Aralık 1422) ikinci Murad'la Yıldırım'ın oğlu
Mustafa Çelebi arasındaki vukuata katılmıştır.
Vaktiyle Musa Çelebi'nin maiyetinde bulunduğu için
Tokat'ta mahbus bulunan Mihaloğlu Mehmed Beğ,
vezirlerin iltiması ile hapisten çıkarılarak
Bursa'ya gelirken Ulvan Çelebi tekkesi'ne
uğrayarak derviş Ahmed Âşıkî'yi de yanına almış,
İkinci Murad'ın ordusuna getirmiştir. Ahmed Âşıkî,
Ulubat köprüsü yanında iki ordu arasındaki vukuatı
görmüştür.
840'ta (miladî: 16'temmuz
1436–4'temmuz 1437) Hacca gitmiştir. Mısır'da
Bekriyye tarikatından Seyid Ebülvefâ'nın halifesi
olmuş, Mekke'de de başka şeyhlerle görüşüp
konuşmuştur.
841'de (milâdî: 5'temmuz 1437–23
Haziran 1438)Hacdan dönerek sancak beğlerinden İshak
Beğ'le birlikte Üsküb'e gelmiş, onunla birlikte
akınlara katılmıştır. Bir defa İshak Beğ'in oğlu
"Paşa Beğ" ile ve "Kılıç Doğan"la birlikte çapula
gitmiş, bir gün'de İshak Beğ'in maiyetinde
büyük bir çarpışmaya katılarak birkaç düşman
öldürdükten başka beş tanesini de esir ederek
Üsküb'e getirmiş ve 900 akçaya satmıştır.
842'de (milâdî: 24 Haziran 1438-
13Haziran 1439) ikinci Murad'ın Macaristan akınına
katılmış ve Sultan Murad kendisine dokuz esir
verince Âşıkpaşaoğlu: "Devletlü Sultanum! Bu
esiri götürmeye at gerekdür ve bu yolda akça gerek"'demiş,
padişah'da kendisine 5000 akça ile 2 at vermiştir.
Âşıkpaşaoğlu esirleri dört ata (ikisi herhalde
kendisinindi) yükleyerek Edirne'ye gelmiş, esirlerin
kimini 200, kimini 300 akçaya satmıştır.
852'de (19 Ekim 1448) Hunyadi
Yanoş'la yapılan ikinci Kosova Savaşında bulunmuş,
55 yaşında bulunmasına rağmen, vuruşmada bir düşman
askerini öldürmüş ve padişah tarafından kendisine
bir at verilmiştir.
857'de (29 Mayıs 1453)
İstanbul'un fethinde Ak Şemseddin, Şeyh Vefa,
Akbıyık gibi şeyhlerle birlikte bulunup İstanbul
alındıktan sonra kendisine gaza malından ev verilmiş
olması ve dışardan İstanbul’a getirilenleri irşadla
vazifelendirilmiş bulunması kuvvetle muhtemeldir. Bu
sırada evinin yanına bir'de mescit yaptırmıştır,
İstanbul’a yerleştikten sonra Râbia adında bir kızı
doğmuştur.
861'de (milâdî: 29 Kasım 1456–18
Kasım 1457) Fatih'in oğullan Bayazıd'la Mustafa'nın,
Edirne'de yapılan sünnet düğününde davetli olarak
bulunmuş ve herkes gibi o'da padişahın ihsanına nail
olmuştur.
Aynı yılda padişahın yaptığı
Ballıbadra seferi dolayısıyla ihsan umarak Üsküb'e
gitmiştir.'tarihinde ihsan aldığına dair bir şey
söylemediğine göre umduğuna erememiş olduğu
anlaşılıyor.
874'te (milâdî: 11'temmuz 1469–29
Haziran 1470) kızı Râbia Hatun'u, müridlerinden
Seyid Velayetle evlendirmiştir.
22 Muharrem 886 Cuma günü (= 23
Mart 1481) milâdî hesapla 88 yağında olduğu halde
Ölmüştür.
Eserine "Tevârîh-i Âl-i
Osman"'denilmiştir. "Osmanlı
Hanedanı tarihi"'demektir. Bunu 1476'da yazmaya
başlamıştır. O zaman 83 yaşında olduğuna göre
hafızaya dayanarak verdiği bilgilerde epey yanlışlar
olacağı tabiîdir ve bu yanlışlar belli olmaktadır.
Fakat içinde bulunduğu vakalar hakkındaki
bilgileri tarihî değer taşımaktadır. Tarihinin
kaynaklarım şöylece sıralayabiliriz:
1— Başlangıçtan Yıldırım Bayazıd
sonuna kadar olan kısmı, Orhan Gazi'nin imamının
oğlu Yahşi Fakih'in evinde gördüğü bir kitabı
okuyarak Öğrenmiştir. Kendisi o sırada 20 yaşında
idi. Kitabım yazarken 83 yaşında olduğuna göre arada
geçen 63 yılda birçok vukuatı unutmuş veya yanlış
hatırlamış, karıştırmış olacağı tabiîdir.
2— Hicrî 793'te (milâdî: 9 Aralık
1390–28 Kasım 1391) Yıldırım Bayazıd'ın Alahisar'da
Macarlar'la yaptığı savaşı, o savaşta bulunan Temürtaşoğlu
Umur Beğ'den dinleyerek anlatmıştır.
3— Yıldırım'la Aksak Temir
arasındaki 1402 Çubukova savaşını, o savaşta
Yıldırım'ın Solaklarından olup sonra Çelebi Mehmed
zamanında Amasya dizdarı, îkinci Murad zamanında'da
Bursa naibi tayin olunan birisinden işiterek yazmış,
fakat bu adamın adını söylememiştir.
4— İkinci Murad ve Fatih
zamanlarım bizzat yaşayarak ve savaşlardan bazısına
katılarak kaleme almıştır.
Bu tarih, o zamanın konuşulan
Türkçesiyle yazılmış bir eser olup tarihî değerinden
başka dil bakımından da büyük kıymet taşımaktadır.
Dili ve üslûbu Dede Korkut kitabının dilini ve
üslûbunu andırmaktadır. Kitaba, müellifin ölümünden
sonra'da bazı kimseler, ihtimal Âşıkpaşaoğlu'nun
müridleri tarafından eklemeler yapılmıştır. Ben o
parçalan buraya almadım.
Müellif, anlattığı
vakaların tarihini yalnız hicrî yıl olarak vermekte,
ay ve gün zikretmemektedir. Bu sebeple bir hicrî
yıl, milâdî tarihin hangi yılının hangi gününden
başlayıp hangisinde bitiyorsa, onu, parantez içinde
göstererek okuyuculara kolan buraya almadım.
Âşıkpaşaoğlu tarihinin yazma
nüshalarında bazı isimler ve rakkamlar birbirinden
farklı şekilde kaydedilmiştir. Bu farkları dip
notlarında gösterdim.
Müellif, bâblara ayırdığı
eserinde, hemen her babın sonuna bir takım
manzumeler'de eklemiştir. O bâbdaki tarih vakaları
ile ilgili olan bu manzumeler gayet bozuk bir aruzla
yazılmıştır. Şiir bakımından hiç bir'değeri olmadığı
gibi eserdeki güzel ve akıcı Türkçeden de bu
manzumelerde eser yoktur. Bu sebeple boşuna yer
kaplamaması için bu acemice manzumeleri buraya
almadım.
23 Şubat 1970
ATSIZ