Millete ihanet yalnız askerî sırları düşmana
satmakla olmaz. Mevkiinin otoritesini kendi menfaati için
kullanan devletli, akrabasının çocuğunu hatır için geçiren
öğretmen, vazifesi başına geç gelip millet fertlerini bekleten
belediye doktoru da birer vatan hainidir. Farkları, ihanetin
şümulü bakımındandır. Fakat vatan ihanetinin bir de başka
türlüsü vardır ki diğer bütün vatan ihanetleri gibi hale ve
istikbale değil, maziye karşı olduğu, yani tamiri imkânsız
bulunduğu için daha korkutucudur.
Bir millet yalnız bir insan yığını, bir vatan yalnız kuru
toprak değildir. Milleti ve vatanı millet ve vatan yapan şey
hatıralar, izler, eserlerdir. Bunun için ecdadın eserleri
mukaddestir. Türbelere, mezarlara bunun için saygı gösterilir.
Şimdiye kadar bilgisizlik yüzünden pek çok eski eserlerimiz
harap oldu. Fakat artık bizde tarih şuuru doğduktan sonra eski
eserleri harap etmek vatana ihanetten başka bir şey değildir.
Fransız Prost'un yaptığı yeni İstanbul plânına göre İbrahim
Paşa sarayından başka Sultan Ahmet velhasıl 300 yıllık sanat
eserlerin de yıkılacağını işittik. Plânı gören mimar Sedat
Çetintaş da Cumhuriyet gazetesine yazdığı makale ile bu feci
haberin bir hakikat olduğunu bildirdi. Prost bir yabancı olduğu
için ona göre Türk eserlerinin hiç bir değeri olmayabilir. Fakat
bu plânı tatbik edecek olan insanlarda biraz millî şuur, biraz
ecdat sevgisi, biraz tarih ve ilim ve zihniyeti yok mudur?
Prost'un plânına göre Sultan Ahmet meydanı eski hipodromun
manzarasını alacak, böylelikle mazi ihya olunacakmış.
Kılıcımızla yıktığımız Bizans’ın bir hatırasını diriltmek
için ecdadımızın 300 yıllık zafer hatıralarını ve eserlerini
yıkmak bize yakışır mı? Ecdadının eserini ancak soysuzlar imha
eder. Türk milleti soysuz mudur? Hani tarih kurumuna soruldu
idi? Hani tarih kurumu hayır dediği için İbrahim Paşa sarayı
yıkılmayacaktı? Bu karara rağmen gizli ve sinsi sinsi rol
oynayarak bu sarayı ve Sultan Ahmet türbesini yıkmağa kalkan
melun kuvvet kimdir? Herkese sorduk. Kimsenin bundan haberi yok.
Eğer düşmanımız Moskof Çarlığı İstanbul’u alabilseydi
ecdadımızın eserlerini ancak o yıkacak, kimbilir, belki de
tarihî değeri vardır diye muhafaza edecekti. Şimdi iş bu raddeye
geldikten sonra pekâlâ Sultan Ahmet camisi de yıkılarak meydan
daha geniş bir hal alabilirdi.
Bir adam asılacağı zaman nasıl bu iş çingenelere
gördürülürse, ecdat eserlerini yıkmak için de yazı yazan çingene
ruhlu insanlar görüyoruz. Sonra hiç utanmadan çıkıp da en eski
ve medeni millet olduğumuzu iddia ediyor ve bunu tarih kurumu
ağzıyla bütün cihana haykırıyoruz, değil mi? Medeniyet ecdat
eserlerini yıkmak mıdır? Çemberlitaş gibi kaba ve bize ait
olmayan bir eseri bütün çirkinliğine ve tehlikesine rağmen
muhafaza edip de zarif medreselerimizi, türbelerimizi ve nevinde
yegâne olan İbrahim Paşa sarayım yıkmak Vandallık değil de
nedir?
Ecdat eserleri yıkılamaz. Nasıl Teşkilâtı Esasiye’nin birinci
maddesini hiç kimse, hatta Millet Meclisi bile değiştiremezse
ecdat eserlerini de hiç kimse yıkamaz.
Bu büyük facia karşısında mesuliyetin en büyüğü de tarihçi
saylavlara düşmektedir. Millet Meclisi Reis vekili Şemsettin ve
Kars saylavı Köprülü gibi tarih bilginleri bu Vandallığa göz
yumup da ağız açmayacak olurlarsa tarih ve millet huzurunda pek
ağır bir mesuliyet altına girmiş olacaklardır.
Millet Meclisi Reis vekili olduğu için Türkiye’nin büyüklükte
dördüncü veya beşinci şahsiyeti olan Bay Şemsettin Günaltay bu
meseleyi, eğer isterse, bir takrirle, hatta bir kaç sözle
önleyebilirdi.
Bay Fuat Köprülü, Ülkü mecmuasındaki o güzel baş yazılarından
birini buna hasredebilirdi. Maarif vekili Hasan Ali Yücel de
münevver bir Maarif vekili ve eski eserlere meclup bir insan
sıfatıyla bu işe engel olabilirdi.
Onlar da buna aldırmazlarsa, ey Prost, fırsat değmişken
vur!.. Ecdat eserlerini yık!.. Bu Türk şehrini Bizans yapmağa
çalış!.. Fakat unutma ki birinde yine bu Türkler, senin Bizans
yapmağa çalıştığın İstanbul’da icap ederse Ayasofya’yı da
tuz-buz ederek ecdat eserlerinin kırıntılarını berkitip yine
eski azametiyle eski yerlerine koyarlar...
ÇiftçiOğlu
Kopuz, 15 Ağustos 1939,
Cilt: 1, Sayı: 5