ATSIZ MECMUA

 
 

 

 

 
Sayı: 1 ATSIZ MECMUA Sayfa: 3

sına uygun şeraiti kaybedip unutuyorlar. Diğerleri ancak ikinci devrede kalıyor ve ü-çüncü devreye geçemediğinden toplanmak temayülünü gösteren destan parçaları ta-mamıyla toplanarak muntazam, mükem-mel bir millî destan şeklîni alamıyor. Kırgız Türkleri Radloff'a göre işte bu ikinci devre-dedir. Bunlar Radloff'un zamanında (1865) hakiki epik devrini geçiriyorlardı, Hatta destan parçaları muayyen bir mihver etra-fına toplanmış bulunuyordu. O, Kırgız " Ma-nasçı"larını Yunan aöde'lerine mukabil tut-tuğu halde Kazak-Kırgızları hakiki epik dev-rine girmeden medeniyet tesirine kapılmış bir kavim sayıyor, ve onlarda destan par-çaları söyleyen "Akın"ları Rapsode tesmiye ediyor. Fakat bizim  bildiğimize göre Türk-ler bu ikinci devreyi birkaç defa geçirmiş-lerdir. Yalnız Kırgızların değil bütün Türk milletinin mefkuresini ve düşüncelerini bir yere toplayan destanlar bütün Türk mille-tini birleştiren Oğuz ( = Hun, Kun) ve Çingîz vekayii gibi hâdiseler dolayısıyla husule gelmiş, fakat üçüncü devreye giremeyip büyük bir millî halk şairi tarafından tespit edilerek muntazam millî destan şeklini ala-mamış velüful edip gitmiştir. Bizde bu bü-yük destanların ancak enkazı vardır.

  Üçüncü devirde hakiki ve mîllî destan teş-kilinin en güzel misalleri İran Şehnâmesiyle Fin kalevala'sıdır. Bunlar da birden vücude gelmiş değildir. Sâsânî Devletinin başına gelen ve onu inkıraza uğratan vekayi İran millî ruhunu öldüremedi. O ruh islâmiyet, unvanı altında yaşadı. Horasan'da yerli İ-ranlı ve Türk sülâlelerinin, Samânî ve Gaznevîler devletinin teşekkülü İran milli-yetperverlerine çok ümitler ve ilhamlar verdi. Bunun ne derecede kuvvetli olduğu-nu biz yalnız Şehnameden değil o zamana ait kayıtlardan da  anlayabiliyoruz. Ezcümle Firdevsî'nin muasırı olan El-Bîrûnî, zama-nındaki münevverlerin Arap diline istihza nazarıyla baktıklarından, Farîsîye temayül-lerinden şikâyet ediyor.

  İran destanı şarkî İran'da tanzim edilen Firdevsî'den evvel orada bu isle Ebû Mu-keyyed el Belhî, Ebû Ali el Belhî, Ebû Men-sur Daqîqî gibi İran milliyetperveri meşgul oldular.

  Firdevsî onlardan istifade etti. Hatta "Da-qîqî"nin yazdıklarını tasrihle tamamen nak-ledip destan bildiğimiz şeklîni verdi, ve hak-lı olarak "işte Acem milletini Farslık esasın-da dirilttim" diye bağırabildi. Bu gurur Sâ-sânî İran siyasî hakimiyetini diriltmek ü-mitlerinden uzaktı. Araplarla alay etmekle beraber destanın sonu matem şeklindedir. Bu destan Iranın eski mefahirini söylemiş ve İran'ı medenî bir kül olarak göstere bil-miştir.

  "Kalevala" ya gelince, Steintbal'a göre 1332 yılında Lönnort bu destanı meydana koyuncaya kadar Fînler'de böyle bir destan kül olarak meydanda idiyse de milletin ru-hunda yaşıyordu. Halkın destancı sairleri, bu destanın esasen böyle olduğunu duy-makla beraber ancak ayı ayrı parçalarını bi-liyorlardı. Lönnort onları halktan öğrenerek anladığı veçhile toplayıp birleştirdi. Eserde dağınık levhaların raptı ancak Lönnort'a il-ham edilen bir keyfiyettir. Lönnort bu işi pek kolaylıkla yapmış değildir. Hatta diyor-lar ki, eğer Lönnort eserin yarısını yazıp tespit etmemiş olsaydı destanın bütününü veremezdi. Gerek Homer'in, gerek Firdevsî ve Lönnort'un zamanında mensup oldukları mîlletin birliğini ve mazisini anlayış hususi-yeti hakkında bütün cemiyet efradında u-mumî kanaat vardı.

***

  Bizdeki eski büyük destanların enkazı yeni baştan mükemmel bir destan şekline gele-bilmek için kâfi mevat teşkil edebiliyor mu? Bizim geçirdiğimiz ve bugün geçirmekte ol-duğumuz sarsıntılar eksik değil. Gerek garp (Türkiye ve Azerbaycan) Türklerinde ve ge-rek orta (Türkistan) Türklerde muayyen bir kültür seviyesine inkılâp suretiyle yükseliş ve dolayısıyla geçirilen derin buhranlar ve ıstıraplar meydandadır. Fakat o eski des-tan enkazı bir mîllî şair tarafından işlenerek ihya edilip yeni, muayyen ve mükemmel bir şekil alabilir mi? Destan zamanı geçmiş de-ğil midir? Bu meselelere ileriki makalele-rimizde cevap vermeye çalışacağız.

Prof. Ahmed Zeki Valîdî

Sayfa 4

 



 

<< Atsız Mecmua

Anasayfa

Düşünce Alanı >>