|
mına
muhtaçtırlar. Ustalar, dülgerler
çalış-maktadırlar, fakat
bunların mesaisinde ih-tisas ve
iş bölümü yoktur.
Milletimizin yeni doğuşuyla
muasırız. Bü-tün
müesseselerimize bakınız bir
yenilik, bir acemilik
göreceksiniz. Bazıları bu bece-riksizliği,
bu acemiliği kötü niyetimize,
bazı-ları şarklılığımıza
atfetmektedirler. Siyase-timizde,
idaremizde, iktisadımızda
acemilik vardır.
Bu
pek tabiidir. Ahdiatika göre
Allah dün-yayı yedi günde
yaratmıştır. İşte biz Yeni
Türkiye'nin daha ilk günündeyiz.
Fakat dik-kat edelim. Nuh’un
tufanları, Firavunun zu-lüm ve
istibdadı bizim içindir. Her
attığımız adım metin olmalı ve
bir daha geri dönme-meliyiz.
Garbın teşekkül ve tekemmül et-miş
cemiyetlerine benzer hiç bir
yerimiz yoktur. Garp
cemiyetlerindeki ahenk ve in-zibattan
mahrumuz. İhtisas, işbölümü,
kıy-met ve ehliyet mefhumları
daha bize ulaş-mamıştır. Yeni
Türkiye'nin inkişaf ve neş-vüneması
güçtür. Garp milletlerinde
olduğu gibi bizde müşterek
hisler kuvvetli değildir. Buna
mukabil müfrit bir "Bencillik"
vardır. Halkın idraki sathan
genişlemiş fakat derin-lik
itibarıyla azalmıştır. Dünün
karanlık hü-kümlerinden kurtulan
milli duygularda şuur yoktur.
Sevki tabiiye müstenittir.
Bugünün
adamlarına düşen vazife, temeli
kan ve iman örülü yeni binada
oturacak in-sanları buraya layık
bir şekilde yetiştirmek-tir.
Burada oturacak insanların bu
binanın en ücra köşesine
varıncaya kadar hürmet-kâr
olmaları lazımdır.
Büyük
devlet adamları, şöhretli
âlimler gençlikle meşgul
olmuşlar, onu yetiştirme-ye
çalışmışlardır. Atina'da Solon,
Isparta'-da Likörg Yunan
sitelerine genç yetiştiri-yorlardı,
Fransa'da Ansiklopedistler,
Alma-nya'da Fihte Fransız ve
Alman medeniyet-lerinin sağlam
temellerini gençlerle beraber
örmüşlerdir.
Bize lazım
olan gençlik bir fırka ve bir
zümre gençliği değildir. Biz
fırka ve şahsi-yetlerin
ebediyetine kani değiliz. Her
şey-den üstün, her şeyden önce
bir |
Türkiye
vardır. Biz Türk gençliği
istiyoruz! Teşkilatı esasiye
kanunumuz mükemmel-dir. İdare
şeklimiz en asri esaslar üzerine
kurulmuştur. Fakat biz bütün
bunlara müs-tahak olabilmek için
Ansiklopedistler devri-ni hiç
olmazsa bugün yaşamaklığımız
lazım-dır.
Dünyanın
her tarafında gençlik bir
şahsi-yet sahibidir. Bu, nişan,
rütbe değildir. Bir kül halinde
gençliğin müteradifidir. Kanun-larla,
emirle bahşolunmaz. Demokrasi en
müşkül idare sistemidir.
Demokrat idare-lerde
vatandaşlardan ruhi istikrar,
ahlaki ciddiyet istenir. Ruhi
istikrar, ahlaki ciddi-yet
olmayan demokrasiler
monarşilerden daha vahim
neticeler tevlit edebilirler.
Türk genci
inkılâbı benimsememiştir.
Mugalâtaya lüzum yoktur. Biz hadise ve vakıalara eserleriyle kıymet ve
mana veri-riz. Mersinde mütevazı
ve bin türlü mahru-miyetler
içinde görünmeye çalışan bir
ışık, münevver Türk gencinin
Anadolu'ya karşı lakaydisinden
bahsediyordu. Çok yazık ki bu
ışık feryatlarına bir cevap
gelmeden söndü.
İtiraf
etmeliyiz… Vazifemizi yapamıyo-ruz.
El çırpmakla, yaşa demekle
inkılâba karşı borcumuzu ödemiş
sayılamayız.
Hangi adsız Türk
genci şehirden köye bir damla
nur ulaştırmıştır?
Efendimiz
olduğunu kanunlarımızla ilan et-tiğimiz
köylüye her başımız sıkıldıkça
koşa-rız. O, ananevi bir
tevekkülle bize her şeyini
verir. Biz ona ne veriyoruz…
Demokratik
müesseselerde muallim, avu-kat,
doktor, sanatkâr ve gazeteci
gibi mü-nevverler milli
gayelerin tahakkuku için hükümet
kadar faaldirler.
Her şeyi
hükümetten beklemek doğru de-ğildir.
Biz, bu memleketin sırtında
münev-veriz diye geçinenler
fazileti, şuuru
anlaya-bildiğimiz kadar
etrafımızdakilere anlat-mak ve
onları tenvir etmek
mecburiyetin-deyiz. |