| |
|
|
Sayı: 16 |
ATSIZ MECMUA |
Sayfa: 2 |
|
larında onun
zıddına gittik. Memleketin en
yüksek ilim şahsiyetlerini
toplaması icap e-den ve yalnız
millî irfanın değil, millî mefku-renin
de kaynağı olması lâzım gelen
darül-fünuna gelince: bu millî
vazifesini ne dere-ceye kadar
yaptı? Bir iki yıl önce "darülfü-nun
vazifesini yapıyor mu?" diye
açılan bir ankete hukuk
müderrisleri: "mükemmelen
yapıyor" diye cevap vermişlerdi.
Onlara gö-re arada sırada
inkılâp nutukları vermek, bu
nutukları verirken maziyi inkâr ederek Türk tarihini
cumhuriyetten başlatmak, zaman zaman yaşasın cumhuriyet diye
kadeh kal-dırmak ve yabancı bir millete mensup pro-fesörlerle
talebeler geldiği zaman onlarla Türk milleti arasında mev- |
adı kaç kere
geçti? Halbuki bu müderrisler
inkılâba olan sadakatlerini
şekil itibariyle göstermekten
bir an bile geri kalmadılar. E-debiyat
fakültesi talebesine şehadetname
verirken cumhuriyete sadık
kalacaklarına yemin ettiren,
hatta bu yemini yabancı te-baalardan
olan talebeye de teşmil etmek
gibi gülünç bir harekette
bulunan müderris beylerin hepsi
dünün adamlarıydılar.
Onlar dün
de "padişahım çok yaşa" diye
bağırmışlardı ve bu gün istibdat
zihniyetini istibdat karakterini
aynen cumhuriyete tat-bik
ediyorlardı. Bu işlere
karşı bir aksülâ-melin olması
tabiiydi. Olacaktı da.
Ankara’-da kurulan tarih
cemiyeti bu aksülâmelin i- |
Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin,
Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın
Yorgunluğunu gidermek serin bir su başında.
Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak’tan.
Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.
Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
Duygular ölmüştür... Tapınılan bir kızın
Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.
Istırabı kanına katta göz kırpmadan iç!
Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç
Bir şeyin olmayacak... Hatta mezar taşın da...
|
|
|
|
cut tarihî
dostluktan bahsederek öpüşmek-le
darülfünunun ilmî-millî-içtimaî
vazifesi tamam oluyordu.
Bu
müderrisler ne düne, ne de bu
güne karşı olan vazifelerinden
hiçbirisini yapma-dılar.
Memleket gençliğine öğretilmesi
icap eden bir inkılâp
ideolojisi, bir eski Türk
hu-kuku vardır. Roma hukukunu,
Yunan teşki-lâtını su gibi
bilen, bülbül gibi okuyan mü-derrisler
bunu tedvin etmeyi akıllarına ge-tirdiler
mi? Şu veya bu dersin tarihini
oku-tan profesörler Fransız
hukukuna göre ya-zılmış olan ve
Türkiye’yi solda sıfır bırakan
eserleri papağan gibi tekrardan
başka ne yaptılar? İçtimaiyat
derslerinde Avustral-ya’nın
vahşî kabilelerinin isimleri
yanında "Türk" |
fadesi tarih
kongresi darülfünunun foyasını
meydana çıkaran bir meydan harbi
oldu.
***
Biz garp
medeniyetini kabul ettikten
sonra baş döndürücü bir süratle
ve kendimizi unu-tacak kadar
garplılaştık. Fakat bir de Türk-leşmek
lâzımdı. Biz öyle bir millet
olmalıy-dık ki mazideki
ananelerimizle bu günün i-caplarını
telif edebilelim. Bunun için
maziye hürmet etmek, hürmet
etmek için de mazi-yi bilmek
lâzımdı. Halbuki münevverlerimiz
maziye bol bol sövmekten başka
ne yapı-yorlardı? İmparatorluk
devrimiz olan Os-manlı ve Selçuk
hanedanları devri bir çirkef
sahnesi gibi tasvir ediliyor,
atılıyor ve her |
|
|
|
|