ATSIZ MECMUA

 
 

 

 

 
Sayı: 16 ATSIZ MECMUA Sayfa: 3

şeyin başlangıcı olmak üzere cumhuriyet devri alınıyordu. Bunun bütün kabahati k-raldan çok krallık taraftan olan yaygaracı-larda, yani inkılâbı yapanlardan çok inkılâp-çı olmaya kalkışan çığırtkanlarda idi.

  Vahdettin vatanına ihanet etti, Abdülha-mit zulüm yaptı, Sultan İbrahim deli idi diye bütün imparatorluk devri büyüklerine ve o devrin tarihine küfür etmek çok yanlış bir yoldur. İnkılâpçıların arasında birisi millî müdafaa bütçesinden çaldı diye bütün inkı-lâbı ve inkılâpçıları inkâr etmek nasıl yanlış bir hareketse, bir kaç kişi için de Kılıç Ars-lanları, Sultan Mesutları, Osman Gazileri, Orhanları, Muratları, Fatihleri, Yavuzları vesaire, inkâra kalkışmak da öyle bir hare-ket olurdu. Halbuki bizim imparatorluk tari-himiz yalnız büyük reis ve büyük kuman-danlardan; yalnız Kosova, Varna, Çaldıran, Mohaç, Silistire ve Plevnelerden ibaret de-ğildi. Onun Füzulîleri, Nedimleri, Mimar Si-nanları, Kâtip Çelebileri, kanunları, teşkilât-ları, birer sanat şaheseri olan heybetli ca-mileri, birer darülfünun olan medreseleri de vardı. Hem de bu Osmanlı ve Selçuk devri maziye daha başka ve daha şanlı devirlerle bağlanıyordu.

  Mazisi ve mefahiri olmayan milletler bile kendilerine bir mazi, bir millî destan uydu-rurken, biz binlerce yıllık şanlı bir fütuhat, teşkilât ve medeniyet tarihimizi inkâr ede-rek bir prensip halinde çingeneleşiyorduk.

  Bu uçuruma gidişin önüne geçecek kuvvet darülfünundu. Darülfünun buna karşı ne yaptı?

  Dünyada muhtelif isimler altında milliyet-perverlik cereyanları hızlanır ve Türk genç-liği berbat bir kozmopolitliğe doğru sürük-lenirken millî şuuru, millî irfanla uyandıra-cak olan darülfünun hararetli bir alış veriş pazarı halini almıştı. Darülfünunda baremin tatbiki dolayısıyla biraz fazlaca arpalık ko-parmak isteyen müderrisler birbirlerine gir-mişlerdi. "Müderrisler kendilerini yalnız il-

me hasretmelidir" diyenlere karşı yaygara kopuyor, birer bahane bulunarak onlara le-ke sürülmeye çalışılıyordu. Ömründe bir tek eser neşretmemiş olanlara, ilimle hiç bir alâkası olmayan tüccarlara, avukatlara, iş adamlarına kıdemlidir diye yüzlerce lira maaş veriliyor. Bir kütüphane dolduracak kadar eser neşretmiş olanlar birer sudan sebeple birkaç derece aşağı atılıyordu. Da-rülfünuna dışardan bakanlar bu hale "ke-mik kavgası" diyorlardı. Tasarruf dolayısıy-la hükümet millî müdafaadan bile para kes-tiği halde darülfünuna bir yıl önceki bütçe-sini aynen vererek teveccühünü göstermiş-ken, bu efendiler bu parayı öyle bir paylaş-tılar ki neşriyat yapmak, vesait almak için hemen hemen hiç para kalmadı. Fakat iş bu kadarla da bitmedi. Müderris beyler millet meclisinden çıkmış bir kanuna muhalif bir kararla ikinci bir gaf daha yaptılar: barem kanunu mucibince asistanların (yüksek tahsil gördükleri için) on ikinci dereceden maaşa girmeleri lâzımken bu asistanlara iki derece daha aşağı maaş tahsis etmekte beis görmediler. Sanki bir müderrisin mide-siyle bir asistanın midesi arasında fark var-mış gibi kendilerine bol keseden 200-250-300 lira maaş tahsis eden efendiler asis-tanlara da lütfen 50 lira bahşettiler. Bu su-retle darülfünunun 800 bin lirası kışlık o-dunlarla müderrisler arasında taksim olun-muş bulunuyordu. Bu müderrislerin çoğu dışarıda doktorluk, tüccarlık, muallimlik, vesaire gibi işlerden de arpalıklarını geniş-letir ve müderrisliği yalnız bir reklâm olarak kullanırken asistanların dışarıda herhangi bir vazife almamasını men edecek bir de karar çıkardılar. Halbuki bu müderrislerin il-mî kıymeti ne idi? Memlekete, Türk inkılâbı-na karşı borçlarını yapmış mı idiler? Bunu anlamak için çok söze ne hacet, darülfünu-nu biraz gözden geçirmek kâfidir.

***

  Hukuk mezunlarından bir genç, kendi ho-calarından birinin takriben on yıl önce taş basması olarak basılmış notlarını tesadüfen ele geçirdiğini; kelimeleri,

Sayfa 4

 



 

<< Atsız Mecmua

Anasayfa

Düşünce Alanı >>