ATSIZ MECMUA

 
 

 

 

 
Sayı: 2 ATSIZ MECMUA Sayfa: 2

  Yakın tarih ve geçen kanlı sahneler bize en büyük birer derstir. Herkese gönül verir, herkesle sevişir ve herkesin sözünü dinleyebiliriz. Fakat bu herkes hudutları-mızda bekleyen ve kara gözlerimize âşık olmuş görünen milletlerin adamlarından biri olmamak şartıyla. Bu genç müderris de tel-kinlerini kâfi gördü veya körlüğümüze kani oldu ki, nedense artık sustu. Şu Türkçe ata-lar sözünü şimdi bile ona hatırlatabiliriz: Yaranı yabana sardırma. Ve mutlak nasihat vermek ve telkin yapmak isterse Suriye-'deki zavallı Arap yavruları bunlara bizden çok muhtaçtır. Bunları onlara duyurmak ve onları yükseltmek ne kadar büyük bir in-sanlıktır.

***

  Yine o sıralarda idi İzmir'de yeni bir mec-mua çıkmaya başlamıştı. Bu mevkutenin baş sayfasını dolduran bir lise müdürü, bizi yani bugünün: gençliğini mefkûresizlikle it-ham ediyordu. Hayret ediyorduk, bu sami-mi ve ateşli insanlar neden bu kadar geç kalmışlar? Yangından sonra gelen itfaiye gibi gösterişe dalmışlardı. Bu kadar mef-kûreci ve bu kadar ateşli bir nesil nasıl ol-muş da Abdülhamit’in istibdadı ile zehir-lenmiş bir vatan havasını teneffüse razı ol-muş ve nasıl olmuş da on yıl içinde büyük bir Türk imparatorluğunun yıkılmasına göz yummuştu? Genç yaşlarında kendilerinde mevcut olmayan şeyi bizde de yok zanne-diyorlardı.


  Yine o yıllar içinde idi. Senelerden beri in-saniyet aşkı ile tutuşan ihtiyar bir doktor-umuz, "Harp ve sözde iyilikleri" adlı bir ki-tap neşretmişti. Bilmeyerek bize en büyük fenalığı yapıyor, samimiyetine kurban olu-yor, bizi yeryüzünde tutan en büyük mes-nedimizden yani harptan soğutmaya ve sa-vaş kabiliyetimizi düşürmeğe uğraşıyordu. Evet, bize böyle kitaplar da lazımdı. Biz böyle kitapları da okumalıyız. Fakat ancak İngiliz imparatorluğu yıkılmalı, üzerinden iki yüzyıl geçmeli; yeni bir emperyalist doğ-mazsa o vakit

okumalı ve bu çeşit kitaplardaki tatlı serap-lara ve  pembe renkli hülyalara dalmalıyız. Bakınız ne zavallı gençlerdik. Kafamızda bir şey mevcut olmadığına inananlar bulundu-ğu gibi, böyle abur cubur doldurmak iste-yenler de çıkıyordu.

  Nihayet, bizi çok düşünen bir edibimiz vardır. Rahmeti yazdığı için, biz ona rahmet okuruz. Fakat o bizi hiç sevmez. Büyük harp senelerinde tam bir fizyolojik sefalet içinde süpürge tohumu yiyen ve kuru bakla ile beslenen bizim neslimize düşmandır. Kı-sa boyuna rağmen, başı yüksek dağlar gibi dumanlı ve rüzgârlıdır. Aklına estikçe bize çatar, Onunla da kalmaz Türk tarihinin "ziy-neti" olan İstanbul'a küfreder. Hatta o ka-dar büyük ve şehadetnamesiz bir ruh has-talıkları mütehassısıdır ki, dejenere bir ne-sil olduğumuza bile çoktan hükmetmiştir. Bereket versin ki biz onun bunları ciddi ola-rak söyleyeceğine inanmaz ve gülümseriz ve biliriz ki herkes ihtisası haricine çıkınca sudan çıkmış balıklara benzer. Çırpınır, çır-pınır ölür, yalnız hatırlatmak isteriz ki ga-zete sütunlarındaki makalelerle halka tel-kin yapılsa da gençliğe mürşitlik olmaz.

  Beş yıldan beri, bu belli başlıları ve bun-lardan sonra birçokları, gençlikten ümidi kesilmiş görünen insanlar acaba haklı mı-dırlar? Bunu zaman ispat edecek ve bil-hassa sağ kalmalarını dileriz, ihtiyarlıkla-rında çok şey göreceklerdir. Her şeyi bir ta-rafa bırakarak onlara yalnız şu kadar söy-lemek isteriz ki: gençliği kafasızlık ve mef-kûresizlikle itham etmelerinin bir zararı ol-muş ve bazı gençler daha çocukken bazı şeyler duymak, öğrenmek ve gaye edin-mek hevesine kapılmışlar, ayaklarına ve kulaklarının dibine kadar gelen propagan-daları bir şey sanmışlardır. Bir fikre kullu-ğun ve mefkûreciliğin herkes tarafından tavsiye edilen bir yeni moda olduğunu gö-ren bazı gençler, daha mektep sıralarında i-ken kızıl seraplı rüyalara dalmışlardı; za-manı ve sırası gelince bu yeni modanın ta-rihçesine de bir kuş bakışı ile göz gez-direceğiz. Bugün yalnız şu kadar söyleyelim ki, Türkün hakiki ihtiyaçlarını görmüş ve

Sayfa 3

 



 

<< Atsız Mecmua

Anasayfa

Düşünce Alanı >>