TARİHİN BARIŞMAZ DÜŞMANLARI

 

 

Komünizm, artık bütün dünya için ve bilhassa bizim için iktisadi bir fikir veya içtimai bir düzen olmaktan çıkmıştır. Komünizm bugün yalnız Moskofçuluk demektir. Fransız ve İtalyan komünist partileri şeflerinden Pilipin komünist liderlerine kadar hepsinin, kendi vatanları aleyhinde en hayâsız ve en iğrenç bir dille söyledikleri "Kızıl Ordu memleketimize girerse onunla birleşiriz" hezeyanı, komünistin bir fikir veya parti adamı değil, Moskova ajanı, Rus casusu ve Moskofçu olduğunu ispata yeter. Tarihin hiçbir devrinde insan ruhunun bu kadar sefilleştiği ve bu kadar çok vatan haininin çıktığı görülmemiştir.

Komünizm, ruh ve seciye bakımından soysuzlaşmış binlerce casusu bulunan bir Moskof emperyalizmidir. Hırslarına sınır bulunmayan; Akdenize, Atlasa, Hint Okyanusuna çıkmak isteyen; bütün dünyayı elde etmek hülyası ardında koşan kaba ve Moskof’a yakışan bir emperyalizm... Bütün bu doymak bilmez hırsın dayanağı da dünyaya içtimai adalet götürmek, efsanesi...

Geri ve kaba İslav’ın en aşağılık kolu olan Moskof dünyaya medeniyet ve adalet götürecek. Yıllardan beri açlar ve mahpuslar diyarı olan Moskofistan, dünyaya önderlik edecek ve insanlığı ebedi saadete kavuşturacak...

Bu muhteşem fanteziye gafletle inananlar olduğu gibi gizli maksatlarla herkesi inandırmak isteyenler de çıkıyor. Moskof’un dostluğuna inananlardan, Kurtuluş Savaşı başında bize karşı, kendi menfaati icabı olarak gösterdiği dostluğu başımıza kakanlardan daima şüphe edeceğiz. Yüzyıllarca devam eden bir tarihin en belagatli gerçeklerine göz yumarak milli savaş başındaki kısa, geçici bir anı "büyük hakikat" diye göstermek isteyenlerden şüphe etmezsek tarih bizden şüphe eder. Türk ırkıyla Moskof sürüsünün damarlarına kadar işlemiş bulunan barışmaz düşmanlığı yirmi beş yıllık hain ve sinsi propaganda ile sildik sananlar, millet önünde konuşmak şerefini ebediyen kaybederler. Milletin, Moskof dostluğu teranesine karşı gösterdiği soğuk, fakat manalı sükûtu "kabul" telakki edenler ancak idrak zavallılarıdır.

Bazı dışişleri bakanları siyasi nezaket icabı "iki millet arasındaki ananevi dostluk" tan bahsedebilir veya Moskof’a karşı cidden dostluk besleyebilirler. Fakat ocakları 'Moskof düşmanlığı hatıralarıyla canlı insanlar buna inanmaz, aldırmaz, dinleyemezler...

Tarihin, jeopolitiğin ve mukadderatın düşman yaptığı Türklükle Moskofluk hiçbir zaman barışmayacak ve bu "kıran kırana dövüş" kesin sonuç elde edilinceye kadar sürüp gidecektir. Nasıl barışabiliriz ki hilkat bizi zıt yaratmış, tarih bizi düşman olarak yetiştirmiş, coğrafya bizi toprağa çarpışsınlar diye yerleştirmiştir.

Biz, başkalarının bile benimsediği şanlı milli adımızı taşırken onlar, kendilerini idare etmek üzere Norman "Rus" boyunun adını almıştır. Irkımızın ve milletimizin adı olan "Türk”ün manası "kuvvet" veya "medeni-türeli" demekken onların milli adı "İslav"ın kendi dillerindeki anlamı "köle"dir. Biz Tanrı Dağlarından doğduk. Onlar Pripet bataklıklarından fırladılar.

Biz, insanlığın tarihine beşer tefekkürüne Aristo’dan sonra "İkinci Öğretmen" olarak kabul edilen "Farabi"yi verdik. Onlar ancak "Korkunç İvan"ları, "Deli Petro"ları yetiştirdiler.

Moskofla dostluk yapılacağını sananlar maziye dikkatli bir göz atmalıdırlar. Bizim onlarla 1798 ve 1833'te yapılmış iki ittifakımız daha vardır. Bu ittifaklar ve ittifak antlaşmalarındaki "ebedi ve sarsılmaz dostluk" vaatleri daha sonraki kanlı boğuşmaları önleyebilir mi? Altın Ordu ve Türkistan Türklerinin Ruslarla olan uzun düşmanlık tarihini bir yana bırakıp yalnız Osmanlı Türklerini alalım, 14 harbin yıktığı düşmanlık hamulesini atmaya imkân var mı?

Osmanlı Türklerinin Moskoflarla münasebeti 1495'te onların gönderdiği elçiyle başladı ve 1667 tarihine kadar bizim ancak 9 defa elçi yollamamıza karşılık onların 38 defa göndermeleriyle daimileşti. İlk harbimiz 1639'da yapıldı ve 1917'de biten son harple beraber 1639, 1641–1642, 1646–1677, 1686–1699, 1710–1713, 1736–1739, 1768–1774, 17871792, 1806–1812, 1827–1829, 1853–1856, 18771878, 1914–1917 tarihlerinde olmak üzere 14 defa tekerrür etti. 1639–1917 arasındaki 278 yılda yapılan bu 14 harbin hepsi 49 yıl sürmüştür. Yani 19 yılda bir harb. Dünya tarihinin son üç asrında başka iki millet gösteremezsiniz ki 19 yılda bir çarpışmış olsunlar.

Bu çarpışmalar, bu şehit vermeler Anadolu'nun taşını, toprağını Moskof düşmanlığı ile yoğurup taşırdı. Türk milletiyle Moskof sürüsü tarihin barışmaz iki düşmanı haline geldi. Biz Anadolu'nun kuzey kıyılarına gelen tahripçi poyraza Moskof rüzgârı dedik. Onlar Ukrayna’nın güneşine saldıran tahripçi lodosa Türk dalgası dediler. Türk kelimesinin Moskof halk dilindeki mecazi manasım bilmiyorum; fakat Türkçede Moskof "hain, kötü" manasını aldı.

Hayat var oldukça her şey zıddıyla anlaşılmakta devam edecektir. Ölümsüz hayat olmayacağı gibi kin olmadan da sevgi olamayacaktır. Büyük beşeri hamleler yapmak, milli ülkünün ardından mı koşmak istiyorsunuz, sevginin yanına mutlaka nefreti de koyacaksınız. Türklerin milli mefkûresinden mi bahsediyorsunuz? "Türk'e sevgi"nin yanına "Moskof’a' kin"i de yerleştirmeye mecbursunuz. Türkü sevmek demenin Moskof’a düşmanlık demek olduğunu, Türklüğe tapmanın içinde Moskof’a kinin mündemiç bulunduğunu bilmek için derin bilgiye ve tefekküre lüzum yoktur. Tarihe ve haritaya bakmak kâfidir.

Moskofçuluk bütün dünyada gidebileceği en ileri sınırlara kadar gittikten sonra artık gerilemeye başlamıştır. Medeni bir dünyada bir çılgınlık ve ahlaksızlık dini zaten daha fazla revaç bulamazdı. Tam demokratça seçim yapan memleketlerin meclislerindeki komünist sayısına bakmak dünyadaki fikri ve ahlaki sefaletin azalmakta olduğunu gösterir. Sosyal yapısı çok sağlam olan İrlanda, İngiltere ve Amerika da bir tek komünist milletvekili yoktur. Sosyal yapıları çürük olan Fransa ve İtalya da ise meclisin aşağı yukarı üçte birini komünistler teşkil etmektedir. İkinci cihan savaşında her iki taraftan da ilk nakavt olan büyüklerin "Latin Hemşireler" olması bir tesadüf değildir.

"Aramızda harb olursa Ruslara silah çekmem", "babama söv, fakat Stalin’e bir şey söyleme" diyenlerini bizzat işittiğimiz müteredditlerinin günün birinde doğru yola geleceklerini sanmak ve başkalarına telkin etmek ihanettir. Moskofçulara müsamaha mı? Asla!... Müsamaha, şuurlu bir gaflettir ve şuurlu olduğu için de gafletten çok ihanete yakındır; Moskofçuların niçin resmi vazifelere alındığını sorduğumuz zaman "artık tövbekâr oldular" diye cevap veriyorlar, inanmak olmaz dediğimiz zaman "vatan çocuklarını kaybedemeyiz" vecizesiyle mukabele ediyorlardı. Ah, bu tövbekâr fahişeleri ailelerin harim-i ismetine sokan büyük tesamüh... Ah, bu safiyane inanış yahut umursamayış... Tövbekâr olmuş vatan çocuğu Sabahaddin Âlinin akıbetini gördüler. Üç ay hapse girmemek için (!) Bulgaristan’a kaçıyordu.

Bu memlekette Moskofçuluğu alabildiğine koruyanlardan yıllarca "batı medeniyetine girdik, onları geçtik, onlara örnek olacağız" şarkılarını dinledik. Bize "Avrupa’nın sınırlan Karsta biter" diye teraneler söylediler. Ama Avrupa, yani Batı, yani onların tabiriyle "akıl ve ilim" Moskofçuluğu tepelerken onlar Moskofçuluğu Meclise ve Kabineye soktular ve Türkçülüğün kökünü kazımak için en deni ve şeni iftiralarla görülmemiş bir Haçlı seferi açtılar. Batıyı taklit ederken yalnız yol, okul ve fabrikayı değil, daha çok balo ve kokteyl partileri yurdumuza şoktular. Moskofçulukla savaşa gelince onun arkadan gelmesini beklediler. Tehlike olmadığını millete zorla kabul ettirmek istedikleri komünizm, Amerika'dan atomun sırrını çaldığı gibi Türkiye'de de, Adana'daki köy enstitüsünde Türk bayrağını lağıma atacak kadar faaliyet gösterebildi. 1948'de Milli Eğitim Bakanlığı binasıyla Güzel Sanatlar Akademisini kül ettiği gibi 1949'un 11 Şubatında Amasya'daki askeri un fabrikasını, 2 Martında Nuri Paşanın İstanbul'daki silah fabrikasını, 10 Martında Tuzladaki Radar Okulunun telsiz dairesini, 11 Martında Adana Askeri Hastanesini, 12 Martında Çatalca'nın Dağ Yenicesindeki cephaneliği, 13 Martında İslâhiye Askerlik Şubesiyle Subay Mahfelini, 26 Martında Harb Akademisinin birinci kat döşemesini, 2 Nisanında Milli Eğitim Basım Evinin bir kısmıyla Tekirdağ Hükümet Dairesini kundaklayabildi. Ve bunların çoğunu yakıp bitirebildi.

Eski Moskofçuların tövbekâr olduklarına inananlar yahut inanmış gözükenler bu yangınlara da kontak diyip işin içinden sıyrılmasını bildiler. İşleri o kadar kolaylıkla izah ediyorlardı ki günün birinde vatan yanıp kül olsa yine kontak diyerek suçu elektriğe yüklemekten geri kalmayacaklardı.

Hakikatte ise bu kontaklar barışmaz Türk Moskof düşmanlığının ufak görünüşlerinden başka bir şey değildir. Onlar bütün Türkeli'ni yakamadıkları için binaları yakıyor, bütün Türk ırkını yok edemedikleri için yangınlarda ve patlamalarda üç beş kişinin kanına giriyorlar. Onlar bu topraklan elde edemedikleri için kendilerini tutamayarak Karsı, Ardahan'ı ve Boğazları istiyorlar ve hazırlanıyorlar. Kafalarının içinde, karısını Baltacı Mehmet Paşaya gönderen Deli Petro'dan kalma bir aşağılık duygusu ve o duygunun doğurduğu kin; gönüllerin de İslav olmanın, yani aşağı olmanın verdiği kaba, ihtiras... Bir yandan çokluğun ve imkânların verdiği ümit... Bir yandan Türk'le şaka olamayacağını bilmekten doğan kırgınlık. Karşı tarafta İslav sürüleri, tanklar, uçaklar, toplar ve milyonlar... Bu tarafta berikilere göre çok hafif silahlarla demirden ellerin tuttuğu çelik süngüler ve yüz binler... Bir de o yüz binlerin yardımcısı: Tarih, inanç ve elli milyon şehidin ruhu...

ORKUN, 3 Kasım 1950, Sayı: 5