AY HANIM
Güzle birlikte kuzeye soğuklar da gelmişti. Küçük bir gölün
kıyısında yirmi otuz çadırlık bir oba kurulmuştu. Bunlar, Baz
Kağan’ın ölümünden sonra Göktürkler'e baş eğmeyip kuzeye çekilerek
yeniden derlenip toparlanmaya çalışan Dokuz Oğuzlar’dı ve başlarında
Ay Hanım bulunuyordu. İlk önce Ay Hanım’la Yüzbaşı Kadir Bağa yalnız
kaçmışlar, sonra öteye beriye dağılan Dokuz Oğuzlar’dan
bulabildiklerini de yanlarına alarak buraya gelmişlerdi. Dolaylara
atlılar salmışlardı. Bunlar başka Dokuz Oğuzlar’a rastlarsa onları
da getirecekler, bilhassa kağan olmak üzere Baz Kağan’ın
kardeşlerinden veya oğullarından birini bulmağa çalışacaklardı. Yeni
kağan bulununcaya kadar Ay Hanım müstakil kalmış olan Oğuzlar’a
başkanlık edecekti.
Obada Yüzbaşı Kadir Baga’dan başka hiçbir beğ yoktu. Tugla ırmağı
boyundaki savaşta Gök Türkler’e yaman yenilmişler, darmadağın
olmuşlardı. Sağ kalanların çoğu İlteriş Kağan’a baş eğmişlerdi.
Onları yeniden ayartıp buraya getirmeye imkân yoktu. Çünkü Gök
Türkler tetikte idiler. Kuş uçurtmuyorlardı.
Kadir Bağa olmasa bu yirmi çadırlık oba da toplanamazdı. Onları
düzene koyup kagan kızının buyruğuna sokmuştu. En güvendiği
atlılardan birkaçını çevreyi kollamak üzere göndermişti. Bugün bu
atlılardan haber bekliyordu.
Öğleye doğru, atlılardan biri geldi ve Kadir Bağa’ya iyi bir haber
verdi:
- Kuni Sengün geliyor.
Baz Kağan’ın önce Çin’e elçi gönderdiği bu beğ, Dokuz Oğuzlar’ın
ileri gelenlerinden biriydi ve onun gelmesiyle herhalde oba
kuvvetlenecekti. Yüzbaşı Kadır Bağa onu karşılamağa seğirtti.
Kuni Sengün dört beş kişi ve yedi sekiz atla geliyordu. Bu
darmadağın durumlarında uçan kuştan yardım uman Dokuz Oğuz obası
Çin’ e giden elçiden bir şeyler bekliyordu. Fakat Kuni Sengün bu
umutları boşa çıkardı.
Ay Hanım’ın otağına Kadır Bağa ile birlikte girdiği zaman Kağan kızı
keçelerden ve ay eyerinden yapılmış tahtında oturuyordu. Kunı Sengün
yere diz vurarak onu selâmladı ve önce baş sağlığında bulundu:
- Kağanımız Uçmağa vardıysa sen sağ ol!
- Bize iyi haber getirdin mi Dokuz Oğuz beği?
- Hayır Ay Hanım! Gök Türkler çok tetik davrandılar. Ben Çin
Kağan’ına çıkmadan bozgunumuzun haberi Çin’e geldi. Sonra da Gök
Türkler Çin’e akın ettiler.
- Hiçbir yardım sağlayamadın mı?
- Çin’in sınır kumandanlarıyla görüşmek üzere Şadung’a gelmiştim. Bu
sefer Gök Türkler orasını bastılar. Bize yardim edecek olan Çin
kumandanları bozuldu.
- Demek bomboş geliyorsun.
Kuni Sengün başını önüne eğdi:
- Evet Ay Hanim! Yalnız bir Gök Türk çerisiyle iki at getirebildim.
- Gök Türk çerisini nasıl tutsak ettin?
- Şehir dışında bir evde gizlenmiştik. Bu Gök Türk tek başına eve
geldi. Üç erimi üstüne saldım. Vuruşmak istediyse de yaralanıp
tutuldu. Gök Türk ordusu çekildikten sonra onu da alıp şehirden
çıktık.
Ay Hanım’ın gözleri dalgınlaşmıştı. Kim bilir neler düşünüyordu:
- "Tutsağı getirin" diye buyruk verdi.
Yaralı Gök Türk çerisi derhal otağa getirildi ve yere diz vurarak Ay
Hanım’ı selâmladı. Yirmi beş yaşlarında gözüküyordu. Gönülleri
okumakla usta olan Ay Hanım gözlerini ona dikti ve bir şeyler
anlamağa çalışarak dikkatle baktı. Gürbüz Gök Türk çerisi önce sert
bakışlarla bakarken yavaş yavaş gücünün kesildiğini duyup Ay Hanım’a
bakamaz oldu. Başını önüne eğdi. Sonra tatlı bir ses işitti:
- Gök Türk çerisi! Adin ne?
- Taçam.
- Beğ misin?
- Hayır.
Ay Hanım’ın yüzünde, inanmadığını gösteren bir değişiklik oldu.
Ömrümde ikinci defa aldanmış oluyordu. Daha doğrusu aldanmış değil
de aldatılmış gibi bir şey… Bu gencin beğ olmamasına imkân yoktu.
Öyleyse neden saklıyordu? Böyle saklayışı yine başka bir Gök
Türk’ten, Onbaşı Urungu’dan görmüş, fakat işin iç yüzünü
anlayamamıştı. Ay Hanim bu Gök Türk’ü tanıyor gibiydi. İhtimal Tuğla
boyu savaşında görmüştü.
- Tuğla boyu savaşında bulundun mu?
- Evet.
- Bizim otağa kadar yaklaşanlar arasında sen de var mıydın?
Taçam başını kaldırarak kağan kızına baktı. Bir şey hatırlamış
gibiydi:
- Hayır Ay Hanım! Senin otağına babam girmiş ve okunla yaralanmıştı.
Bu söz kağan kızını da, Yüzbaşı Kadır Bağa’yı da birdenbire
ilgilendirdi:
- Baban kimdir?
- Onbaşı Urungu.
Yüzbaşı Kadır Bağa’nın gözleri parladı. Ay Hanım ciddileşmişti:
- Babanın yarası iyileşti mi?
- Biz Şandung savaşına çıkarken daha yatıyordu.
Sustular. Genç Taçam, kim bilir nasıl bir düşünce ile kağan kızı
sormadan ilâve etti:
- Ama Yüzbaşı Örpen’in yüreğini delmişsin. O Uçmağa vardı.
Ay Hanım’ın gözlerinde kıvılcımlar yanıp söndü. Sert bir buyrukla:
- "Tutsağı götürünüz" dedi
O gece Ay Hanım’la Yüzbaşı Kadir Bağa, başka başka sebeplerle
Taçam’ı ve dolayısıyla Urungu’yu düşündüler. Kadir Bağa, yarim kalan
vuruşunu tamamlayacağı için Urungu’nun sağ olmasından memnundu. Ay
Hanım da sevinçliydi. Fakat bu sevincin sebebini pek anlayamıyordu.
Vaktiyle kendisine yoldaşlık etmiş bir çeriyi savaşta yaraladığına
üzülüyor, ölmediğine seviniyoruz.
Kadır Bağa o gece Taçam’ın konuk edildiği çadıra gitti. O bir tutsak
olmakla beraber Urungu’nun oğlu olduğu ve yaralı bulunduğu için
konuk saygısı görüyordu. Ay Hanım onun hayatını bağışlamıştı. Dokuz
Oğuz yüzbaşısı bir isteği olup olmadığını sorduktan sonra:
- "Taçam" dedi. "Babanla yarım kalmış bir vuruşumuz var. Bunu
biliyor musun?
- Hayır yüzbaşı.
- Baban benden keskin nişancı. Ama ben de kılıçta ondan üstün
olduğumu kendisine göstereceğim.
Taçam cevap vermedi.
- Böyle yavuz dövüşçünün beğ olmayışına şaşırıyorum.
- Bizde böyle yavuz erler çoktur yüzbaşı.
Kadır Bağa inanmadığını gösteren bir bakışla bakarak:
- "Boş lâf" dedi.
- Demesi kolaydır yüzbaşı.
- Kiminle deneyeceğim? Burada deneme yapılır mı?
- Benimle…
- Seninle mi?...
Şaşkınlıktan Kadir Bağa’nın gözleri açıldı. Sonra sevinçle ışıldadı.
Fakat birdenbire ciddileşerek:
- "Olmaz. Sen yaralısın" dedi.
Taçam itiraz etti:
- Yaram sol kolumda. Dövüşe engel olmaz.
Kadir Baga kızdı:
- Ulan Gök Türk!... Sen delirdin mi? Kendime, Yüzbaşı Kadir Bağa
yaralı tutsakla kılıç tokuşturdu dedirir miyim?
- Gök Türkler biricik yara ile dövüşmekten çekinmezler yüzbaşı!
- O senin dediğin dövüş Çinli’ye karşı olur. Dokuz Oğuzla değil!...
- Çinliye karşı iki yara ile vuruşulur yüzbaşı!...
- Albız alsın’… Amma da dikbaşlı kişisin be!... Hele birkaç gün
bekle. Yaran kapansın vuruşuruz.
- Sen bilirsin yüzbaşı.
Kadir Bağa oradan öfkeyle ayrılmıştı. Ertesi sabah bir mecburiyetle
Ay Hanım’a bildirdiği zaman kağan kızı:
- "Taçam’la vuruşamayacaksın" dedi. Yüzbaşı irkilerek sordu:
- Neden Ay Hanim?
- Onu yurduna göndereceğiz.
- Buyruk senindir. Ama bunun sebebini anlayamadım.
- Sebebi şu: Gök Türkler buralara kadar karakollar yolladılar.
İzimizi bulmak üzereler. Taçam’ı yollayarak onları şaşırtacağız.
Onlar bizi buralarda ararken biz batıda daha emniyetli bir yere
yerleşeceğiz.
- Buyruk senindir Ay Hanım.
Ay Hanım bir müddet derin derin düşündü. Sonra:
- "Taçam’a bütün pusatlarıyla atını verin. Yiyecek de hazırlayın.
Kendisini buraya getirin" dedi.
Taçam dizini yere vurduğu zaman kağan kızı hâlâ düşünüyordu.
İşaretle onu yerden kaldırdı:
- "Taçam seni yurduna gönderiyorum" dedi.
- Sağ ol Ay Hanım.
- Babana benden selâm söyleyip yarası için geçmiş olsun diyeceksin.
- Buyruk senindir Ay Hanım.
- Bize de elçilik yapıp İlteriş Kağan’a baş eğdiğimizi, kendisine
vergi vereceğimizi ona ulaştıracaksın.
- Buyruk senindir Ay Hanim.
- Yüzbaşı Kadir Bağa’yı görüp pusatlarınla atını al.
- Buyruk senindir Ay Hanım.
- Yolun açık olsun.
Taçam yere diz vurduktan sonra otağdan çıktı.
Yüzbaşı dışarıda Taçam’ı bekliyordu:
- "Gel bakalım dikbaşlı bahadır" dedi, "elimden ucuz kurtuldun."
- Kimin kimden kurtulduğunu Tanrı bilir yüzbaşı.
- Sen babandan daha keskin konuşuyorsun be!...
- Oğul atayı geçmezse işler yürümez ki…
- Neyse… Şimdi ben hem babanla, hem de seninle davalı oldum. İkiniz
de yaralısınız. Baban da burada olsaydı da bir çırpıda ikinizi
birden haklasaydım iyi olurdu ama…
Taçam acı acı gülümsedi:
- Belki de karşılaşırız yüzbaşı. Bir Dokuz Oğuz beği ile vuruşmak
herhalde pek tatlı olsa gerek
Kadır Bağa da gülümsedi:
- Tatlı değildir bahadır! Acıdır acı…
- Onu da Tanrı bilir yüzbaşı!
- Al bakalım pusatlarını… Atın da burada… Bu torbada da kızarmış et
var. Babana benden selâm söyle… Vuruşumuzu önce onunla yapacağız.
Ben Ay Hanim gibi kürek altından vurmam ha…
Taçam cevap vermedi. Bir sıçrayışta atına atladı:
- "Hoşça kal yüzbaşı" diye bağırdı.
- Yolun açık olsun!
Gök Türk çerisi dörtnala güneye doğru sürdü.