AY HANIM’IN ELÇİSİ
O gün Ötüken’de büyük bir tören vardı: Gök Türk kağanı İlteriş
Kutluk Kağan, Dokuz Oğuz katunu Ay Hanım’dan gelen elçiyi kabul
edecekti. Kağan’ın üç tuğu otağın önüne dikilmişti. Borular davullar
tören havaları çalıyordu. Kağan’ın demir göğüslük takmış öz çerileri
otağın iki yanında iri birer kaya parçası gibi duruyordu. İlteriş
Kağan, yanında İl Bilge Katun olduğu halde tahtında oturuyordu.
Tahtın iki yanında şadlar, Tarkanlar, buyruklar sıralanmıştı. Bilge
Tonyukuk ile Boyla Bağa Tarkan, Kağanın yanında duruyordu. Töreni
idare eden bir tarkanın işareti üzerine davullar borular sustu ve
bir ulak: "Ay Hanım’ın elçisi Binbaşı Pars Beğ gelir" diye bağırdı.
Bütün gözler binbaşıya dikilmişti.
Pars Beğ, ardında iki oğlu olduğu halde yürüyordu. Daha geride
Çalkara, arkasında yedi at olduğu halde ilerliyordu. Kağanla katuna
yirmi adım kala durup dördü de yere diz vurdular. Sonra Parsla iki
oğlu kalkıp Kağan’ın karşısına kadar geldiler ve yeniden yere diz
vurdular. Kağan:
- "Binbaşi Pars Beg! Ötüken’e hoş geldin" dedi.
Pars cevap verdi:
- Hoş bulduk kagan! Otağına Dokuz Oğuz katunu Ay Hanım’ın elçisi
olarak gelip armağanlarını ve baş eğme haberini getirdim. Fakat ben
Ötüken’in yabancısı değilim. Gök Türk’üm ve Ötüken’de doğup büyüdüm.
Kağan, katun ve bütün beğler dikkat kesildiler. Kağan sordu:
- Ötüken’de ne idin? Niçin ayrıldın?
- Ötüken’de onbaşıydım. O zaman yüzbaşı olan Işbara Han’ın
buyruğunda idim. Işbara Han’ın büyük kızı Almıla’yı aldım ve İçing
Katunla kardeşi Şen-king’in kötülükleri yüzünden batı kağanının
ordusuna gittim.
İçing Katunla Şen-king’in kötü hâtıraları daha unutulmamıştı. Adları
anılınca bütün beğlerin gözlerinden birer tiksinme dalgası geçti.
İlteriş Kağan batı Türkleri hakkında bilgi edinmek istiyordu:
- "Binbaşi Pars! Batı'da hangi kaganlar kağanlık etti? Şimdi orası
nicedir" diye sordu.
Pars, vukuatı hatırlamak istercesine önüne bakıp bir ara düşündükten
sonra anlatmağa başladı:
- Ötüken’de Kara Kağan varken batıda da Tüng Yabgu Kağan vardı. Ulu
kağandı ama talihsizdi. Kara Kağan tutsak olduğu yıl o da öldü.
Sobra Bağatur Sibi Kağan, ondan sonra da Sır Yabgu Kağan başa geçti.
Daha sonra El karıştı. Başta iki kağan birden bulunmağa başladı. Kan
gövdeyi götürüyordu. Öyle oldu ki, Tüng Yabgu Kağan’nın ölümünden
otuz yıl sonra batı Elinde ne budun kaldı, ne kağan…
Yirmi yıl kağansız, türesiz yaşadıktan sonra Eçine Türçe Kağan başa
geçip dokuz yıl Eli tuttu. O ölünce yeniden düzen bozuldu. Üç yıl
yeniden kargaşalık oldu. Eçine Kür Çur Kağan başa geçince
umutlanmıştık. Fakat bir yıl geçmeden o da ölünce artık batı Elinde
yaşanamayacağını anladım. Doğuda yeniden devlet kurulduğunu işittim.
Sağ kalan iki oğlumu alarak at uşağımla birlikte Ötüken’e geldim.
Ötüken’e yaklaşırken ilk rastladığımız El, Dokuz Oğuzlar oldu.
Başlarında Ay Hanim bulunuyordu. Anası, Işbara Han’ın kızı olduğu
için bir yandan da Bozkurt ocağına bağlı olan bu kağan kızı bizi iyi
ağırladı. İlteriş Kağan’a bağlılığını söyledikten sonra armağan
olarak bir kılıçla yedi tane soy at gönderdi.
Binbaşı Pars sözlerini bitirince Ezgene’nin elinden kılıcı aldı.
Kağan’a kadar götürerek sundu. Sonra geride Çalkara’nın tuttuğu
atları göstererek:
- "Ay Hanım bunların kabul edilmesini diledi" dedi
ilteriş Kagan’ın çerileri yedi atı alıp götürdüler. Bir yüzbaşı da
kılıcı alarak dizideki yerinde durdu. Sonra Pars Beğ yeniden söze
başlayarak:
- "Oğullarım Yüzbaşı Ezgene ile Onbaşı Yula da senin orduna katılmak
için geldiler. İkisi de sınanmış erlerdir" dedi.
Kağan Binbaşı Pars’ın oğullarına dikkatle baktı:
- "Önce benim erlerimle boy ölçüşsünler" dedi.
Ezgene ve Yula ileleyip diz vurarak:
- "Buyruk senindir" dediler.
Önce at yarışı yapılacaktı. Pars’ın oğullarına karşı Ötülenliler'den
Yüzbaşı Börü ile Deli Ersegün çıktılar. Kağan otağından üç bin adım
kadar uzakta olan bir ağacın ardından dolaşıp kağan otağına kadar
geleceklerdi. Bir ulak daha önce giderek oraya dört tane yarış tuğu
dikmişti. Ortalıkta çıt bile yoktu. Davul üç defa gümledikten sonra
dört yarışçı yıldırım gibi fırladılar. İlk önce bir hizada
koşuyorlardı. Sonra Ezgene ile Yula ötekileri geçtiler. Ezgene çatık
kaşları ve asık yüzü ile savaşta düşman kovalıyormuş gibi uçuyor,
Yula sakin çehresiyle eğlenceye çıkmış gibi yarışıyordu. Börü,
vaktiyle babasının bütün batılıları geçerek birinci geldiğini
bildiği için usta bir biniciye yakışacak şekilde atın yelesine
yatmış, dörtnala gidiyordu. Deli Ersegün dünyada kimsenin kendini
geçebileceğine akıl erdiremediği için atını sert vuruşlara
kamçılayarak ilerliyordu. Bir müddet bu durum değişmedi. Tuğlara
yaklaşırken Börü en ileri geçerek iki kardeşi geride bıraktı.
Ersegün de sonra yetişerek hemen hemen aynı hizaya geldi. Tuğlara
kadar bu diziyi bozmadan geldiler. İlk tuğu Börü kaparak geriye
döndü. İkinci tuğu kapan Yula çok usta binici olduğunu gösterdi.
Öndeki, Börü gibi büyük bir çark yapmadan atını birden şahlandırıp
olduğu yerde tersine döndüren Börü’nün önüne düştü. Ezgene ve
Ersegün ayni zamanda alırken çarpıştılar. Fakat düşünmeyerek geriye
doğru çarkettiler. Bu çarpışma Ersegün’ün işine yaradı ve Ezgene’yi
on adım kadar aştı.
Dönüşün yarısına kadar sıra değişmedi. Yarısından sonra yarış hem
hızlandı hem de heyecanlandı. Kağan otağının çevresindekiler
bakışlarını, ufku delercesine keskinleştirerek gelen dört kişiyi
seçmeğe uğraşıyorlardı. Önde Börü ile Yula çekişiyorlardı. Yula bir
at boyu ilerdeydi. Onların on adım kadar gerisinde Ezgene ile
Ersegün yarışıyorlardı. Yüzbaşı Ezgene, Deli Ersegün’e yetişmişti.
Fakat aradaki bir at başi açıklığı bir türlü kapatamıyordu. Böyle
olduğu halde arkada kalmış olan bir iki yarışçı yavaş yavaş
öndekilere yetişiyordu.
Otağa beş yüz adim kadar kalmıştı. Yüzbaşı Börü, Onbaşi Yula’ya
yetişmişti. Şimdi atbaşı beraber gidiyorlardı. Ersegün’le Ezgene de
aynı hizada gidiyor ve öndekilerin hemen ardında bulunuyordu.
Otağa üç yüz adım kala Ersegün hepsini geçti. Öteki üçü onun iki
adım gerisinde atbaşı beraber koşuyorlardı.
İki yüz adım kala Yula ötekileri aştı. Hemen ardından Ersegün’le
Börü bulunuyordu.
Yüz adım kala Börü, Yula’ya yetişti. Yüzbaşi Ezgene’nin yüzü
büsbütün asılmıştı. En arkada kalmak hoş bir şey değildi.
Elli adım kala Börü ile Yula aynı hizada uçuyorlardı. Yarım at boyu
geriden Deli Ersegün geliyor, onu da bir at boyu geriden Yüzbaşı
Ezgene kovalıyordu.
İhtiyar Binbaşı Pars oğullarından biri en geride kaldığı için çok
üzgündü. Fakat bu sırada beklenmedik bir şey oldu; Yarışın bitmesine
yirmi adım kalmıştı. Yüzbaşı Ezgene’nin sert bir ıslık çalarak
üzengileri üzerinde ayağa kalktığı görüldü. Arkasından atı şahlanır
gibi yaparak şiddetle sıçradı. Ezgene’nin atı yere düştüğü zaman
Ersegün’le aralarındaki açıklık kapanmış ve iki at aynı hizaya
gelmişti. Yarış biterken Börü ile Yula önde ve aynı hizada,
Ersegün’le Ezgene de yarım at boyu geride, aynı hizada idiler.
Yarışçılar atlarından atlayarak tuğlarını otağın önüne diktiler.
Sonra Kağan’ın buyruğuyla kendilerine sunulan kımızı içtiler.
Şimdi ok atılacaktı. Pars’ın oğullarına karşı Ötülenliler'den dört
beğ çıkmıştı. Bunlardan biri, yarışta birinci olmayışını bir türlü
sindiremeyen Deli Ersegün’dü.
Yüz adımdan, kıpırdamayan hedeflere atılan oklar şaşmaz bir isabetle
yerini bulduktan sonra uzun bir sırığın tepesine bir top bağlandı ve
toprağa dikilen sırığın üstündeki hedefe, atla dörtnala giderken yay
çekilmeğe başlandı.
Altı nişancı da hedefi buldular.
Şimdi yeni bir deneme yapılıyordu: Bir er, kalınca bir dalı hızla
toprağa vururken okçular elli adımdan buna nişan alacaklardı. Elli
adımdan atılan oklar dalı vurunca, aralık yetmiş adıma çıkarıldı ve
Ersegün vuramayarak yarışı bıraktı.
Aralık seksen adıma çıkarıldığı zaman dört kişi bunu da vurdu.
Vuramayıp çıkan bir Ötükenli idi.
Aralık doksan adıma çıkınca Ötükenliler bunu da vuramadılar. Ortada
Pars’ın iki oğlu kaldı.
O zaman, bir bahadırın Kağan’a doğru yürüdüğü görüldü. Yere diz
vuran bu er:
- "Yüce kağan! Buyruk verirsen bu beğlerle bir yol ben ok atışayım"
dedi.
Kağan memnundu:
- "İyi edersin Onbaşı Urungu" diye cevap verdi.
Urungu yayını gerip gezledi. Keskin bir ıslık sesi… Ok dala
saplanmıştı.
Aralık yüz adıma çıkarıldı. Bu kadar uzaktan kıpırdayan bir dalı
vurabilmek için nasıl bir göz, nasıl bir bilek isterdi!... Fakat
bütün seyircilerin takdirle bakan gözleri önünde üç nişancının oku
da hedefi buldu.
İlteriş Kağan, Binbaşı Pars’a baktı:
- "Oğulların yavuz nişancılarmış Pars Beğ! Daha başka deneme de
yapalım mı" diye sordu.
Pars’ın gözlerinde Kara Kağan’ın kağanlık şenliğinde yapılan tören
ve orada Kür Şad’la Işbara Alp’ın ok atışı canlanmıştı:
- "Sen bilirsin kağan" dedi, "tahtalar üzerine ellişer okla Türk
yazmak da var… Vaktiyle Kür Şad’la Işbara Alp bunun için burada ok
atmışlardı".
Kağan kabul etti. Aynı büyüklükteki üç tahtaya üç nişancı ellişer
okla Türk kelimesini yazacaklardı. Davulun gümlemesiyle atış
başladı. Sağ eller görülmemiş bir çabuklukla sadaklara gidiyor,
oradan çektikleri okları yay kirişlerine takıyor ve gerdiği kirişi
koyuvererek okları tahtadaki yerine en özenli bir şekilde
yerleştiriyordu. İlk önce üç yiğit sanki talimli imişler gibi aynı
okları aynı hareketlerle fırlatıyorlardı. Sonralara doğru bir tanesi
ötekilerini biraz geçer gibi oldu. Seyircilerde ses yoktu. Bir
yanlış atış en ilerde bulunan okçuya bile yarışı kaybettirebilirdi…
Binbaşı Pars büyük bir dikkatle yarışmaya bakıyordu. İki oğlunun
hareketleriyle birlikte Urungu’ya göz atıyor, Kara Kağan’ın zamanını
yaşıyordu. Urungu son oku atıp yerine sapladığı zaman Ezgene ile
Yula son oklarını henüz fırlatıyorlardı. Bir anlık öncelikle Onbaşı
Urungu kazanmıştı.
Kağanın yolladığı kımızı içerken Pars onun yüzünü daha iyi görmüş ve
kendi kendine : "Ne kadar da Kür Şad’a benziyor" diye düşünmüştü.
Kür Şad’ın öldüğünü bilmese Urungu’nun Kür Şad olduğunu iddia
edebilirdi. Bu ok atış, bu vuruşlar ve sonra benzeyiş…