KARAR
Uzun günler geçti. Taçam ölümle boğuştu. Kaç kere yaşamasından umut
kesildi. Fakat Taçam ölmedi. Dipdiri kalktı. Eski gücünü buldu.
Savaş talimlerine katıldı. Hepsi oldu; yalnız dili açılmadı.
Yorucu bir düşten uyanmış gibiydi. İşittikleri beyninin içine
kazılmış, onu şaşkına çevirmişti. Şimdi konuşamıyordu. Konuşup da
sanki ne de edecekti? Öğrendiklerinin şaşırtıcı büyüklüğü karşısında
konuşmamayı daha iyi buluyor, hatta belki biraz da bunun için
konuşamıyordu. Yoksa gücü yerinde olduktan sonra kendisini
zorlayarak yeniden konuşmaya başlamak olmayacak işlerden değildi.
Yıllarca önce, İlteriş Kağan Türk sancağını yeniden kaldırdığı
zaman, kocamış demircinin, Kür Şad’ın oğlu için yaptığı kılıç,
sahibi bulunmadığı için kendisine, yani Kür Şad’ın torununa
verilmişti. Taçam şimdi kılıcını daha çok seviyor, onu hiç yanından
ayırmıyor, babasının yıllardır niçin gülmediğini artık daha iyi
anlıyordu.
Kür Şad’ın torunu olmak!... Bu ne büyük bahtiyarlık, ne kutlu bir
gerçekti! Taçam, Bozkurt ocağının bir tegini olduğu için değil, Kür
Şad’ın torunu olduğu için seviniyor, övünüyordu. Yukarıda mavi gökle
aşağıda yağız yer yaratılalı nice kahramanlar gelip geçmişti ama Kür
Şad gibisini, şüphesiz, zamanlardan hiçbir zaman ve kişi
oğullarından tek bir kişi görmemiş, bilmemişti.
Bir gün dolaşıp dururken bir ulak gelerek Bilge Tonyukuk’un
kendisini beklediğini söyledi. Birlikte otağa vardılar. Ulak onu
içeri sokarak çekilip gitti. Bilge Tonyukuk onun başından
geçenleri, dilinin tutulmuş olduğunu biliyordu. Onun için tahtadan
levhalarla bir Çin fırçası ve boya hazırlatmıştı:
- "Taçam" dedi,
"sen Ay Hanım’ın yanında epey kaldın. Onun bir Gök
Türk teginine gönül verdiği hakkında bir şey işittin mi?"
Taçam, fırçayı boyaya batırarak tahtaya yazdı:
- İşitmedim.
- Ay Hanım, dedikleri kadar güzel mi?
- Umay kadar, Ayzıt kadar.
- Gök Türk kağanlığı için tehlikeli olabilir mi?
Taçam hayretle Tonyukuk’a baktı. Sonra fırçayı boyaya batırarak
yazdı:
- Kağanlıklar bir güzel kızla yıkılmaz.
Tonyukuk gülümsedi:
- Gök Türk teginleriyle beğlerinin gönüllerine girip bizi
birbirimize düşürmez mi demek istedin.
Taçam, azimli bir davranışla fırçayı boyaya batırdıktan sonra:
- "Düşüremez!" diye yazdı.
Bilge Tonyukuk’un yanından çıkarken beyninde sanki bir şimşek çaktı
ve Ay Hanım’ın gönül verdiği tegini düşündü. Sakın bu?... Sonra
kendisini tutarak otağdan ayrıldı ve babasının bütün dirliğini saran
kapalılığı açmağa çalıştı. Boşuna... Demek ki uğradığı kaza
sayesinde öğrendiklerinden daha çoğunu öğrenemeyecekti.
Tonyukuk, yaptığı soruşturmalarla öğreneceklerini öğrenmiş ve derin
derin düşünerek, gündüz oturmayıp gece uyumayarak kararını vermişti:
Dokuz Oğuzlarla çarpışmak gerekiyordu. Bu kararı Kağan’a bildirmek
için otağa gittiği zaman:
- "Vardığım sonucu bildirmeğe geldim Kağan’ım" dedi.
İlteriş Kağan, Bilge Tonyukuk gibi yakın bir tehlike görmüyordu.
Fakat ona olan güveni dolayısıyla Tonyukuk’un düşüncesini
benimsiyordu. Bilge Tonyukuk şimdiye kadar hiç yanılmamıştı.
Başkumandanı kendisine:
- "Bütün gücümüz ve hızımızla saldırmalıyız" dediği zaman kağan:
- "En güçlü yağıya gidiliyormuş gibi buyruk vereceğim
" diye
mukabele etti.
Sonra, teferruat üzerinde uzun uzadıya konuştular.
İlteriş Kağanla Bilge Tonyukuk’un amaçları Dokuz Oğuz ordusundan çok
Ay Hanım’ın kendisiydi. Babası Baz Kağan’ın ölümünden sonra Dokuz
Oğuzlar’ı düzene koyan, onları yavaş yavaş çoğaltıp zengin eden genç
kız, Gök Türkler için bir tehlike olmağa başlıyordu. Çünkü kağan
kızı yalnız bir katun olmakla kalmıyor, gözler kamaştıran güzelliği
ile de Gök Türkler arasında yankılar uyandırıyordu. Tonyukuk’un,
çaşıtları vasıtası ile öğrendiğine göre şimdiye kadar Gök Türk
beğlerinden dokuz tanesi ona evlenme teklif etmişler, fakat kabul
görmemişlerdi. Tonyukuk bu dokuz kişiden beşinin adını da
öğrenmişti. İçlerinde çocuk denecek yaştaki Ersegün’ün de bulunduğu
bu beş kişi o zamandan beri sıkıntılı, üzgün bir hal almıştı. Öteki
dört kişinin kimler olduğunu öğrenememişti. İyice incelemek imkânı
bulamadığı bir habere göre de Ay Hanım’ın bir Gök Türk tegininde
gönlü vardı. Tonyukuk bu söylenti üzerinde iyice düşünüp işi
incelemiş, fakat bir sonuca varamamıştı. Çünkü Gök Türkler arasında
Kağan’ın iki kardeşiyle iki küçük oğlundan başka tegin yoktu. O
halde bu tegin ancak, İlteriş Kağan’ın iki kardeşinden biri
olabilirdi. Fakat bu teginler şimdiye kadar Ay Hanım’ı görmedikleri
gibi, bu teginin kendisini sakladığı hakkındaki haber de meseleyi
büsbütün çapraşık bir hale getiriyordu. Hatta işin asıl garibi,
Bilge Tonyukuk, bütün haberlerin kimlerden ve ne zaman alındığını
bildiği halde bunu nasıl, kimden, ne zaman öğrendiğini bir türlü
kestiremiyordu. Tonyukuk’un içinde bir kuşkulanma vardı: Kendisini
gizleyen tegin acaba Gök Türk tahtı için bir iddia da mı
bulunacaktı?
Bilge Tonyukuk bu düğümü çözemeyince Kağan’a açıp onun buyruğuyla
kurultayı topladı. Kağanla Tonyukuk’tan başka yirmi kadar tegin,
şad, tarkan ve buyruk beğlerinin katıldığı kurultayı, İlteriş Kağan
törenle açtı. Başlıların yükündürüldüğünü, dizlilerin çöktürüldüğünü
anlatarak dört bir yandaki yağıların yenilip haraca bağlandığını,
ancak Dokuz Oğuzların dört defa yenildikleri halde yine tehlikeli
olmağa başladıklarını söyleyerek tehlikenin mahiyeti hakkında
açıklamayı Bilge Tonyukuk’a bıraktı.
Bilge Tonyukuk, tehlikeyi söylendi: Ay Hanım!...
Sonra, dokuz tane Gök Türk beğinin evlenme tekliflerini
reddetmesinin sebepleri üzerinde onları düşünmeğe çağırdı ve çatık
kaşlarla kendisine bakan kurultay üyelerine gizli tegin hakkındaki
yarım bilgisini söyleyerek sustu.
Kaşlar büsbütün çatılmıştı. Sürüp giden sessizlik arasında bir
beğin:
- "Bilge Tonyukuk! Bu tegin kim olabilir" diye sorduğu işitildi.
Bütün başlar bu soruyu yapana çevrildi ve bakışlar, buyruk
beğlerinin son kademelerinde oturan kocamış Binbaşı Pars’ta
birleşti.
Tonyukuk şöyle cevap verdi:
- Bunu ben de düşündüm. Fakat kimse için bir karar veremedim.
- Öyleyse kuşkulanman neye dayanıyor?
- Ay Hanım’ın dokuz teklifi redderek bizimle savaşı göze almasına...
- Bunun başka bir sebebi de olamaz mı?
- Olabilir! Ama ben böyle sezinliyorum...
Pars rahatlamıştı. Urungu ve Taçam’ı bilecekler diye sıkılmış, Bilge
Tonyukuk'la onun için tartışmıştı.
Şimdi kurultay savaş için karar verecekti. Beğler birer birer
düşüncelerini bildiriyorlardı. Bu bildirmeler uzun sözlerle değil,
kısa birer "savaşalım" sözüyle yapılıyordu. Sıra kendisine gelirken
Binbaşı Pars vicdani bir uğraşma içindeydi. O, Gök Türk devletinden
sonra Kür Şad’ın oğlunu düşünmeğe mecburdu. Şimdi Urungu ile Ay
Hanım arasında gizli bir gönül bağının varlığını anlar gibi oluyor
ve Bilge Tonyukuk’un her şeyi bilerek, Gök Türk Kağanlığı’nın
sarsıntısız yaşaması için bu ikisini fedaya karar verip vermemiş
olduğu hakkında, kendi kendine, cevabı güç bir soru soruyordu. Bu
ikisinden birinin ölümü ötekinin de ölümü demek olacaktı. Acaba
Tonyukuk her şeyi biliyor muydu? Pars yılların verdiği anlama
kabiliyetiyle onun yüzüne bakıyor, fakat bu sessiz ve donuk yüzden
hiçbir şey öğrenemiyordu.
Urungu’nun Gök Türk Kağanlığı tahtında gözü olmayan bir bahadır
olduğunu başkalarını inandırmak ne güçtü! İnanacak olsalar, Pars
bütün bildiklerini açığa vurmağa hazırdı. Fakat hayır!
Söylemeyecekti...
İşte sıra kendisine gelmişti. Pars:
"Savaşmıyalım" dedi ve bütün
gözler kendisine dikilirken açıkladı:
- Ay Hanım’a elçi göndererek bir Gök Türk’le evlenmesini teklif
edelim. Hemen o gün kabul cevabı vermezse o zaman yürüyelim!
İlteriş Kağan ayağa kalkmıştı. Onunla birlikte herkes de aynı şeyi
yaptı. Kağan:
- "Yarın erkenden çerilerim yürüyüşe geçecek" dedi ve savaşılmaması
hakkındaki teklifini kocamışlığına verdiği Pars’a dönerek:
-
"Binbaşı! Sen Ötüken’de kal" diye tamamladı.
Beğler, Pars’ın kıpkırmızı olduğunu gördüler. Kocamış binbaşı,
kağana doğru üç adım atarak yere diz vurdu:
- "Yüce Kağan! Kocamış kişi olsam bile vaktiyle Kür Şad’ın
buyruğunda çarpışmış bir kocayım! Buyruk ver, bu savaşa ben de
katılayım. Bu benim son kavgam olsun" dedi.