6
ONBAŞI SANÇAR
Onbaşı Sançar tarlasını ekiyordu. Toprak ıslak olduğu için kolayca kazmıştı.
Yüzü, her zaman olduğu gibi asıktı. Bununla beraber Binbaşı Işbara Alp’ın
onbaşıları arasında en iyi hallisi o idi. Hiç kimsesi yoktu. Kimsesi olmadığı
için birkaç koyunla kısrağı kendisini bol bol geçindiriyordu. Çadırında tek
başına sessiz bir hayat sürer, çok konuşmasını sevmediği için de bundan
sıkılmazdı. Onbaşı Kara Budak, onun dayısın oğlu idi. Koyunlarının yünlerini
Kara Budağın anasına verir, o da bunu eğirdikten sonra Sançar’a yetecek kadar
kumaş yapar, kalanını kendi alırdı. Sançar az konuştuğu gibi az da yerdi. Yamtar
onun bu haline şaşar, Sançar’ın nasıl yaşadığına akıl erdiremezdi. Onbaşı Sançar
oldukça zengindi de… Çadırında bir koç kılıçlar, yaylar, bıçaklar, sadaklar
dururdu. Bunların bir kısmı babasından kalmış, bir kısmını da kendisi savaşlarda
ele geçirmişti. Şimdiye kadar başı dara gelmediği için evinin eşyasından hiç
birini satmamıştı. Hele kürkler o kadar çoktu ki, belki Kara Kağan’da bile bu
kadar kürk yoktu. Ama genç onbaşının kaygısızlığı bundan mı ileri geliyordu?
Hayır! Onun çadırında 20 kadar değerli kürk, altın kakmalı bir kılıç, gümüşten
bir çamçak, bir çok değerli pusatlar olmasa da o gene böyle olacaktı. Onca on
kılıçla tek kılıç birdi. Sançar arada bir kendi erlerini toplar, onlara savaş
idmanları yaptırırdı. Bu idmanlarda da, savaşta olduğu gibi, yalnız kumanda
ederdi. Beğendiğini öğüp beğenmediğine sövmezdi. Onbaşının beğendiği nedir,
hangi şeyi yadırgar, sevinir mi, yerinir mi, yüksünür mü, bunlar belli olmazdı.
Bu gün akşama kadar tarlası ile uğraşmıştı. İşini bitirip tarlaya şöyle bir göz
attı. Yarına pek az iş kalmıştı. Dönecekti. Bu sırada Fu-lin göründü. Fu-lin
Çinli bir kadındı. Çin beğlerinden birinin kızı olduğunu herkese söylerdi. Onun
beğ kızı olduğunu, Ötüken’de Sançar’dan başka duymayan kalmamıştı. Kocası zengin
bir Çin tüccarı idi. İşini o kadar biliyordu ki bir akında çıplak denilecek bir
halde tutsak olup Ötüken’e geldiği halde bile birkaç yılda burada zengin
olmuştu. Ötüken Türkleri onun adını bilmezlerdi.ona yalnızca Bay Çinli derlerdi.
Bay Çinli yalnız ticaretle Türkleri değil, kumarda da Çinlileri soyuyordu.
Türkler alış verişte yutulduklarını pek anlamıyorlardı ama kumarda yutulan
Çinliler ona diş biliyorlardı. İşte Onbaşı Sançar işini gücünü bitirip de
tarlasına baktığı sırada oraya yanaşan Fu-lin bu Bay Çinlinin karısıydı. Onbaşı
Sançar’ın asık yüzü Çinlileri pek korktuğu halde Fu-lin hiç çekinmeden yaklaştı.
Gülerek:
- Kolay gelsin Onbaşı Sançar, ne yapıyorsun?, dedi.
Toparlama bir sayışla günde on sözden çok konuşmayan Sançar yirmi yıllık
hayatında şimdiye kadar bir Çinliye bir tek söz etmiş değildi. Pek az olmakla
beraber, ara sıra kendisine söz söyleyen yahut selam veren Çinlilere de karşılık
vermezdi. Onun için Fu-lin’e aldırış etmedi. Fakat kadın kolay kolay gideceğe
benzemiyordu: sözünü tekrarladı:
- Kolay gelsin Onbaşı Sançar, ne yapıyorsun?
Sançar buna da cevap vermedi. Kadın, Sançar’ın oldukça yakın komşularından
olduğu için onun huyunu suyunu iyice biliyordu. Onbaşı "Kolay gelsin" demesine
kızmış olmalıydı. Çünkü ona göre kolay olmayan iş yoktu. Bundan dolayı Fu-lin
sözünü şöylece bir daha tekrarladı:
- Onbaşı Sançar, ne yapıyorsun?
- Görmüyor musun? Tarlaya bakıyorum.
Bu sert cevap kadını sevindirdi. Çünkü tılsım bozulmuştu. Sert de olsa cevap
almıştı. Nihayet, Sançar’dan da daha yumuşak bir karşılık bekleyemezdi ya… Kadın
bu sırada tarlaya girmişti. Kırıtarak yeni bir soru daha sordu:
- Tarlada ne var?
- Toprak, taş, otlar, solucanlar, bir de sen!
Fu-lin hiç oralı olmadı. Onbaşıya biraz daha yaklaştı:
- Sana bir şey söyleyeceğim.
- Söylemesen iyi olur.
- Neden?
- Çinli sözünden tiksinirim.
Kadın çok pişkin davranıyordu. Bu sözlerden alınmıyor, Onbaşı Sançar’a
yaklaşıyor, sokuluyor, kırıtıp kannış(cilve) yapıyordu. Bu kadın bir Çin güzeli
idi. İnce ve solgun bir yüzü vardı. Güzel kokular sürünmüştü.
- Onbaşı Sançar! Sana olan sözüm önemlidir.
Onbaşı aldırmadı. Kadın gülümseyerek ta yanına kadar sokuldu.
- Onbaşı Sançar! Sana çok önemli bir şey söyleyeceğim. Hiç ummadığın bir şey…
Birdenbire Sançar’ın gözleri açıldı.
- Ne! Yoksa benim erlerden biri attan mı düştü?
- Yok canım! Bunda ne var ki? Daha önemli bir şey…
- Kara Kağan mı öldü?
- Hayır daha önemli!
- Ne ise tez söyle! Bana bir aylık sözü bir günde konuşturdun!
Fu-lin oynak bir hal aldı. Şaşkınlıktan taş gibi duran Onbaşının boynuna
kollarını dolayarak:
- Ben sana vuruldum! Dedi.
Onbaşı büsbütün şaşırdı:
- Bundan bana ne be!.. Sen şu diyeceğin önemli nesneyi söyle!...
Kadın sarsılarak gülüyor, başını Onbaşının göğsüne yaslıyordu:
- Söyledim ya, seni seviyorum!
- Söyleyeceğin bu muydu?
- Buydu, sevinmedin mi?..
Sançar, kendisinden sevinç bakliyen kadını bir itiş itti ki.. Fu-lin, birkaç
adım geri fırlayarak yumuşak tarlaya düştü. Düşüşten sersemlemişti.
Sançar bağırdı:

- Sen usunu mu kaçırdın be? Bir Türk çerisinin attan düşmesi, Kara Kağan’ın
ölmesi önemli değil de senin bana gönül vermen önemli öyle mi? Çıldırmışsın!
Çin’e akın edip atanı, ananı, soyunu, sopunu kestiğim, malını, yurdunu yağma
ettiğim için mi bana vuruldun?
Sançar geri döndü. Çadırına yöneldi. Artık gün batmıştı. Fu-lin olduğu yerde
doğruldu. Kızgın yüzü yavaş yavaş değişti. Gülümser oldu. Sona dudaklarının
arasından şunları mırıldandı:
- Sen de yola gelirsin Onbaşı Sançar. Ötekiler de önce senin gibiydiler,
görüşürüz…