7
KİNEŞ
Kurultay kurulmuştu. Kağan, Batı Kağanından gelen bitiği, okuması için Kür Şad’a
uzattı. Kür Şad bitiği okuduktan sonra Kağan söze başladı:
- Türk beğleri! Ustan üstün us vardır. Ne düşünüyorsanız, gereken ne ise ortaya
atın. Kinişelim. Ola ki en doğru yolu bulur ona göre iş ederiz.
Beğlerden biri söz istedi:
- Kara Kağan! Buyruk ver, söz edeyim. Diyeceklerim var, dedi.
Bu yaşlı bir beğdi. Saçına, sakalına kır düşmüştü. Alnında, yüzünde kılıç
yaralarının izleri vardı. Düşünmeden söz ediyor gibi idi. Fakat yakışıklı söz
söylüyor, sözünü dinletiyordu:
- Ben Batı Türk Elini iyi bilirim. Karım da oralıdır. Batılılar bizden güçlüdür.
En iyi atlar orada çıkar. Batı Eli’nde açlık olmaz. Türlü güzel yemişler vardır.
Onların tarlaları verimli, ormanları çoktur. Tüng Yabgu Kağan’ın sözlerini
olduğu gibi kabul etmeliyiz. Eskiden Türk Elinde tek Kağan varken budunun boğazı
tok, sırtı pek, yağısı azdı. El ikiye bölününce ilk iş olarak birbirine yan
bakmağa başladılar. Çin’e giden Türkler daha Türklüklerini unutmadan nasıl kılıç
çekmeğe başladılarsa Doğu Türk Eli ve Batı Türk Eli de, böyle giderse,
birbirlerini Çinli gibi göreceklerdir. Bana kalırsa hemen Tüng Yabgu Kağan’a
elçi gönderelim. Bir andlaşma yapalım. İki kağan birbirine yağılık
etmeyeceklerine and içsinler. Onlar bize at ve iyi pusat yollasınlar. Biz de
onlara Çin’den aldığımız kumaşlardan yollayalım. Olabilecek gibi ise, iki kağan
savaşlarda çeri vermeğe de söz versinler.
Kara Kağan öteki beğlere baktı. Tunga Tigin söz aldı. Dedi ki:
- Tüng Yabgu Kağan bizden güçlü imiş. Güçlüler güçlülerle bağdaşmak ister. Biz
de ona gücümüzü gösterelim. Elçilerini bu kış nasıl olsa burada alıkoyacağız.
Yaz gelince Çin’e akın edelim. Elçiler çerimizi, gücümüzü görsünler. Ondan sonra
biz de oraya kendi elçilerimizi gönderelim. Tüng Yabgu Kağan bizim de güçlü
olduğumuzu görürse andlaşmayı daha çok ister. Bize güvenir. Bize asığlar
gösterir.
Bu sözlerden sonra kurultaydaki beğlerin en genci olan Kür Şad söz aldı:
- Yahşı söz ediyorsunuz. Elçilere gücümüzü gösterelim. Sonra andlaşma yapalım.
İki Kağan yardımlaşsınlar. Yalnız bir nesneyi unutuyorsunuz!
Herkes birbirine bakıştı. Anlamamışlardı. Kür Şad devam etti:
- Ötüken’de Türklerin yarısı kadar Çinli olduğunu elçiler görmeyecek midir?
Kür Şad bu sorguyu sorunca ortalığa sessizlik çöktü. Ne demek istediğini gene
anlamamışlardı. Kağan cevap verdi:
- Görürlerse ne çıkar? Çok tutsağımız olduğunu anlarlar.
- Hayır bunu anlamazlar. Bunlara tutsak demezler.
Bir beğ sordu:
- Ne diyorsun Kür Şad? Bu Çinliler bizim tutsaklarımız, kölelerimiz değil mi?
- Tutsaklarımızdır ama Ötüken’de aşağı yukarı Türklerle denk gibidirler. Tutsağa
benzer halleri yoktur.
Kağan gene sordu:
- Kür Şad! Demek istediğini açık de. İyi anlamıyoruz.
- Demek istediğim şu: Burada Çinlilerin borusu da bizim ki kadar ötüyor. Kara
Kağan tahta oturduğu gün otağının ardında döğüş oluyordu. Çinli at uşakları bir
Türk çerisi ile dövüşüyorlardı. Eskiden Çinliler buna kıyışabilirler miydi?
Çinliler bu gücü nereden, kimden alıyorlar? Şu Çin beği Şen-king nedir? İkide
bir Katunun hatta Kağanın otağına girer, Türk beğlerine denkmiş gibi konuşur?
- Şen-king tutsak değil, konuktur.
- Konuktur ama Çinlidir. Çinli tutsakken de konukken de hep o Çinlidir. Konuk
olsa bize biz çağırmadık ya. Kendi budununa yaramayan bizim işimize yarar mı?
Sonra onun yoldaşı Van-zin-şan Ötüken’in her yerini dolaşıyor. Her yere girip
çıkıyor. Ondan sonra da Şen-king’ke baş başa verip konuşuyor.
- O da konuktur. Gezerse ne çıkar?
- Konuksa ne diye tutsak Çinlilerle düşüp kalkıyor? Onlarla ne konuştuklarını
biliyor musunuz?
- Bilip de ne olacak? Çinliler ne konuşur ki? Ya çalgı, ya kadın, ya para…
- Yalnız bu kadar değil. Bir de dalavere… Bu Çinlilerin çaşıtlık edip
etmediklerini düşündünüz mü?
Beğlerle Kağan doğruldular. Hepsinin kaşları çatıldı. Kağan sordu:
- Çin beği çaşıt mı? Nasıl olur? Çin’de kendi ailesi kağan değil ki?
- Bundan ne çıkar? Ötüken’de Bozkurtlar bitip de yerine Dokuz Oğuzlar, Karluklar
kağan olsa ben gene Çin’e yağı kalırdım. Benim yapacak olduğumu Çin beği neden
yapmasın?
Birden ölüm sessizliği yayıldı. Kağan Kür Şad’la beğlere birer birer bakıyor,
beğler gözlerini Kür Şad’dan ayırmıyorlardı. Kür Şad başını yere eğmişti.
Sessizliği Tunga Tigin bozdu:
- Çinli beğ çaşıtlık ederse ne çıkar? Kılıçlarımız keskinliğini mi yitirir?
Yaylarımız mı gevşer.
- Hayır bunlardan biri olmaz. Bizim sayımızı öğrenirler. Akın edeceğimiz zaman
haberleri olur. Ona göre davranır, pusu kurarlar. İçimizde Çin için en korkulu
kimse onu bir kolayına getirip öldürürler.
- Kür Şad! Sen bizi çocuk yerine koyuyorsun. Bu tutsaklar bizden birini nasıl
öldürür? Çinli tutsağın elindeki kılıç bir Türk beğini öldürebilir mi? Ötüken’de
bir Türk bağini öldürmek için bütün Çin pusata sarılmalıdır.
- Ben size Çinliler bahadırlıkla öldürürler demiyorum. Savaş alanında bir Türk
beği öldürmek Çinlilere güç gelir. Ama barışta bir Türk Kağanını bile nasıl
öldürdüklerini hepiniz gördünüz. Ben size kılıcı anlatmıyorum. Ağudan
bahsediyorum.
Kür Şad yıldırım gibi konuşuyordu. Kağan bu sözlerden alınmıştı. Kür Şad’a
soğukkanlılıkla sordu:
- Peki Kür Şad! Tüng Yabgu Kağan’a elçi göndermeden önce ne yapalım diyorsun?
- Ne mi yapalım? Bu Çinlilerin tutsak olduğunu onlara gösterelim. Çinlilerin öz
başlarına tarlası olmasın. Onların koyunlarının yarısını alıp Türklere verelim.
Biz gidip akında, savaşta kan döküyor, ölüyoruz. Onlar tutsak diye Ötüken’de
oturup tarla sürüyor, koyun üretiyorlar. Sonra bizim Türklerle alış ve iş edip,
bir koyuna on tane tilki derisi alıyorlar. Sonra da bu tilki derilerini Çin’e
satıp zengin oluyorlar.
- Bunların önünü almak kolaydır.
- Kolaydır ama iş bu kadarla bitmiyor. Bu Çinliler Türklerin ahlakını da
bozuyor. Tutsak Çin karıları bin türlü kannış yapıp Türk erlerini kandırıyorlar.
Bizim kızlarımız böyle kannış bilmez. Çin erkekleri nasıl kötü malları bize iyi
mal diye sürüp bizi aldatıyorlarsa, Çin kadınları da kendilerini boya ile,
kannış ile sürüp Türk erlerine satıyorlar. Erkekler çabuk kanar, Çin kızlarını
bir şey sanıyorlar. Elma gibi al yanaklı, kumral saçlı, ışık gibi yeşil ala
gözlü, suna boylu Türk kızları dururken sarı benizli, karanlık bakışlı, sıska
Çin avratlarına gönül kaptırıyorlar. Evli kadına kötü gözle bakılır mı? Türk
türesinde evli kadına ilişmek ölümle biter. Biter ama artık türe de suya düştü.
Çünkü evli kadınlar artık buna razı oluyorlar.
Kurultay yaman bir heyecana düştü. Kağan ve beğler ayağa fırladılar. Kağan
bağırdı:
- Ne diyorsun? Evli kadınlara saldıran var da duymuyor muyuz?
- Duymuyoruz. Duyurmuyorlar. Düşümüze girse usumuzu kaçırırdık değil mi? Evet
ya!... Çinli tutsakların karıları Türk erlerini avlıyorlar. Çinliler karılarının
yaptığını bilmiyor mu? Biliyor… Biliyor ama sesini çıkarmıyor. Bilakis karısını
kışkırtıyor. Çünkü böylelikle akınlarda aldığımız ne kadar altın, gümüş, mal
varsa hepsi Türk çadırlarından Çinli tutsakların çadırlarına taşınıyor. Çinli
bu… Yabancı. Yapmaz mı? Deyin bakalım; buna ne yapacağız? Bizim türemizde bir
kişi evli kadına ilişirse kadın şikayet eder, saldıran, ilişen yok edilirdi. Ya
bu kadın şikayet etmezse… Türk türesi bunun için bir şey söylemiyor.
Kurultay heyecanlanmıştı. Bir beğ bağırdı:
- Kadın şikayet etmez olur mu? Böyle kadın görülmüş müdür? Ya o kadının kocası
durur mu?
Kür Şad yıldırım gibi gürlüyor, fakat heyecanlanmıyordu:
- Türk kadını olursa böylesi bulunmaz. Ama Çinli karılardan çıkıyor işte!...
Çünkü Çinli erkelere para, mal gerek. Onun kesesi akça ile dolmalıdır. Akçayı
almak için de malını verir, her şeyini verir, daha ileri gider karısını da
verir. Çin karıları Türkleri böyle soyup kocalarını zengin ediyorlar. Çinlilerin
nasıl bayıldığını anladınız mı? Bakın Ötüken’de doğan Çinli çocuklar o kadar
Çinli’ye benzemiyorlar. Bunu Ötüken’in havasından, suyundan mı sanıyorsunuz?
Çin’deki köpek Ötüken’e gelmekle kurt olmuyor da Çinli Ötüken’e gelmekle nasıl
Türk’e benziyor? Çünkü ona Türk kanı aşlanıyor. Yalnız Çinliye aşlansa iyi.
Belki ilerde Çin’de daha iyi çeri çıkar da daha tatlı savaşırız. Halbuki şimdi
Türkler de Çin karısı almağa başladılar. Bizim bildiğimiz Çinli karı almak
kağanlar içindir. Bunun da sebepleri vardır. Ya bu Türk erlerinin hepsi şimdi
kağan mı oldular? Çinliler Türk kanıyla aşlanarak canlanır, bahadırlaşırken biz
de kanımıza Çin kanı katarak soysuzlaşacak mıyız? Bu günden tezi yok. Türk
erlerini baştan çıkaran Çinli avratlara sopa çekilmeli. Çinli avradın kocası bu
işi biliyorsa gebertilmeli. Çinlilerin malı davarı nesi varsa yarısı alınıp
Türklere verilmeli. Çinlilerin öz başlarına tarla eyesi (sahibi) olmamalı. Türk
erleri Çinli karılarla evlenmemeli. Bütün Çinlilere de göz kulak olmalı. Yoksa
yayda (ilkbahar) Çine yapacağımız akını Çin sarayı şimdiden duyar.
Kağan beğlere baktı. O zamana kadar söze karışmamış olan bir beğ söz aldı.
- Kür Şad doğru söylüyor. Türk türesi yabana atılmaz. Bizim budunun da suçu yok
değil. Bir kişi pusuya düşerse suç yalnız kuranın değil, biraz da pusuya
düşenindir. Türk erleri Çinli avratlara aldanıp baştan çıkıyorlarsa yalnız Çin
karılarına sopa atıp Çin erkeklerini öldürmekle iş bitmez. Türk türesinin tam
yerine gelemsi için evli kadına ilişen bir erlerinin de başı uçurulmalı. Bizim
türemiz evli kadına evli kadına ilişen bir erin başını kesmek için o kadının
Türk, Çinli yahut tutsak olup olmadığına bakmıyor.
Tunga Tigin söze karışıp "Doğrudur" dedi. Kür Şad itiraz etti.
- Olmaz. O zaman Türk'le Çinli bir olur. Türk türesi Türkler için yapılmıştır.
Hem de bizim türemizde kadına zorla saldıranın başı kesilir. Türk erleri Çinli
kadınlara zorla saldırmıyorlar ki…
Kineş uzayacaktı. Gün batıyordu. Kağan beğlere birer birer düşüncelerini sordu.
On iki beğden yarısı Kür Şad’ı tutmuştu. Kağan hangi yana geçerse sözü onlar
kazanacaklardı. Kağan son sözü söyledi:
- Yay gelince Çin’e akın edip gücümüzü elçilere göstereceğiz. Çinlilerin öz
başlarına tarlası olmayacak, mallarının yarısı Türklere dağıtılacak, Türkler Çin
karılarıyla evlenmeyecekler. Türk erlerini ayartan Çin kadınlarına sopa
atılacak, kocalarının bu işten bilgisi varsa onlar da yok edilecek… Türk türesi
evli kadının budununa bakmadığı için bu kadınlara ilişen Türk erlerin de başı
kesilecek.