8
BATI KAĞANI
Bir ulak, otağın kapısını çarak: "Doğu kağanının elçileri kağanı selâmlar" diye
bağırdı zaman, en önde Tunga Tigin, sonra Işbara Alp ve Böğü Alp, en geride de
birkaç onbaşı olduğu halde Kara Kağan’ın elçileri içeriye girdiler. Batı
Türklerinin kağanı olan Tüng Yabgu Kağan altından bir taht üzerinde oturuyordu.
Yanınsa Yarkın Katun, sağ ve solda da tiginler, Tarkanlar, beğler vardı.
Tarkanlar arasında ak sakalı Dede Korkut göze çarpıyordu. Doğu kağanından gelen
elçiler bu batı beğlerinin kendilerinden çok üstün baylığını daha ilk görüşte
kılıklarından anlamışlardı.
Üç elçi ve onbaşılar tahta kadar yaklaşarak yere diz vurup kağanı ve katunu
selâmladılar. Aynı zamanda üç elçinin birden yüreklerinde acı bir şey sızladı.
Çünkü üçü de hediye getirirken yalnız kağanı düşünmüşler, katunu hesaba
katmamışlardı. Kendi kağanlarının katunu, hiç sevmedikleri Çinli İ-çing Katun
olduğu için batıda Türk kanından gelme bir Yarkın Katun bulacakları nedense hiç
birinin aklına gelmemişti. Yalan söyleyemezlerdi. Çaresiz bu ilk acemiliği
bağırlarına çekeceklerdi.
Tüng Yabgu Kağan ayağa kalktı:
- "Doğu Türkleri kağanı, soydaşım Kara Kağan’ın elçileri bize ün verip otağımızı
şenlendirdiler" dedi.
Elçiler ve onbaşılar kalktılar. Tunga Tigin söze başladı:
- Doğu Türkleri Kağanı Kara Kağan’ın birinci elçisi Tunga Tigin’im. Kağanımdan
yüce batı kağanına bir bitik getirdim. Ayrıca söyleyeceklerim de var. Yüce
kağana armağanlarımı sunuyorum.
Tunga Tigin arkasına dönerek Onbaşı Karpağın taşıdığı altın kakmalı kılıcı aldı
ve:
- "Nice şanlı savaşlar görmüş olan bu kılıcın yüze kağana uğur getirmesini
dilerim" diyerek ulaklardan birine uzattı.
Sonra Onbaşı Burguçan’la Alka’nın kollarında duran dört avcı doğanını birer
birer alarak ulaklara verirken:
- "Yüce kağanın yavuz avcı olduğunu işittiğimizden bu avcı doğanları da
sunuyoruz" dedi.
En sonra Onbaşı Yağmur’un tuttuğu iki top Çin kumaşını verirken:
- "Son akınımızda Çin’den aldığımız kumaşlardır. Yüce kağan da pek yavuz bir
bahadırlar olduğunu bildiğimiz çerilerini bizimle birlikte Çin’e saldırtırsa
daha pek çok ulcalar bulabileceğimizden emin olabilir" diyerek elçilik yumuşunun
gereklerini daha şimdiden yapmağa başladı.
Tunga Tigin sözlerini bitirince Işbara Alp kendisini tanıttı:
- Kara Kağan’ın ikinci elçisi Binbaşı Işbara Alp’ım. Yüce kağana altın işlemeli
bir kemerle gümüş kakmalı bir bıçak, bir de ak doğan getirdim.
Işbara Alp’ın arkasında duran Yamtar’la Sançar’dan hediyeleri alarak kağanın
ulaklarına verdi.
Son olarak Böğü Alp ilerleyip yere diz vurdu:
- Kara Kağan’ın üçüncü elçisi Yüzbaşı Böğü Alp’ım! Yüce kağana bir hatıra olarak
şu yüz yıllık oku sunuyorum.
Tüng Yabgu’nun otağında derin bir sessizlik oldu. Kağan, katun ve bütün beğler
gözlerini dikkatle Böğü Alp’a dikerlerken tunga Tigin’le Işbara Alp kızararak
başlarını öne eğdiler. Böğü Alp otağda esen havayı sezmişti. Durumunu hiç
bozmadan sözlerine devam etti:
- "Yüce Kağan! Senin gibi ulu bir kağana bu kadarcık bir armağanla gelmekteki
yakışıksızlığı biliyorum. Doğu Türk Elinde, aramıza
iş karıştırıcı Çinliler katılmasaydı, ülkemizde
uğursuzluk olup kıtlık olmasaydı sana yarar
armağanlar getirebilirdik. Yoksulluğumuz için bizi
bağışla!"
Tüng Yabgu Kağan bu açık yüreklilikten hoşlanmıştı. Üçüncü elçiye söz etti:
- Yüzbaşı Böğü Alp! Yoksulluk iyi bir şey değildir. Ama korkulacak yoksulluk
gönül ve yürek yoksulluğudur. En büyük baylık pek yürekli, katı kollu, yılmaz
gözlü olmaktır. Doğu Türklerinde senin gibi açık sözlü yiğitler varken onlara
yoksul denemez. Doğu Türk’ü, batı Türk’ü bir ağacın iki dalıdır. Kökümüz birdir.
Birimizin baylığı hepimizin baylığı, birimizin yoksulluğu hepimizin
yoksulluğudur.
Böğü Alp bu sözlere şöyle karşılık verdi:
- Yüce Kağan! Senin ordun da bizimle birlikte Çin’e akın ettiği gün Ötüken’den
yoksulluk kalkacaktır!
Tunga Tigin ve Işbara Alp başlarını kaldırdılar. Bu sözü beğenmişlerdi.