9
TÜNG YABGU’NUN ÇERİLERİYLE KARŞILAŞMA
Kara Kağan’ın elçileri ertesi gün Tüng Yabgu tarafından yapılacak bir teftişte
bulunmağa çağrılmışlardı. Kağan, ordusunu gözden geçirecek ve elçilere de bunu
gösterecekti.
İlk önce yaya olarak kılıç talimi yapan bahadırları gördüler. Karşılıklı onar
kişi bir davulcunun davula vurduğu ahenkli tokmak sesine uyarak kılıçla
vuruşuyorlardı. Tokmağın bir inişinde bir taraf karşıkilere kılıç indiriyor,
karşıkiler de hep birden kalkanla siper alıyorlardı. Tokmağın ikinci vuruşunda
berikiler saldırışa geçiyor, öncekiler siper alıyordu. İyi giyimli, çelik zırhlı
olan bu çeriler iyi kılıç vuruyorlardı. Tüng Yabgu Kağan, vuruşan bu yirmi
bahadırı elçilere tanıttı:
- Bu on kişi Türgiş bahadırlarıdır. Karşılarındakiler de Oğuzlardır. Hepsi de
yüzbaşı ve onbaşılardır. Savaşta sınanmış seçme çerilerdir.
Kara Kağan’ın üç elçisi bu kılıç talimine zevkle bakıyorlardı. Davul "güm! güm!
güm!" diye öttükçe kılıçlarla kalkanlardan "şırak! şırak! şırak!" diye ahenkli
ve hoş bir ses çıkıyordu.
Bu güzel vuruştan sonra elli kadar atlının iki takım halinde yaptığı kargı
talimini seyrettiler. Bunlar da büyük bir ustalıkla karşılıklı kullanan Çigil ve
Yağma çerileriydi. Daha ötede birbirlerinin rakibi olan Argu ve Tuhsı
nişancıları ok talimi yapıyorlardı. Tüng Yabgu Kağanın ordusunda bütün
uruklarda, boylardan çeriler vardı, Tunga Tigin çevresine bir daha bakındıktan
sonra kağana sordu:
- Yüce Kağan! Ordunda iyi çeriler olduğu görülüyor. Her boyun bahadırları burada
toplanmış. Yalnız aralarında Suğdakları göremiyorum.
Kağan gülümsedi:
- Suğdaklar çerilik etmez. Onlar yalnız alış veriş etmesini bilirler. Suğdaklar
Türk değildir.
Sonra üç elçinin yüzlerindeki sorguyu görerek ilave etti:
- Batı Türk Elindeki Suğdaklar, Doğu Türk Elindeki Çinliler gibi zararlı
değildir. Hem sayıları azdır; hem de ayrı devletleri yoktur.
Tüng Yabgu Kağan elçilere kendi ordusunu gösteriyor, bir çok şeyler anlatıyordu.
Bir aralık durarak sordu:
- Tunga Tigin! Benim çerilerimle kılıç oynamak, ok atmak, güreşmek, yarışmak
ister misiniz? Çin’e yaptığınız akını Kül Er Tigin’den dinledim Yüce bahadır
kişiler olduğunuz anlaşılıyor.
Tunga Tigin yere diz vurdu:
- "Buyruk senindir kağan!"
Ertesi günü, Tüng Yabgu Kağan’ın otağı önünde iki kağanın bahadırları
karşılaştılar. Dede Korkut, Tanrı’ya yakarış yaptıktan sonra oyunlara başlandı.
Batı Türklerinden üç bahadıra karşı Tunga Tigin, Işbara Alp ve Bögü Alp çıkarak
kılıçla vuruştular.
Tunga Tigin’e karşı, Tüng Yabgu Kağan’ın yeğeni Börü Tigin görülmemiş bir hızla
kılıç kullanıyordu. Uzun bir çarpışmadan sonra Tunga Tigin ile yenişemediler.
Işbara Alp’a karşı Tümenbaşı Bugaç Beğ çıktı. Onlarda yenişemediler.
Bögü Alp’a karşı Arslan Tarkan çıktı. Yalnız Tüng Yabgu ile beğlerin değil, doğu
kağanı elçilerinin de şaşırmış gözleri önünde Yüzbaşı Bögü Alp, hiç umulmayan
bir ustalıkla çarpışarak Arslan Tarkan’ı yendi. Hiçbir yerden ses çıkmamış,
kimse bir söz söylememişti. Yalnız Yumru kendi kendine: "Taş yerinde ağırdır"
dedi.
Sıra ok atmağa gelmişti. Kara Kağan ordusundan Işbara Alp, Bögü Alp, Yamtar,
Gümüş ve başka iki er ok atacaklardı. Batılılardan on kişi çıkmıştı. Yakından
bağlıyarak uzak hedeflere doğru ok atılıyor, biraz aksıdanlar karşılaşmadan
çıkarılıyordu. Doğuluların umudu Işbara Alp’ta idi. Batı Türklerini bu kadar
keskin bulacaklarını hiç ummamışlardı. Tunga Tigin’in aklından hep Kür Şad
geçiyordu. Zaman geçip atışmalar güçleştikçe nişancılar birer birer meydandan
ayrılıyordu. Doğululardan yalnız Işbara Alp’la Bögü Alp kalmıştı.batılılardan
altı kişi vardı. Bu sekiz kişi her hedefe her oku şaşmadan değdiriyorlardı.
Nihayet kıpırdıysan hedeflere ok atmağa başlamışlardı. Batılılar her hedefi
vuruyor ve nişancılığı kazanacağa benziyordu. Nitekim öyle oldu. Uzun atışlardan
sonra ancak bir tanesi ortadan çekilerek beş kişi kaldılar ve bu beş kişi
nişancıyla Işbara Alp ve Bögü Alp bir türlü yenişemediklerinden atıcılığa son
verildi.
Bu sefer "taş yerinde ağırdır" diyen yalnız Yumru değildi. Tunga Tigin de aynı
şeyi mırıldanıyordu.
Şimdi güreşler yapılıyordu. Doğululardan Bögü Alp, Yamtar ve Gümüş çıktılar.
Batılılardan bir çok güreşçi çıkmıştı. Fakat kağanın buyruğuyla en usta olan üç
tanesi kalarak öbürleri çekildiler. Doğuluların umudu Yamtar’da idi. Fakat
Yamtar bütün gücüne ve ustalığına rağmen uzun bir güreş sonra yenilince
Doğuluların canı sıkıldı. Hele Işbara Alp çok üzüldü. Çünkü karnı tok olan
Yamtar’ın bu sefer yenilmeyeceğini Kara Kağan’a söylemişti. Gümüş pek çabuk
yenildi. Fakat Yamtar’ı yenen ve ondan daha iri olan Karluk güreşçisi ile
tutuşmak hiç de kolay olmadı. Tuttuğu yeri koparan bu Karluk yiğidi yalnız güçle
değil, ustalıkla da iş görüyordu. Koca Yamtar’ın bileğini inciten bu korkunç
güreşçi Bögü Alp’ın bir yerini kırar diye Doğuluların içine ürküntü girmişti.
Fakat yüzbaşı onun boyuna, ağırlığına, gücüne hiç aldırmadan başa baş çetin bir
güreş yapıyordu. Herkes Bögü Alp’ı beğenmişti. Onun eşsiz, yavuz bir güreşçi
olduğunu herkes anlamıştı. İri Karluk bir defa Bögü Alp’ı belinden kavradığı
halde kaldırıp yere çalamamış, aksine bir defa Bögü Alp onu yere çarpmıştı.
Güreş uzadıkça hızlanıyordu, hızlandıkça sertleşiyordu. Yamtar, bileğinin
acısını unutmuştu. Şimdiye dek Ötüken’de Yüzbaşı Bögü Alp ne diye güreşlere
çıkmazdı diye düşünüyordu. Tunga Tigin’le Işbara Alp yan yana durmuşlar,
içlerinden heyecan duyarak seyrediyorlardı. Umulmadık bir anda Bögü Alp’ın, koca
Karluk güreşçisini kavrayarak yere attığını ve omuzlarını yere değdirerek güreşi
kazandığını gören Binbaşı Işbara Alp, Tunga Tigin’e döndü. Gözlerinin içi
gülerek ona:
- "Taş yerinde ağırdır tigin"dedi.
Sıra at yarışlarına gelmişti. Kağanın otağı önünden kalkacak olan atlılar dört
beş bin adım ilerde dikilmiş olan tuğları kaparak yeniden otağa gelecekleri.
Batılılardan yirmi kişi atlı yarışa giriyordu. Doğululardan en önde Bögü Alp
çıkmış, ardından Onbaşı Sançar, Onbaşı Alka, Onbaşı Yağmur ve üç er gelmişti.
Tunga Tigin, Batılıların ünlü atlarına karşı yarışı kaybedeceklerini sanıyor,
yalnız Onbaşı Alka’dan bir şeyler umuyordu. Yumru ise Yüzbaşı Bögü Alp’ın bu
yarışı kazanacağına emindi.
Atlılar dizildiler. Davulun tokmağı üç defa kalkıp indi. Üçüncü gümleyişten
sonra 27 atlı kamçılarını şaklattılar. 27 at yıldırım gibi fırladı. Bir müddet,
talim yapıyormuş gibi hepsi aynı hızda koştular. Sonra yavaş yavaş geride
kalanlar oldu. Batılılar arasında Tüng Yabgu Kağan’ın oğlu Türe Tigin de vardı.
Önce Onbaşı Sançar’la Onbaşı Alka ve Batılılardan dört kişi en önde gidiyorlar,
bunların biraz ardından da Türe Tigin’le Onbaşı Yağmur geliyordu. En geride
Batılılardan bir binbaşı yarışıyor, Yüzbaşı Bögü Alp bunun bir at boyu ilerinde
bulunuyordu. Yolun yarısına doğru Alka hepsini geçti.
Sançar kendisi ile birlikte koşan dört Batılı’yı geçirmemek için uğraşıyor,
fakat başaramıyordu. Dört Batı atlısı yavaş yavaş kendisini geçiyorlardı. Türe
Tigin’le Onbaşı Yağmur at başı beraber koşuyorlar ve Sançar’a yetişiyorlardı.
Bögü Alp âdeta yırtınıyor ve birer birer önündekileri geçiyor, ardındaki Batılı
binbaşı da onu kovalıyordu. Şimdi Doğuluların üç erinden ikisi arkada
kalmışlardı.
Tuğlara yaklaşırken Onbaşı Alka en önde idi. Alka, tuğlardan birini kaparken bir
uğursuzluk oldu: Kavradığı tuğu yere düşürdü. Ötüken’in en iyi binicisi olduğu
için hemen atından yere sıçrıyarak düşürdüğü tuğu kaptı. Fakat bu sırada ikinci
olarak gelen batılı bahadırın atı ile çarpışarak yere düştü. Başı hızla bir taşa
vurdu, bayıldı.
Atlılar birer birer tuğları kapıp döndüler. Son gelen yarışçı Doğulu idi. Kendi
umutları olan Onbaşı Alka’yı yerde görünce atından atladı. Ayıltmak için yüzüne
kamçısıyla yavaşça vurduktan sonra onu kucaklayıp atına bindirdi. Eline tuğu ve
kamçıyı vererek haykırdı:
- Onbaşı! Yarışı kaybediyoruz. Yarışı kazandıktan sonra istersen öl ama şimdi
bayılma!
Ve Alka’nın atına kırbaçla sert bir vuruş yaptı. Yarı ayılmış olan Alka dolu
dizgin koşmağa başlarken kendisi de hiç umudu olmadığı halde atına binerek
yarışa devam etti.
Dönüşte yarış kızışmıştı. Şimdi en önde Batılı atlı koşuyor, bunların ardından
da Onbaşı Yağmur’la Sançar ve Türe Tigin geliyordu. Daha geride Bögü Alp beş
Batılı ile çekişiyor, bunların hemen arkasından da Onbaşı Alka canını dişine
takarak yarı baygın bir halde uçuyordu. En geride Alka’yı ata bindiren yiğit at
koşturuyordu. Yolun yarısına varırken Yüzbaşı Bögü Alp ve Alka ötekilerini birer
birer geçmeğe başladılar. Bögü Alp korkunç bir hal almıştı. Yağmur’la Türe Tigin
de Sançar’ı geride bırakmışlardı. Biraz sonra Onbaşı Yağmur’un Tigin’i ve
önündekilerin hepsini geride bırakarak başa geçtiği görüldü. Yüzbaşı Bögü Alp da
ötekileri geçiyor, Onbaşı Alka ise onun hemen ardından geliyordu. Bunların
ardında Batılılar hemen hemen bir hizada koşuyorlardı. Sançar çok geride
kalmıştı. Doğulu üç er en geride kalmamak için birbirleriyle sıkı bir yarışa
tutuşmuşlardı. Birdenbire Yüzbaşı Bögü Alp’ın atı ile birlikte yuvarlandığı
görüldü: At çatlamıştı.
Alka yavaş yavaş Yağmur’a yetişiyordu. İki Doğulu onbaşı en önde at başı beraber
gidiyorlar, arkalarından Tigin’le öteki Batılıları geçirmemeğe uğraşıyorlardı.
Bir aralık Yağmur, Alka’nın kamçısını düşürdüğünü ve atının yelesine doğru
kapandığını gördü. Alka’nın atına sert bir kamçı vururken bağırdı:
- Alka! Tuğu sıkı kavra! Bayılmamağa çalış!

Alka’nın atı, sahibi idare etmediği halde yıldırım gibi koşuyordu. Alka başını
atın yelesinden kaldıramıyor, fakat tuğu sımsıkı tutuyordu. Tüng Yabgu Kağan’ın
oğlu çok yaklaşmıştı. Fakat bir türlü arayı kapatamıyordu. Tigin’in ardından 19
Batılı geliyordu. Bütün Doğulular arkada kalmışlardı. Bögü Alp ise yalnız geride
kalmış değil, yaya kalmıştı. Sançar, geride kalmış olan Doğuluların en önünde
idi. Hiç olmazsa bir Batılıyı geçmek için atını kamçılıyor, her şeyi yapıyor,
fakat geçmek şöyle dursun, aradaki açıklığı bile koruyamıyordu. Yarışın
bitmesine üç dört yüz adım kalmıştı. Yağmur’la Alka hâlâ at başı gidiyorlardı.
Tigin hemen arkalarında idi. Yağmur yorulmuş, bunalmıştı. Fakat yüzü her zaman
olduğu gibi gülümsüyordu. Bir aralık Alka’nın yana doğru kaykıldığını gördü. O
ne? Alka, Ötüken’in en iyi binicisi olan Alka, kolları arkadan bağlı olduğu
halde Çin’den Ötüken’e kadar attan düşmeden kaçan Alka şimdi atından mı
düşüyordu? Onbaşı Yağmur, at üstünde yıldırım gibi gittikleri halde Alka’yı
omzundan kuvvetle tutarak kaldırıp atının yelesine bıraktı. Alka’nın çakır
gözleri kapanmıştı. Bayılmış olduğu anlaşılıyordu. Yağmur yeniden haykırdı:
- Tuğu sıkı kavra!
Yarış bitiyordu. Türe Tigin iki Doğulu onbaşıyı geçememişti. İkisi birden aynı
hizda birinci olarak yarışı bitirmişlerdi. Onbaşı Yağmur hemen atından atlayarak
kağanın karşısında yere diz vurdu. Birincilik tuğunu dikti. Tigin de atından
atlamıştı. Üçüncülük tuğunu dikmek için Alka’nın gelip ikincilik tuğunu dikmesi
bekleniyordu. Dördüncü, beşinci ve sonrakiler de hep gelmişlerdi. Fakat Alka
hâlâ atından inmemiş, başını da kaldırmamıştı. Tuğu sıkı sıkı tutuyordu. Tunga
Tigin’le Işbara Alp yanına gidip attan inmesi buyruğunu verdikleri zaman hiçbir
cevap alamadılar. Yolda düşüp yaralandığını en son atlıdan öğrenince tuğunu
dikmek üzere elinden almak istediler. Fakat Alka o kadar sıkı tutuyordu ki,
alamadılar. Tunga Tigin ayıltmak, kımız vermek için başını kaldırmak istedi.
Yarışı kazanan Alka’nın daima dalgın bakan çakır gözleri şimdi eskisinden daha
dalgın bakıyordu. Akla’nın gözleri artık Tunga Tigin’i görmüyordu. Onbaşı Alka
yarışı kazandığını da bilmiyordu.
Onbaşı Alka Doğulular ün kazansın diye ölmüştü.