4
YAMTAR FİLOZOF OLUYOR
Yamtar o günkü konuşmadan sonra Çinli filozofun evine dadanmıştı. Filozof Şen-ma
altmış beş yaşlarında bilgin bir ahlâkçı idi. Felsefesini yaymak, insanları
doğru yola götürmek, öğüt vermek için çok yer gezmişti. Çin’in her yerini
dolaştıktan başka, Tibet’e, Kora’ya Türkeli’ne, Hind’e kadar uzanmıştı. Bir çok
dilleri bilirdi. Daha Çao-lien’ in çırağı iken bazan onunla birlikte, bazan onun
izniyle yalnız olarak bu ülkeleri gezmeğe başlamış, her yerdeki insanların
ahlâkı, âdetleri, düşünüşleri hakkında geniş bilgi edinmişti. Bir felsefeyi
yaymanın çok güç olduğunu biliyordu. Hocası uzun ömründe yalnız kendisini
yetişilebilmişti. Kendisi ise henüz kimseyi doğru yola getirememiş, fakat bundan
yılgınlık duymamıştı. Elbet bir kişiyi aydınlığa çıkaracağım diye düşünüyor,
çevresini dolaşarak öğütler veriyordu.
Kara Kağan’la birlikte yüz bin kadar Türk tutsak olarak Çin’e gelince bu bedbaht
insanlar üzerinde bir defa deneme yapmak, düşüncelerini onlara açmak istedi. İlk
önce Kara Kağan’a telkin yapmak istedi. Fakat o yanına kimseyi kabul etmiyordu.
Bu işi başaramayınca kağandan sonra en ileri gelen Türkler’e yani Işbara Han’a,
Kür Şad’a, Uluğ Tarkan’a başvurdu. Işbara Han kendisini uzun uzun dinledikten
sonra bu düşüncelerin Türkler’e uygun gelmeyeceğini, Uluğ Tarkan ise Kara
Kağan’ın kabul etmediği bir şeyi kabul edemeyeceğini bildirdi. Kür Şad’a gelince
o, çok sert ve kesin bir durumla bir Çinlinin düşünceleri ne olursa olsun
benimsemeyeceğini bildirerek işin içinden çıkmıştı. Böyle olduğu halde Şen-ma
bezmemişti. Bu sefer Türkler’in halk tabakası içinde ders verecek kişi aramağa
başlamıştı. Fakat tutsak oldukları halde gözleri yukarda olan Türkler’e söz
anlatmak pek güçtü. Bir gün genç bir Türk’e felsefeden ve bilimden bahsedip
felsefenin insan ruhunu güçlendirdiğini anlatırken Türk onun sözünü keserek :
“Bu felsefeyi bir ata yedirsem beni Ötüken’e bir günde ulaştırır mı?” diye
sormuş, felsefenin yenecek bir nesne olmadığını söyleyince de kendisine sert
sert bakıp yanından uzaklaşmıştı. Şen-ma yine bıkmamış, tekrar beğlere
başvurmağa başlayarak bu sefer Böğü Alp’ı yakalamış, ona ders vermeğe kalkmıştı.
Bögü Alp kendisiyle, kısa bir tartışma yapmış sonra ona : “Bu felsefe dediğin
nesne yarın ne olacağını bildirir mi?” diye sormuş, hayır cevabını alınca: “
Neye yarar? Kıraç Ata felsefenin ne olduğunu bilmiyordu ama yarın neler
olacağını bana diyivermişti” diye filozofun önüne dikilmiş, yarını kimsenin
bilemeyeceği hakkında Şen-ma’nın yaptığı bütün direnmelere rağmen: “Sana inanmam
Çinli! Ben Kıraç Ata’nın sözünü kulağımla işitip dediklerinin doğru çıktığını
gözümle gördüm” diye kestirip atmıştı.
Şen-ma yine usanmamıştı. Yine Türkler’in arasında dolaşmış, bu sefer de Yamtar’a
çatmıştı. Çinli filozof barbarlıktan hoşlanmazdı. Fakat kendi felsefesini
anlamak bakımından Türkler’i Çinliler’den daha kabiliyetli buluyordu. Bunlar
içi, dışı bir olan doğru özlü, doğru sözlü kimselerdi. Gerçeği bulmak, felsefeyi
kavramak için ilk şart doğru olmaktır diye düşünüyordu. İri gövdeli Yamtar karnı
doymadığı için felsefe yolu ile açlığın tokluğa çevrileceğini umduğu için bu işe
giriştiğini saklamamıştı. Şen-ma açlığın da, tokluğunda bizim birer kuruntumuz
olduğunu ona anlatmağa çalışacak, böylelikle Yamtar’ı kazanacaktı. Yamtar’ın
iri, yarı, güçlü kuvvetli olması da iyi idi. Çünkü iyi bir filozof olursa dağ,
taş gezip düşüncelerini yayarken yorulmaz, yorgunluklara, güçlüklere
katlanabilirdi.
Yamtar’da bir değişiklik olduğunu Gök Börü de anlıyordu. Şimdi Gök Börü’ye
verilen yemek daha çoktu. Bunun niçin böyle olduğunu düşünmüş, bir gün durup
dururken:
- “Yamtar! Bizim azığımız mı çoğaldı” diye sorup hayır cevabını alınca :
“Öyleyse sen az yemek yiyorsun” diye kesin bir sonuç çıkarmıştı. Doğru idi. Az
yemek yiyor, kendi üleşinin yarısını Gök Börü ile çocuklara veriyordu. Yamtar,
Gök Türk beği olduğu için yalan söyleyemezdi.
- Evet, dedi. Yiyeceğimin yarısını üçünüze üleştiriyorum. Gök Börü buna karşı
koydu:
- Olmaz! Sonra açlıktan ölürsün.
- Ben acıkmam.
- Acıkmaz mısın?
Gök Börü bu sözleri büyük bir şaşkınlıkla söylemişti. Çünkü Yamtar diyince akla
ilk gelen düşünce acıkmak, doymamak, çok yemek oluyordu. Bütün dirliğinde hemen
hemen her gününü yarı aç geçirmiş olan Yamtar’ın şimdi “Ben acıkmam” demesi
elbette şaşılacak işti. Arkadaşının sorusuna yine acıkmam diye cevap verince Gök
Börü’nün içine kuşku düştü. Bir adım atarak Yamtar’ı tuttu. Elini onun omzundan
koluna doğru iterek:
- “Acıkmaz mısın? Yoksa sen Yamtar değil misin?” diye sordu.
- Yamtar’ım
- Yamtar olursun da acıkmaz olur musun?
- Acıkmam.
- Nasıl olur be?
- Ben artık filozof oldum.
Gök Börü kendi büyük derdi ve yarına ait düşünceleri arasında Çinli Şen-ma ile
olan konuşmayı, hatta Şen-ma’nın kendisini bile unutmuştu. Az yemek yiyen andası
acıkmadığını, çünkü filozof olduğunu söyleyince bunu bir hastalık sandı:
- Sayrı mısın? Neren ağrıyor?
Yamtar da bu sayrılığın nerden kondurulduğunu anlamıştı:
- Bir yerimin ağrıdığı yok.
- Yok mu? Olduğunu söylediğin o zırıltı, bir çeşit sayrılık değil mi?
- Filozofluk mu?
- Evet.
- Ha!... O sayrılık değil.
- Ya nedir?
- O mu? O büyük bir iş.
Gök Börü bir şey anlamayarak sordu:
- Yamtar! Sende bir başkalık seziyorum. Şu filozofluk mudur, nedir her ne ise
bana anlat da bileyim
- Filozofluk derin düşünmektir. Her kişinin bilemediği bilgileri bilmektir.
- Filozof olan kişi acıkmaz mı?
- Acıkmaz.
- Neden?
- Neden mi? Çünkü toklukla açlığın farkı yoktur.
- Ne?
- Öyle değil. Yanlış söyledim. Çünkü açlık kişinin kendi kuruntusudur.
- Kuruntu mu?
- Evet! Kişi kendisini çok aç sanır. Çok yer. Halbuki az yese de olur.
- Sonra?
- Sevinmek, yerinmek boşunadır.
- Ya!... Neden?
- Çünkü yeryüzünde ne sevinecek ne de yerinecek olay yoktur.
- Yoksa neden kimine sevinip kimine yeriniyoruz?
- Kuruntu...
- Vay canına...
Yamtar övünmeğe başladı:
- Yalnız bu kadar değil, daha neler var, neler!
- Neler var?
- Ölüm yok.
- Ne?
- Ölüm yok.
- Ama herkes ölüyor.
- Onlar ölmüyor.
- Ya ne oluyor?
- Biçim değiştiriyor.
Gök Börü sustu. Uzun zaman düşündü. Her zamanki öfkeli sesine hiç benzemeyen
yumuşak bir sesle:
- “Anlamıyorum. Bu filozofluk kişinin başından usunu alan bilmedik bir sayrılık
olacak” dedi.
Sonra, filozofluğu anlatamadığı için sıkılan Yamtar’a acıyarak sözünü bitirdi:
- Anda! Utacıya git.