AKP’NİN TÜRBAN HÜCUMU!

AKP'NİN TÜRBAN HÜCUMU

 

 

         İktidara geldiği 3 Kasım 2002’den bu yana Türk Milleti’nin menfaatine bir tek iş yapmayan AKP hükümeti, yine kendisinden beklenen ve şeriat yolundaki adımların en büyüğünden olan türban konusunu hortlatıp ortalığı birbirine kattı. Üstelik öyle bir attı ki, doğrudan hükümete bağlı kamu kurum ve kuruluşlarında değil, üniversitelerde türbanın serbest olması için bastırmaya başladı.

         Aslında AKP’nin bunu yapacağı aşikârdı. Fakat olmaması gereken ona karşı bu suskunluktu. Zaten AKP kuruldu kurulalı gözü gören, kulağı işiten çevreler AKP’nin amaçlarını bıkıp usanmadan sayıyor. Yaşanan olaylar, bu kimseleri haklı çıkardığı hâlde yine de kimse çıt çıkarmıyor. Gerçi zayıf ve aciz insanların huyudur; güçlü kimse herkes ondan taraf olur ve güçlünün de gücü buradan gelir. Yani eğer gerçekleri ve doğruları görenler birlik olursa, iktidar da hiçbir şey yapamaz ama maalesef şu anda AKP’nin savunduğu ne varsa, AKP’den çok onun yağcıları destekliyor.

         Cumhuriyet düşmanı dedik, inandıramadık. Üstüne basa basa “şeriat için yola çıktılar, bu yüce milleti köleleştirmeden rahat etmeyecekler dedik, uyanmadılar. İşte şimdi olan her şey göz önünde ve açık. Artık yorum yapmaya da gerek olmadığını düşünüyorum. Gelin isterseniz biraz geçmişe dönüp AKP’nin neler yaptığını hatırlayalım:

         İlk başta “eve dönüş” diye bir zırva icat edip bütün teröristleri hapishanelerden salıverdi. Onlar da tabi doğru dağlara koştular. Hatırlarsınız 2002’den önce terör bitti denecek kadar azalmıştı. Ayda yılda bir doğudan terör haberi alıyorduk ve onda da şehit acısıyla yüreklerimiz dağlanmıyordu. Ama AKP iktidarı göreve başladığında ne yaptı? Düşmanımın düşmanı dostumdur diyerek içerdeki PKK’lı teröristlerin hepsini dışarı saldı. Böyle olunca da hâliyle terör arttı. Önü alınamaz oldu. Daha sonra bir de DGM’ler kapandı, teröristler iyice cesaretlendi ve artık her şeyi açık açık yapar oldu. Ülkemizin, milletimizin ve cumhuriyetimizin düşmanı olduklarını uluorta söylemeye başladılar.

         Ardından ne oldu? Şimdilerde Şırnak’a dağa gidip kardeşlerinin (Kuzey Irak’taki kürtlerin) vurulmasını protesto edecek olan eski DEP’li milletvekillerini serbest bırakarak şimdiki DTP’nin kurulmasını sağladı. O DTP’de Meclis’e girdi ve geçenlerde Sırrı SAKIK o girdiği Meclis’in kürsüsünde “tek millet anlayışına kesinlikle karşı olduğunu” bildirdi.

         Sonra, bölgesel federasyona giden yolda bir basamak olarak değerlendirilebilecek olan kürtçe yayın özgürlüğü verildi. Tabi kürtler, olan bunca işten sonra iyice cesaretlendiler, nasıl olsa artık her iş onların faydasına yapılıyordu. Ama yapılması da gerekirdi. Ne de olsa Kürt Teal-i Cemiyeti, Kurtuluş Savaşı yıllarında Teal-i İslam cemiyetine destek olmuştu. Yani arkadaşlıkları çok eskilere dayanıyordu.

         Lafı uzatmaya gerek yok; bu zamana gelininceye kadar AKP’nin yaptığı her iş Türk Milleti’nin aleyhine oldu. Çağdaş ve uygar aydınların rejimin tehlikede olduğunu defalarca belirtmesine aldırılmamıştı ama işte sonunda herkesin yüzü açıkça ortaya çıktı. AKP birden türbana sarıldı ve üniversitelerde türbanın serbest olması için yoğun bir atağa geçti. Canla başla bu işe sarıldı. Hem de durup dururken. Sanki bu iş için çoktandır zamanının gelmesini bekliyorlardı da o zaman gelmişti. Doğru, o zamanın geldiğine artık kanaat getirdiler ve türbanın üniversitelere girmesi için çabaya giriştiler. Bunun böyle olacağını az söylemedik, az uyarmadık ama bildiğinden şaşmayan ve körü körüne bir taassupla bağlanan çevreler tarafından hep aforoz edildik.

         “Otu çek köküne bak” demişler. AKP için de aynen böyle yapmak gerekir. Başta Recep Tayip ERDOĞAN olmak üzere bu kabinenin hemen hepsi geçmişin milli görüşçülerindendir. Hani şu 28 Şubat’tan önce şeriat devriminin kanlı mı yoksa kansız mı olacağını düşünenlerden. Neyse ki o zaman şanlı ordumuzun çelik yumruğunu yiyerek cumhuriyetin kanlı da kansız da yıkılamayacağını anladılar ama anlaşılıyor ki o yumruğun tadını yine özlemişler.

         Türban türban diyoruz da nedir bu türban? Bu soruya da cevap vermek gerekmektedir; türban, günümüzde değişikliğe uğramış olan ve özünde bütün semavi dinlerde var olan bir nesnedir. Rahibeler hatta kara çarşafla hiçbir farkı olmayan bir din elbisesi giyiyorlar. Yani bugün türban olarak karşımıza çıkan siyasi simge, çok eskilerden kalan ve sadece bizde sorun yaratan bir cisimdir. Örtünme diğer dinlerde de olduğu hâlde mesela bir Amerika’da, İngiltere’de, Almanya’da ve hatta Arabistan’da böyle bir sorun yoktur. Ama bizdeki malum rejim düşmanları, çağdaşlaşmaya karşı olduklarından ısrarla 1400 yıl öncesine gitmek ve orada yaşamak istiyorlar.

            Türbanın siyasi değil dini bir sembol olduğunu söyleyenler ya cahil, ya da dünyadan haberi olmayan Yemliha uykusundaki kişilerdir. Bakınız bugün türbanın ne şekilde bağlanacağı tartışılıyor. Eğer amaç gerçekten dini duygusal ve inançlar gereği saçları örtmekse nasıl bağlandığının ne önemi var? Ama hayır! Amaç o değil, amaç cumhuriyet karşıtlığının simgesi olan türbanı bir şeriat bayrağı edasıyla taşımak.

         Çağa ayak uydurmak hayati bir önem taşır. Bugün taassuplarına saplanıp kalarak çağı yakalayamadığı için inim inim inleyen ve insan muamelesi dahi görmeyenler toplumlar vardır. Filistin, Afganistan, Afrika yerlileri bunlara sadece bir örnektir. Eğer Ulu Önder Mustafa Kemal 1923’te cumhuriyeti kurmuş olmasaydı, bugün bizim de bu saydığım iptidai ülkelerden daha ileri bir seviyede olacağımızı kim garantileyebilir? Muhtemelen Vahdettin’in eteklerinin arasına saklanmış basiretsizlerden hâlâ kurtulamamış olurduk.

         Hoş tam olarak kurtulduğumuz söylenemez; çünkü bağımsız Türk Devleti’nin yıkılmasını ve hilafetin tekrar kurulmasını isteyenler yüzünden bugün hâlâ türban gibi bir sorunumuz var. Millet uzaya çıkıyor, ay’a otel kurma planları yapıyor ama biz hâlâ türbanı çıkartabilmiş değiliz.

         Yahudilerin türban gibi bir sorunu yok ve adamlar dünyanın ekonomisini ellerinde tutuyorlar. Çünkü aslolanın güçlü olmak ve büyümek olduğunu biliyorlar. Aynı şekilde Amerika da ekonomisini en büyük ve en güçlü bir hâlde tutuyor ki kimse kendisinin önüne geçmesin. Biz ise maalesef gelişmek denen şeyi lügatlarına alamamış olan yobazlar yüzünden ekonomi başta olmak üzere her alanda en geriye düşmüş, bir türbana takılıp kalmışız. Ama görülüyor ki dünyanın süper güçlerinin hiçbirisinde türban yok.

         Filistin’de insanlar türban takıyor da ne oluyor? İsrail istediği zaman istediği kadar Filistinli’yi öldürüyor. Demek ki türbanda tartışıldığı gibi bir keramet yokmuş. Ama tabi bunun bir yobaza anlatmak çok zordur.

         Peki amaç nedir? Hadi cahil yobazlar başka şeye akılları yetmediğinden türban diye tutturuyorlar ama büyükbaşlar, mesela müslümanlığın en büyük düşmanlarından olan Amerika neden bu işe destek veriyor? Çok basit; çünkü türbanın kamusal alana girmesi demek, şeriatın devlet sathına tam manasıyla yayılması demektir. Bunu bilen cumhuriyet düşmanları da yıllardır cumhuriyete türban silahıyla hücum etmişlerdir.

         28 Şubat’tan önce, o zamanın şeriatçıları olan Necmettin ERBAKAN ve grubu gemi azıya alıp şeriatı kurduklarına kendileri bile inanmışlardı ama tepelerine cumhuriyetin yılmaz savunucusu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yumruğu inmişti. Türban da o gün bugün iyice ülkenin ayakbağı olup çıktı. Ne zaman bir şeyler için ilerleme kaydetmeye kalksak, hemen türban ortaya atılıp engel olundu. Nasıl olsa cumhuriyetin erdem ve faziletlerini kavrayamamış cahil kimseler, kendileri için sihirli sözcük olan “türban”ı duydukları anda kendilerinden geçiyorlar ve türban diyen kişiye körü körüne bağlanıyorlar. Nasıl ki bu zamana kadar Necmettin ERBAKAN’a bağlıydılar ama şimdi birden Erbakan’a düşman kesilip AKP’ci oldularsa, yarın da aynı şekilde başka bir partiye körü körüne bağlanacaklardır. Çünkü bunlarda ideal ve ülkü kavramları olmaz. Bunlar dini duyguları kullanılarak kolaylıkla kullanılabilecek kimselerdir.

         İran’da yapılan şeriat devrimini incelemek de gerekiyor; orada ha deyince bu devrim gerçekleşmedi. Her şey önce devlet protokolüne giren bir saf(!) ve masum (!) türbanla başladı. Şeriat devrimi öncesinde İran’dan önceki durum tıpkı bugün bizim ülkemizde durum gibiydi. Mollalar ısrarla türbanın serbest olmasını ve kamusal alana girmesini istiyorlar, buna karşı çıkana iftiralarla hücum ediyorlardı. Şartlar olgunlaşıp da şeriat devrimi gerçekleştiğinde ise kendilerinden olmayan ve İran’dan kaçamayan herkesi tek tek öldürdüler.

         AKP her şeye rağmen iktidarın kendine verdiği güce güveniyor ama acaba MHP’nin güvencesi nedir. AKP ortaya bir türban olayı attı ama en az AKP kadar MHP’de türbana sarıldı. Oysa 22 Temmuz seçimlerinde MHP’nin Meclis’e girmesini sağlayan CHP tabanından aldığı oylar olmuştu. Amaç, MHP ve CHP’nin birleşip AKP’ye karşı ulusal bir cephe oluşturmasıydı ama tüfek ters tepti, MHP AKP ile ortak oldu. 22 Temmuz seçimlerinden önce sürekli belirtiyorduk “MHP’ye verilen oylar da AKP’ye gidecek” diye ama anlaşılan yine dinlenmedik.

         Eğer yine 28 Şubat benzeri bir askeri hareket olursa MHP kesinlikle günah keçisi olacaktır. Dikkat edin MHP’den başka hiçbir parti, hatta Saadet Partisi bile türban tartışmalarına girmiyor. Neden? Çünkü herkes, bütün siyasi gruplar 28 Şubat’ın getirdiklerini biliyor. O yüzden herkes bu tehlikeli konudan uzak duruyor. Hadi AKP tek başına iktidarda, kendini bir şekilde kurtarır diyelim, ya MHP ne yapacak?

         Etiketinde “milliyetçi” yazan fakat Meclis’e girer girmez ilk işi DTP’li milletvekilleriyle el sıkışmak olan MHP’den de bundan harici bir şey beklenemezdi. Doğru ya, MHP’nin cumhuriyet düşmanlığının sembolü olan türbana karşı çıkması mümkün müdür? Nitekim Cumhurbaşkanlığı konusunda AKP’ye destek olan yine aynı MHP değil miydi? Türban konusunda da elbette AKP’nin yanında olacaktı. Zaten MHP’nin rutin hareketlerinden birisi de her zaman güçlünün yanında olmasıdır. Bu takıntısı yüzünden Apo’yu bile asamadılar ya…

         Eğer duyar ve dinlerse Devlet BAHÇELİ’ye bir an önce aklını başına toplaması ve dönülmez yollara girmemesini öneriyor, türban işine karışmamasını tavsiye ediyorum…

         Az önce de belirttiğim gibi bir millet için en büyük felaket çağın gerisinde kalmaktır. Çünkü çağın gerisinde kalan milletleri tarih affetmiyor. Çağdaşlık tek bir dalda olmaz, her dalda olmalıdır. Ve bugün artık uygar ve medeni bir şekilde yaşamak Yüce Türk Milleti’nin hakkı ve vazifesidir. Her ne kadar çağdaşlaşma ve kalkınmanın önünde her zaman bir set olan şeriatçılar Türk Milleti’ni geri bıraktırmak için çabalasa da, bilinçli Türklerin görevi bu şeriatçıların muvaffak olamamaları için mücadele etmektir. Çünkü bilinçli her Türk bilir ki şeriatın gelmesi demek, egemenliğin milletin elinden alınıp halifenin, şeyhin, şıhın eline verilmesi demektir ki Türk bu şekilde, bağımsızlığını ve hürriyetini kaybetmiş ve birilerinin kölesi olarak yaşayamaz. Böyle yaşamak Araplar, Farslar gibi geri kalmış, ilkel milletlerin işidir. Çağdaş ve uygar olan, tarihi kahramanlıklarla ve destanlarla dolu, hükmetmeye ve yönetmeye alışmış yüce Türk Milleti asla bu hâle düşemez.

         Cumhuriyet kuruldu kurulalı ne düşmanlar gördü, ne tehditler aldı. Fakat hiç kimse cumhuriyete bir zarar veremedi. Bundan sonra da veremeyecek. Çünkü cumhuriyetin teminatı olan genç Kubilay’lar asla ölmeyecek. Ne türban, ne sarık, ne cüppe ve ne de takunya kalıcı olmayacak. Bunlar, çağdışı yobaz zihniyetlerle birlikte yok olup gitmeye mahkûmdur. Edebi olan ise Yüce Türk Milleti’nin varlığı ve Ulu Önder Mustafa Kemal’in açtığı yoldur.

         Yazımı, o büyük insanın bir sözüyle bitirmek istiyorum: “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru yol medeniyet yoludur.”

Buğra Şad

2 Şubat 2008

 

Biz Kimiz?

Anasayfa

Düşünce Alanı

AKP’NİN TÜRBAN HÜCUMU!
AKP’NİN TÜRBAN HÜCUMU!