Milletin tarifi ne
olursa olsun, bir bakıma göre o "birlikte sevinip birlikte yas tutan
insan topluluğu" demektir. Birlikle sevinmek, hele birlikte ağlamak
insanları birbirine en sıkı bağlarla bağlayan şeydir. Milyonlarca
insanın toplanmasından ibaret olan millet için müşterek sevinç büyük
zaferler ve büyük adamların yıl dönümleridir. Müşterek yas da büyük
bozgunlardan, düşman istilâlarından başka bir şey olamaz. Bir millet
için yalnız zafer günlerinin bayramı kâfi değildir. Bir millet
tamamı ile şuurlanabilmek için büyük acı günlerini de yas töreni
yaparak anmalıdır. Zafer veya bozgun olsun, bir milleti toptan
ilgilendiren günlerin hepsine birden büyük günler diyoruz. Buradaki
"büyük" kelimesi, onun millet hayatındaki büyük ehemmiyetini
göstermek için kullanılmıştır. Bundan dolayı milletin övüneceği
büyük adamların doğum yıl dönümleri kutlandığı gibi, ölüm yıl
dönümleri de anılır.
Bir milleti, bunları
anlamakla, ne kazanıyor diye şüpheye düşmek doğru değildir. Şüphesiz
ki milletin bunlardan maddî olarak bir şey kazanmıyor. Fakat manevi
olarak bir şey kazanıyor ki onun değeri hiç bir şeyle ölçülemez. Bu
kazanç milletin kendisine güvenmesidir. Geçmişinde büyük günleri
olan millet bunların gelecekte de olacağına inanır. Geçmişindeki
kara günlerini anarken düşmanlarını unutmayarak ileride de aynı
baskına ve bozguna uğramamak için tedbirli davranır. Büyük adamların
doğumları kutlanmakla veya ölümleri anılmakla da o millet kendisine
hizmet edenlere karşı saygı borcunu ödüyor demektir.
Biz bunun için 30
Ağustos'u kutluyoruz. Bunun için 16 Mart'ı anıyoruz. Namık Kemal'in
100. doğum yılını, Ziya Gökalp'in 17. ölüm yılını bunun için
hatırladık. Bir milletin büyük ölülerini saygı ile anması ilerde de
büyükler yetiştireceğinin müjdecisidir. Millet için şahsi menfaat
gözetmeden fedakârlık edenlerin hizmeti büyükse onlar milletin
hatırasında yer almaya lâyık kahramanlardır. Bunun için yüksek
mevkide olmaya lüzum yoktur. Bazen bir neferin hizmeti birçok
rütbelilerin hizmetinden daha büyük olmuştur: Çanakkale
savaşlarındaki Mehmet Çavuş ve Müstecip onbaşı gibi...
Bir milletin
tarihindeki büyük günler içinde en şanlı olanlar en kanlı
olanlardır. Nasıl, fertler en çok yoruldukları zaman en çok mükâfata
hak kazanıyorlarsa milletler de en çok kan döktükleri zaman en büyük
neticeyi alırlar. Bazen tarihte çok kan pahasına kazanıldığı halde
mükâfatı alınmamış gibi gözüken zaferler vardır. Onların büyük
neticesini görmek için tarihin iç yüzüne dikkatle bakmak lazımdır.
Muhakkaktır ki o kan dökülmeseydi netice o millet için pek acı
olacaktı. Meselâ kahramanlıkları hoşuna harcandığı sanılan Çanakkale
savaşlarında Türk ırkı o kadar bol kan dökmeseydi Rusya
devrilmeyecek, savaş dört yıl sürmeyecek ve biz yenildiğimiz anda
Rusya ayakta olacağı için kurtuluş savaşı yapılamayarak Türkiye
haritadan silinecekti.
* * *
Büyük günleri
anmakta eskisi kadar ihmalci değiliz. Fakat daha çok büyük
eksiklerimiz var. Hani Gök Türk kağanlarının kızgın demire çekiçle
vurdukları günün yâdı? Hani devletimizin Horasan’da kurulduğu yılın
kutlanması? Tuğrul Bey'in Bağdat’a girip İslâm dünyasının
koruyuculuğunu kabul etmesi küçük şey midir? Malazgirt'in yıl
dönümünü neden yapmıyoruz? İki Kılıç Arslan’ın ve Sultan Mesud'un
Haçlıları tepelediği günler unutulmalı mı? Sırp Sındığı, Kosova,
Niğbolu, Varna, İstanbul, Mohaç, Haçova, Kanije, Silistire, Plevne
ve daha böyle çoklarını anmamak yazık değil mi? İlk şairimiz "Çuçu"
ilk müverrihimiz "Bilge Tonyukuk" için birer taş dikemez miyiz?
Kendi ulularımızı
aydınlığa çıkararak onlara gereken saygıyı göstermeden önce
başkalarının büyüklerini saygılamak, hattâ onlar için en küçük bir
ilgi göstermek haramdır; yakışık almaz. Sonra bundan atalarımızın
ruhları incinir.
Bir zamanlar kötü
maksatlarla büyüklerimizin saygılanmasına
engel olunuyordu. Şimdi, yavaş yavaş doğru yolu tutmak üzereyiz.
Artık maziye her bakışımızı boğuk ulumalarla karşılayanların çanına
ot tıkanmak üzeredir.