Câm-ı Cem-Âyîn

(Bayatlı Mahmud oğlu Hasan)

 
 

 

 

1

Eser Hakkında Birkaç Söz

'"Câm-ı Cem-Âyîn", Istanbul'da "Millet Kütüpanesi" gibi büyük bir kültür hazinesini kendi emeği ve masrafıyla ortaya getirerek milletimize armağan eden Diyarbekirli merhum Ali Emîrî Efendi tarafından bulunup 1331 ( = 1915) yılında Istanbul'da "Nevâdir-i Eslâf Külliyâtı" arasında 15 inci eser olarak yayınlanmıştı. "Dîvânü Lugât it-Türk" gibi en ulu millî kültür anıtlarımızdan bîrini de ele geçirerek yayınlanmasına sebep olan rahmetli Ali Emîrî Efendinin "Câm-ı Cem-Âyîn"e yazdığı mukaddemeyi aldık.

Biz burada, Ali Emîrî Efendinin Yanya vilâyetinde Delvine kazasında bulduğu yazmaya dayanarak yayınladığı nüshadan farklı ve daha iyi olan yazma bir nüshayı esas tuttuk ve sadeleştirmeyi bu nüshadan yaptık.

Esas tuttuğumuz yazma, Millet Kütüpanesinde "Tarih Fihristi"nin 23 sayısında bulunmaktadır (1). 13x18,3 santim boyunda 13 er satırlık 27 yaprak halinde talik yazısıyla yazılı bulunan bu nüshanın, ilk yaprağı kopmuş ve sonradan buraya, eklenen yaprağın 1b yüzününe nesihle ilk sayfadaki yazı nakledilmiştir. 3a sayfasındaki çerçeve ve vakfeler yaldızlı olup sonraki sayfalarda has isimler ve "nesir, beyit, gazel" gibi kelimelerle çerçeve ve vakfeler kızıl boya ile yazılmıştır. Yalnız 27b sayfasını işgal eden Arapça ketebe, dîvânî yazısıyladır.

Metnin sonunda (27a da) Ezher Camisi kitaplarından, yani müellifin orada bıraktığı bir nüshadan nakil ile 1005 ( = 1596 ) yılında Mısır'da yazılan aslından alındığı (2) ve 27b sayfasında 1008 ( = 1599) yılında Diyarbekir şehrinde "Kitâb-ı Sultâniyye" ve "Hakanı Şehnamesi"nin müsveddesinden "Şehîdî" diye meşhur olan "Hüseyin" eliyle istinsah edildiğine işaret edilmiştir. Ali Emîrî Efendinin vakfı bulunan bu nüshanın "Câm-ı Cem -Âyîn" basıldıktan sonra ele geçtiği bundaki farkların basmada gösterilmem esinden anlaşılmaktadır.

Akkoyunlular'ın başkenti olan Tebriz'deki "Sultan Dede Ömer Rûşenî" dergâhında uzun zaman bulunmuş, Bayat boyundan bilgin bir Oğuz Türk'ü, 886 ( = 1481 ) yılında Mısır kölemenlerine tâbi olan Şam hacılarına katılarak gittiği Hicaz'da, Fatih'in oğlu Sultan Cem'le tanışmıştı.

(1) Ali Emîrî, mukaddem esin de (s. 7): "...muahharan daha bir iki nüsha yedimize vâsıl olmuş ise de ba'zı sehvi görüldüğünden nusha-i asliyyeyi muhafaza ve icâb eden mahallerine haşiyeler ilâve etdim" diyorsa da bugün o "bir iki nusha"nın nerde olduğunu öğrenemedik.

( 2 ) Ali Emîrî mukaddemesinin sonundaki (s. 8) "Seyyid Mehmed Paşa" hakkında yazılan nota bakınız.

Devamı

 



<< Osmanlı Tarihleri I

Anasayfa

Düşünce Alanı >>