Câm-ı Cem-Âyîn

(Bayatlı Mahmud oğlu Hasan)

 
 

 

 

3

Ali Emîrî Efendinin Eski Yazı Devrindeki

Mukaddemesi

Yanya ve İşkodra vilâyetleri maliye müfettişliğinde bulunduğum esnada 1314 senesinde Yanya vilâyetine mülhak Ergeri sancağında kâin Delvine kazasına uğramıştım. Nefs-i Delvine kasabasında kadîm bir hatt ile "Câm-i Cem-Âyîn" nâmiyle selâtîn-i celîl-üş-şân-ı Osmâniyye'nin âbâ vü ecdadı hakkında bir silsilenameye tesadüf eyledim.

Mukaddimesinden Tebriz'de Dede Ömer Rûşenî Hazretlerinin hulefâsından
Türk'ün kabâil-i kadîmesinden Bayat kabilesine mensup Hasan İbni Mahmud-i
Bayat'ı
nâmında bir zât tarafından. "Oğuznâme" den nakl ile 886 senesinde
hacc-i şerîfde bulunan Ebu-l-Feth Sultân Mehmet Hân'ı Gazî Hazretlerinin
mahdûm-i âlîleri Şehzade Cem Hazretlerinin emriyle yazıldığı ve tamamiyle
mütâlea edildikte kıymetdâr ve nâdir bir eser olduğu anlaşılmakla derhâl istin
sah olunmuş idi.

Ma'lûmdur ki selâtîn-i muazzama-i Osmâniyye'nin silsile-i ensâbı hakkında Osmanlı müverrihleri tarafından başlıca bir eser yazılmamıştır.

Ba'zı târihlerimizde sülâle-i Osmâniyân'a dâir bir takım esâmîta'dâd olunuyor ise de bu isimler birbirine muhalif yazılmakla beraber, bunların zât ü samanları hakkında bir gûna ma'lûmat irâe ve îrâd olunmuyor. Ba'zı târihler dahi Oğuz Han'ı "Ays İbn-i İshak" evlâdından zann ü ta'dâd etmekle beraber aradaki isimleri yine birbirine muhalif yazıyorlar.

Ecdâd-i izâm-i Osmânî'nin valide cihetinden "Ays İbn-i İshak" sülâlesinden olması imkân tahtında olabilür ise de, Oğuz Han'ın "Ays İbn-i İshak" silsilesinden olması tevârih-i mevsûkaya nazaran müsteb'addir. Bir de bu silsile-i necîbeyi. Oğuz Han'a îsâl eden müverrihlerin ba'zısı Gün Han ve ba'zısı da Gok Han'a nisbet ederek, bunda dahî sûret-i ihtilâf gösterimler. Ve her bir târih silsile isimlerini diğer târihe ol kadar mübâyin ve ikisi bir isimde olanları bile şekl-i imlâca ol kadar muhalif yazarlar ki sarîh bir netice çıkarmak mümkin olamaz. Sebeb-i tesmiye veya diğer vesika gçstermeyüp kuru bîr isim tahrîr eylediklerinden kangısı eğri ve kangısının doğru olduğu anlaşılamaz.

Âzâde-i îzâh olduğu, üzere fenn-i câlîl-i ensâb, ilm-i muhterem-i târihin erkân-ı mühimine ve azîmesinden olmağla beraber, her müverrih nessâb olamadığı gibi her nessâb dahi müverrih olamaz.

Bunun içündür ki meselâ İbn-i Kemâl Hazretleri gibi pek mühim ve fâzıl bir müverrih-i zîşânımız, zamanına kadar olan selâtîn-i Osmâniyye'nin her birine bir cüd-i mahsûs olarak on cildi hâvî bir târih-i Osmânî yazdığı hâlde gerek bu zât-i âlînin şu târih-i kebîrinde ve gerek daha şâir târihlerin bîr çoğunda ensâb ü ecdâd-ı Osmânî'den bahs olunmayup yalnız Mâverâünnehr taraflarından geldiklerini beyân ile iktifa ederler.

Devamı



 

<< Osmanlı Tarihleri I

Anasayfa

Düşünce Alanı >>