Eski İngiliz Başbakanı Churchill'in ölümünü
İngilizler dünya çapında bir olay haline getirmesini bildiler ve
onu krallara yapılan parlak bir törenle gömerek kendisinden söz
ettirmenin yolunu buldular.
Gerçekte ise gömülen İngiliz İmparatorluğudur. Savaştan
korkan, kendi milletine düşman gençler yetiştiren İngiltere'nin
artık büyük devlet olamayacağı belliydi. Dünden gelen zenginliği
ve hızı ile daha bir süre büyük gözükecek olan İngiltere'yi, 21.
Yüzyıl başlarında yaşayanlar, ayrılmış İskoçya ile herhalde
küçük bir devlet olarak göreceklerdir.
Milletlerin, kendi büyükleri için tören yapmaları çok yerinde
bir davranıştır. Hattâ millî ruhu diri tutmak için şarttır.
Fakat gerçekte büyük olmayanları büyük göstermek de milletlerin
zevalinin şaşmaz aynasıdır.
İngiltere bakımından bazı değerler taşıdığı belli olan
Churchill acaba gerçekten büyük adam mıydı? Bunun hakkında
yargıya varmak için önce büyük adamın vasıflarını düşünmeliyiz.
Büyük adamın baş karakteri ileriyi görebilmesidir. Yoksa yalnız
Alman saldırılarına dayanmak ve İngilizlere: "Size kan ve
gözyaşından başka bir şey vaat etmiyorum" demekle büyüklük
olmaz.
Churchill ileriyi görememiştir. Almanlar’a karşı korkunç bir
hınç ve kinle davranarak Roosevelt'le birlikte komünizmin Avrupa
ortasına kadar ilerlemesine ve beşinci derecede bir devlet olan
Rusya'nın ikinci sırayı tutmasına sebep olmuştur. Ayrıca birinci
devlet olarak savaşa giren İngiltere'nin bugün üçüncü devlet
olmasından da sorumludur. Yarın Almanya ve Japonya askerî
kalkınmalarını yapınca İngiltere beşinciliğe düşecek ve tabiî
hiçbir büyük devlet vasfı kalmayacaktır.
Churchill'in büyük adamlığı ileri sürülürken Almanya
karşısında tek başına kaldığı halde savaşa devam etmesi masalı
anlatılır. Zamanın cihan şampiyonu olan İngiltere'nin Almanya
karşısında yalnız kalması bu kadar büyük bir tehlike midir?
Cihan şampiyonu bir devlet tek başına birkaç devletle
çarpışamazsa onun şampiyonluk vasfı nerede kalır? Dünyada
birinci olan donanması ne güne duruyordu? Bu donanma, Britanya
kıyılarına yapılacak her çıkarmayı durduracak kuvvette değil
miydi? Böyle olduğu halde İngiltere'nin savaşa devamını bir
kahramanlık gibi göstermek palikaryavari bir övünme olmuyor mu?
İşte, büyük adamın 1946'daki zaferinden 20 yıl geçmeden koca
İmparatorluk dağılmış, İngiltere eskiye göre çok yoksullaşıp
uysal bir durum almış, satvetli İngiliz donanması hayal
olmuştur.
Bütün bunları göremeyen ve Stalin'e aldanan bir adama büyük
demek büyüklükle eğlenmek olur.
Memleketimizde de Churchill için romantik yazılar yazıldı.
Biz her şeyden habersiz, hafızasız, dostla düşmanı ayırmaktan
âciz bir toplum olarak Kennedy'ye yandığımız gibi Churchill'e de
yakılmaktan geri kalmadık. Fakat bu adamın Türk tarihinde özel
bir yeri olduğunu asla düşünmedik.
Churchill, Birinci Cihan Savaşında, Boğazlardan geçerek
Rusya'ya silâh taşımak ve harbi iki yılda bitirmek için
Çanakkale savaşını açan ve cephede 55.000, hastalıktan da 11.000
ki toplam olarak 66.000 Türk'ün ölmesine ve 218.000 Türk'ün
yaralanmasına sebep olan adamdır.
Bu 66.000 Türk, Türk ordusunun en seçme askerleriydi ve
aralarında yedek subaylar yani aydın tabaka mühim bir yer
tutuyordu.
Sonuç şudur: Churchill, Birinci Savaşta 66.000 Türk'ün katili
olduğu gibi İkinci Savaşta da komünist Moskofları Berlin’e ve
Adriyatik'e kadar getiren iki beynelmilel budalanın biridir.
Böyle davranmak onun göreviydi denecek. Ondan iğrenmek de
bizim hakkımızdır. Üzülmek ne kelime? Kaldı ki Majeste
Kraliçenin milleti arasında bile onu düşman bilenler var.
(11 Şubat 1965), Ötüken,
16 Şubat 1965, Sayı: 14