Fikir babamız, yol göstericimiz, idolümüz büyük ülkü adamı
Nihâl
Atsız Atamız'ı uçmağa varışının 32'nci yıldönümünde, sevgi,
saygı ve özlemle anıyoruz. Nihâl Atsız gibi özel ve üstün
insanlar çok ender yetişirler. Nihâl Atsız, Ziya Gökalp'in
attığı Türkçülük temelleri üzerine sağlam ve ihtişamlı bir bina
çıkan Türkçüğün son ulu mimarıdır. Soylu Türk budununun doğasına
uygun tek ve gerçek ülküsü olan Türkçülük bugüne değin Türk
budununa unutturulamamışsa, bu, Türkçülüğün ulu
mimarı Nihâl Atsız sayesinde olmuştur.
Türkçülük ülküleminin kuramsal olarak ilk fikir babası
Yusuf Akçura idi. Bu ülkülemi sistemleştiren ve disipline
eden kişi de Ziya Gökalp olmuştu. Türkçülüğün bu iki ulu kişiliğinin fikirleriyle beslenen
Ulu Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk de, Türkçülüğü yaşama geçirip,
Türkçü devrimi gerçekleştirmişti. O çağlarda Türkçülük olması
gerektiği biçimdeydi. Yani çağına uygun bir tarzdaydı. Bugün ise
Türkçülük, Nihâl Atsız'ın uzgörüsü sonucunda olması gerektiği
gibi yorumlanmış ve bu çağa adapte edilmiştir. Kısaca
Türkçülük, Türk ırkçılığının adı olmuştur. Önümüzdeki yıllarda
gerçekleşmesi kesin olan yeni bir Türkçü devrim de, bu çerçevede
olacak ve bu devrimin lideri olacak kişi de, mutlaka "ATSIZCI"
olacaktır.
Fikir babamız, esin kaynağımız ve idolümüz Hüseyin Nihâl Atsız,
Türklük ve Türkçülük için her türlü fedakarlığı yaparak, biz
yeni kuşak Türkçülerin yolunu açmıştır. Nihâl Atsız, çok özel
bir ülkü adamı idi. Biz yeni kuşak Türkçülerin, Nihâl Atsız'dan düşün açısından olduğu gibi, O'nun yaşam
felsefesinden de öğreneceği çok şeyler var. O'nun yaşam
felsefesi, sıradan bir insan olmayı reddeden; bir ülkü için
yaşamayı ve gerektiğinde de ölmeyi emreden bir yaşam felsefesiydi. Onun içindir ki, "Kömen" adlı
şiirinde:
"Hiç
düşündün mü niçindir yaşamak?
Bir görev yapmak içindir yaşamak.
Er kişiysen görevin neyse, başar.
Zevke, eğlenceye hayvan da koşar!"
diyerek, bu ülkücü(idealist) yaşam felsefesinin formülünü biz çocuklarına
vermişti.
Bu mısralarda, yeni dava adamları için, yeni Gök Börü
adayları için benimsenmesi gereken bir yaşam felsefesi gizlidir. Sıradan ölümlü bir
insan olmak mı, yoksa özel ve öldükten sonra bile saygıyla
anılan bir "Bengü (Ölümsüz) Bozkurt" olmak mı? İşte, bu
soruya yanıt olarak ikinci şıkkı verenlerin oranı ne kadar fazla
olursa, Türk budunu da kurtuluşa ve Türk Birliğine o kadar yakın
olacaktır. Türk yurtlarının iç veya dış düşmanlardan temizlenmesi
ve Türk budununun gönence kavuşarak, tek bir bayrak
altında toplanması ancak gerçekleşecek olan yeni bir Türkçü devrim
sayesinde mümkün olabilecektir. Aksi ise, "böyle gelmiş, böyle gider"
anlayışının ve yoz düzeninin hüküm sürmeye devam etmesi demek
olacaktır. Biz yeni kuşak Türkçülere düşen görev; Nihâl Atsız Atamız'ın
izinden yürümek; O'nu, O'nun felsefesini ve fikirlerini
genç kuşaklara öğretmek ve tanıtmak olmalıdır. Çünkü gerisi çok
kolay olacaktır. Bu soylu budunla, onun yurdunun bekasını teminat
altına almanın ve Türk Birliği'ne ulaşmanın tek bir formülü vardır. O formül ise: ATATÜRKÇÜLÜK+ATSIZCILIK
= TÜRK ÜLKÜSÜ'dür. Türk ülküsü gerçekleştiğinde de, Acun yeniden
Türkler için dönmeye başlayacak ve insanlık eski efendisine
tekrar kavuşacaktır.
Nihâl Atsız Atamız, yaşamın zevklerinden ve güzelliklerinden
vazgeçerek, aşkı ve zevki Türk ırkında arayıp bulmuş olan ulu
bir kişilik, soylu bir Bozkurt'tu. O'nun içindir ki bugün hala,
yavru kurtlarının kalplerinde yaşayan, bir "Bengü
Bozkurt"tur. Bugün tüm Atsızcılar, Atsız'ın birer çocuğu ve
yavru kurtudur. Bu hem gurur verici hem de sorumluluk isteyen
bir durumdur. O'na layık olabilmek ve kutlu tinini şad edebilmek
de yavru kurtların başta gelen görevidir.
Bengü Bozkurt, "YAKARIŞ" adlı şiirinde;
Gam mı ceylân gözlüler bizlere yâr olmasa?
Yeter ki kılıçlarla süngüler yâr olmalı.
Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa?
Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı.
diyerek,
Türkçülere bir başka mesaj vermiştir. Türkçü, Acun zevklerinden
ve kendi yaşamından feragat edebilen özel kişidir. Türkçü olmanın yükü ve sorumluluğu
ağırdır. Türkçülük, kişinin kendi egosunu tatmin etmek için bir
uğraşı olarak görebileceği fantezi bir ülkülem değil; fedakarlık
isteyen, çıkar peşinde koşmadan Türklük ve Türkçülük için
gerektiğinde ölüme atlamayı emreden kutsal ve ağır bir ülkülemdir. Türkçülük, Türklük ve
Türk yurdu için, göz kıpmadan ölüme
atlayan/atlayacak olan kahramanların ve kahraman adaylarının ülkülemidir. Onun
içindir ki Bengü Bozkurt, "KAHRAMANLIK" adlı şiirinde;
Yırtıcılar az yaşar... Uzun sürmez doğanlık...
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık.
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık;
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir.
diyerek, en büyük kahramanlığın göz kıpmadan saldırarak,
ölüme atlamak olduğunu vurgulamıştır.
Kendisine gençlik yıllarında "Atsız" adını takan bu ulu kişilik,
çok geçmeden hak ettiği adı almış ve bugün de esas mekanını
bulmuştur. O'nun adı artık Bengü Bozkurt yani ölümsüz Bozkurt,
mekânı da yavru kurtlarının kalpleri olmuştur. Başka bir deyişle
O, yavru kurtlarının
kalplerinde yaşayan bir "Ulu ve Bengü Bozkurt"tur.
Bengü Bozkurt, "SELAM" adlı şiirinin aşağıdaki mısralarında:
‘‘Vaktiyle bir Atsız varmış…’’ derlerse ne hoş!
Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş?
diyordu. Umarız, onun yavru kurtları olan biz yeni kuşak
Türkçüler de, bir nebze olsun O'nun kutlu ruhunu sarhoş
edebiliyoruzdur. Ama bu kutlu insanın ruhunu sarhoş edebilmek
için sadece O'nu anmanın da yeterli olmayacağını, O'nun ruhunu şad ve sarhoş edecek esas şeyin,
Türklüğün daha da yücelmesi ve Türkler'in tek bir devlet, tek
bir bayrak altında toplanması olduğunu biliyoruz. Bunu
gerçekleştirmek ve O'na layık olmak için de yılmadan, pes
etmeden daha çok çalışmamız gerektiğinin de bilincindeyiz..
"Atsız"a
Bir buçuk yıl var ki senden öğüt aldık biz,
Senden taşan Türklük aşkı bize verdi hız...
Artık sussan ve beklesen bunun kârını,
Görsen nasıl hazırlıyor gençlik yarını?
"Türk"ü yalnız "Türk"ü örnek etmekti gayen
En ümitsiz varlık için emindi sayen.
Şuursuzca garba akan gençlik taşandı,
Bu sel senden neler aldı, neler kazandı!
Sendin çizen nispetini Bismark'la Türk'ün,
Sen anlattın niçin gitti Napolyon sürgün;
Artık bugün bir mefkure değildir Lenin,
Sihirledi onu çelik iraden senin.
Ektiklerin genç kalplerde vermekte filiz,
Bil ki onun yükselmesi yakındır Atsız ! ..
Atsız
Atamız'ın saygıdeğer eşi merhume Bedriye Sabit Atsız
Hanımefendi'nin bu güzel şiiri de, bizlerin duygularına tercüman
olmakta, Bengü Bozkurt'un ektiği tohumların filiz verdiğini ve
bu filizlerin büyüyüp, yükselmesinin yakın olduğunu görmekteyiz.
Bengü Bozkurt Atsız Atamız,
Bu umutla yaşayan yavru bozkurtların senin yolbaşçılığını
yaptığın çetin ve kutlu yolda; emin adımlarla ve kararlılıkla
ilerlemeye devam etmektedirler. Yaşımız gereği, seni Acun
gözüyle göremedik fakat seni
yapıtlarınla gördük, tanıdık ve çok sevdik. Seni son nefesimize kadar da
seveceğiz. Yeni kuşaklar seni tanıyıp sevdikçe Türkçülük bayrağı
hep dalgalanacak ve Türklük eskisi gibi tekrar şaha kalkacaktır.
Atsız Atam,
Seni saygıyla ve özlemle anıyoruz. Her gün seni yaşıyor,
yaşatıyor ve hissediyoruz. Sen hiç ölmedin.
Zaten BOZKURTLAR ölmezler çünkü onlar BENGÜDÜR!
Kutlu tinin şad, mekânın Türk uçmağı olsun!
ATSIZCILAR