ÇANAKKALE'YE YÜRÜYÜŞ

   

ÇANAKKALE SAVAŞI
 

Türk genci! Çanakkale destanım hiç bir kalem bize olduğu kuvvetle anlatamaz. Eğer sen damarlarında temiz Türk kanı taşıyan bir insansan aşağıdaki kısaltılmış satırlarda
kendi ırkının kahramanlığını oku:

- Atsız Mecmua -

Türkiye, Almanya ile ittifak ettikten sonra boğazları kapatmağa mecbur olmuştu. 10 Ağustos 1914'te iki Alman harp gemisi boğazdan içeri girerek bize iltica ettiler (Bu gemiler satın alınarak Yavuz ve Midilli adı konuldu) Bu iki gemiyi kovalayan İngiliz donanması boğazın topları karşısında durdu. Eylül’den itibaren boğaz düşman tarafından abluka edildi. Boğazlar kapanınca Rusya, kendi müttefiklerinden ayrılmış oldu. Halbuki Rus ordusunun teçhizatı kötü, cephanesi azdı. Boğazlar açılırsa İngiliz ve Fransızların yardımı ile Rusların milyonluk askerleri silâhlandırılacak ve bu büyük kuvvetle Almanya ezilecekti. Diğer taraftan 1914 teşrinisanisinde Kafkas cephesinde Ruslara karşı başlayan Türk taarruzu üzerine Rus başkumandanı İngiltere’ye müracaat ederek Türklerin dikkatini başka tarafa çekmek için Türkiye aleyhine bir nümayiş yapılmasını rica etti. Bu suretle uzun müzakerelerden sonra Çanakkale’ye taarruza karar verildi.

Düşman 1915 şubatında Çanakkale'ye deniz hücumları yapmağa başladı. Birkaç defa yapılan bombardımanlardan bazıları oldukça muvaffakiyetli oldu. Fakat boğaz geçilemedi. Bu sıralarda yalnız deniz kuvvetleriyle bu işin başarılamayacağı anlaşıldığından 60.000 İngiliz ve 17.000 Fransız’dan mürekkep bir de ordu hazırlandı. 18 Mart 1915'te katî deniz taarruzu yapılacaktı. 17 Mart’ta düşman Türk tabyalarım sert bir ateş altına aldı ve düşmanın mayın tarayıcı gemileri Türk torpillerini topladı. Düşman bu suretle ertesi gün kolaylıkla boğazı geçeceğini umuyordu. 17/18 Mart gecesi "Nusret" adındaki Türk mayın gemisi mayın kumandanı Yeniköylü binbaşı Hafız Nazmi Bey ve geminin süvarisi Tophaneli kolağası Hakkı Bey kumandasında olarak son kalan 20 kadar Türk torpilini büyük bir cesaretle düşmanın geçeceği yerlere serpti.

Düşman bu hareketi o kadar ummuyordu ki oraları projektörle aydınlatmaya bile lüzum görmedi. Eğer Türk gemicilerinin böyle bir fedakârlık yapabileceğini bir an düşünseydi bu harekete engel olabilirdi.

18 Mart 1915'te düşmanın katî deniz saldırışı yapıldı.

İngiliz ve Fransızların 316 topuna biz 93 topla karşı koyduk. Akşama kadar süren bu çetin çarpışmada vaziyet bizim için oldukça buhranlı oldu. Umumî seferberlik dolayısıyla orduya gelen en ihtiyar efrat bile hiç olmazsa su taşımak suretiyle vazifelerini yaptılar ve bazıları ezan okuyarak maneviyatı takviye ettiler. Harpte düşmanın üç zırhlısı ve iki torpidosu torpillere çarparak ve topçu ateşimizle battı. İki zırhlısı da mühim surette zedelendi. Düşmanın insan zayiatı da 2000'den çoktu. Buna karşı biz 3 zabit 22 nefer şehit, 2 zabit 59 nefer yaralı vermiştik. Bu harpte Türk ordusunun cephanesi bitmişti. Eğer ertesi gün düşman yemden taarruz etseydi belki kazanabilirdi. Fakat yedikleri tokattan maneviyatları o kadar kırılmıştı ki taarruz edemediler. Bu darbe düşmanları manen çok sarstı. Büyük bir şaşkınlık ve kararsızlık içinde kaldılar. Boğazın dışındaki 77.000 kişilik taze kuvvetlerini karaya çıkararak taarruz edecek yerde mânâsız bir hareket olarak bu kuvveti Mısır'a şevkettiler.
 

Nisanda bu kuvvetler yeniden adalarda toplanağa başladı. İngiliz-Fransız sefer heyetinin başkumandanı general Hamilton 23 Nisan’da ihraç yapmağa karar verdi ise de ancak 25 Nisan’da yapabildi. Düşmanın plânı şöyle idi: Asıl kuvvet Seddil-bahir'e çıkacak ve buradan merkez istihkâmlarının arkasına yürüyecek. Bu hareketi Kumkale'ye çıkacak olan takviye edilmiş bir Fransız alayı setredecek, takviye edilmiş bir İngiliz fırkası da Kabatepe'ye çıkarak hem asıl kuvveti setredecek, "hem de fırsat bulursa en kısa yolla merkez istihkâmlarının arkasına yürüyerek asıl kuvvetle hareket edecek. Saros Körfezinde ve daha sair bazı yerlerde de Türkler’i aldatmak için nümayişler yapılacak... Bu plân çok güzeldi.

Bize gelince: Düşmanın 18 Mart taarruzundan sonra Çanakkale'yi oldukça takviye etmiştik.

65 taburdan, yani takriben 60.000 kişiden mürekkep bir Türk ordusu Çanakkale’yi müdafaa edecekti. Ordu kumandanı Alman Müşür Liman paşa idi. İki kolordu kumandanı da Alman’dı. Orduda cem'an 10-15 Alman zabiti vardı. Fakat Alman kumandan yanlış bir müdafaa sistemi tatbik etti: Bir kere İngiliz ve Fransızlar’ın asıl
taarruzunu Anadolu cihetinden bekleyerek birinci orduyu teşkil eden iki kolordudan birini tamamen Anadolu sahasına geçirmişti. Bu suretle hakikî ihraç sahasında kuvvetimiz azalmıştı. Saniyen düşmanın karaya çıkmasına mâni olmak usulünü takip ediyordu. Türk kumandanları bunun mahzurlarını Liman paşaya söyledilerse de anlatamadılar. Sonradan Alman başkuandanın takip ettiği usulün yanlışlığı meydana çıktı. Fakat artık yapılacak bir şey kalmamıştı.

25 Nisan sabahı düşman gemileri şiddetli bir ateşle tabyalarımızı dövmeğe başladılar. Liman paşanın asıl taarruzu Anadolu tarafından bekleek hakkındaki fikrinin yanlışlığı
anlaşılınca Anadolu’daki kolordudan Rumeli tarafına takviye kıtaları geçirilmeğe teşebbüs edildi. Fakat bu iş pek güçlükle oluyordu. Çünkü düşman tahtelbahirleri de Marmara’ya girmişlerdi ve şiddetli faaliyette bulunuyorlardı.

Düşman takip ettiği plân mucibince Kumkale'ye bir Fransız livasını ihraç etti. Burada Fransızlarla pek kanlı boğuşmalar, taarruz ve mukabil taarruzlardan sonra 26/27 Nisan gecesi düşman burayı boşaltarak çekildi. Buradaki iki günlük harplerde Fransızlar 780, biz ise 1750 zayiat veriştik.

Arıburnu cihetine gelince: Burada o zaman kayakam bulunan Gazinin kumandasındaki 19'uncu fırkamız ve bir de 9'uncu fırkamız vardı. Düşman, ihracını, Avustralya ve Yeni Zelanda efradından mürekkep olan ve kısaca "Anzak" denilen kolordusu ile yapacaktı. Düşman donanmasının şiddetli ateşi altında burada da 25 Nisan günü ilk kafile olan 1500 Anzak sabah saat 4.20'de karaya çıktı. Bunu gören 27'nci Türk alayının ikinci taburu derhal mukabeleye başladı. Düşman arkadan 2500 kişilik öncüsünü de çıkardı. Üçüncü parti olarak asıl kuvvetten 4000 kişi daha ihraç olundu. Bu üstün kuvvet bizim bir tek taburumuzu sürerek ilerlemeğe başladı. Halbuki bu sırada Liman paşa hâlâ Bolayır’a yapılan gösteriş hareketini hakikî sanarak onunla meşguldü. İşte bu sırada ihtiyat olarak Bigalı-Maltepe civarında bulunan 19'uncu Türk fırkasının kumandam kaymakam Mustafa Kemal Bey kendi kendine bir karar vermek mecburiyetinde kalarak emir beklemeden, fırkasının büyük bir kısmını harekete hazır bir halde Bigalıda bırakarak 57'nci alayla Arıburnu'na yürüdü. Düşman zayıf Türk kıtalarını geriye sürerek Conk Bayırına doğru ilerliyordu. Kaymakam Mustafa Kemal Bey Conk Bayırına düşmandan daha önce geldi. Ricat etmekte olan perakende Türk neferlerine siper aldırarak mukavemet etti. 57'inci alay gelinceye kadar vakit kazandı.

Takriben 4.500 kişilik bir Türk kuvveti bir cebel bataryasının himayesiyle 12.000 kişilik Avustralya fırkasına taarruz etti. Vaziyet bizim için buhranlı olmak üzere bulunduğu bir sırada düşman geriye atılarak deniz kenarına hapsedildi. Düşman ancak donanmasının ateşi sayesinde denize dökülmekten kurtuldu. Bu harpte Türkler büyük bir aşk ve şevkle çarpışmışlardı. Birçok efrat ayak üzerinde çamaşır değiştirip abdest alarak temiz elbise ile şehit olmak üzere harbe giriyorlardı. Bu suretle seçme ve birkaç misli faik Avustralya fırkasını yüz geri ettirmişlerdi.

Düşmanın asıl hedefi olan Seddülbahire gelince: Burası da ayrı bir erlik meydanı olmuştu. İhracın ilk gününde karaya çıkan bir Fransız ve iki İngiliz fırkası yani 40.000 kişi karşısında bizim yalnız 26'ncı alayımızın iki taburuyla bir istihkâm bölüğümüz, bir jandarma taburumuz ve 24 topumuz vardı [yani en çok 3.000 kişi]. Burada makineli tüfeğimiz hiç yoktu. 25 Nisan sabahı düşmanın 6 zırhlı, 4 kruvazör ve birçok muhriplerden mürekkep donanmasının kuvvetli ateşi altında düşman beş noktadan (Zığındere, Tekeburnu, Tekekoyu, Ertuğrulkoyu, Murtu limanı) karaya çıkmağa başladı. Bu zayıf sahil kuvvetimiz düşmanın insan yüklü birkaç şalopasını batırdıktan ve Ertuğrulkoyu'na yapılan ilk ihracı reddettikten sonra, düşman nihayet karaya çıkabildi ve birinci hattaki bölüğümüz ilk ihraç kademesindeki en az 8-10 taburla saatlerce taarruz, mukabil taarruzlarla boğuştuktan sonra geriye çekildi. Eğer burada 26'ncı alayın kumandanı merhum Kaymakam Kadri Beyle bir avuç askerinin her türlü hesap ve ihtialin haricindeki harikulade kahramanlıkla dolu dayanışı olmasaydı, ihtimal ki düşman o günden hâkim bir tepeyi tutar ve bizim için elîm bir vaziyet meydana gelebilirdi. 26 Nisanda düşmanın buradaki kuvveti en yüksek derecesine varmıştı. 26 Nisan’da düşmanın taarruz eden 35-40 Nisan taburuna karşı bizim yalnız 9 taburumuz vardı. 27-28 Nisan günleri düşman taarruzuna devam etti; biraz ilerledi. Düşmanın bugün vardığı hat, son hattır. Bundan sonra düşman Çanakkale'den kaçıncaya kadar hiç ilerleyememiştir. 1 Mayıs’ta buradaki kuvvetiiz en çok 13.000 kişilik 19 tabura varmıştı. Bu 54 kuvvetle en aşağı üç misli üstün düşmana taarruz yapıldı. Maddî bir netice alamadık. Fakat zatî teşebbüsü düşmandan aldık. 2/3 Mayıs’ta 23 tabura çıkan, fakat verdiği zayiat dolayısıyla sayısı 10.000'e düşen kuvvetimizle yeni bir gece taarruzu daha yaptık. Fransızların kısmında bazı yerlerde denize kadar gittik. Düşman bu harpte müthiş zayiata uğradı. Bu taarruzlar sayesinde Seddülbahir cihetinde tehlike durduruldu ve vaziyet tespit edildi.

6, 7, 8, 9 Mayıs günlerinde İngiliz ve Fransızlar mütemadiyen sıkı taarruzlar yaptılar. Fakat kendilerine o kadar şiddetle mukabele edildi ki düşman hiç bir netice alamadı. 15 Mayıs’ta biz taarruz ederek düşmandan mühim bir tepeyi geri aldık. 22 Mayıs’a kadar siper harbi devam etti. Bu sırada gelen Alman tahtelbahirleri düşman donanmasını taciz etmeğe başladıklarından kumandanlık bu fırsattan istifade ederek evvelâ Arıburnu’ndaki düşmanı denize dökerek sonra cenup gurubuna taarruza karar verdi. 18/19 Mayıs gecesi yeni gelen İstanbul ikinci fırkasının da iştirakiyle şiddetli bir gece taarruzu yapıldı. Düşman iyice yerleşmiş olduğundan ve faik kuvvetlere malik bulunduğundan muvaffak olamadık. Bundan sonra Arıburnu muharebeleri siper harbine inkılâp etti. 22 Mayıs’ta cenup gurubunda yalnız Fransızlar tarafından sol cenahımıza bir taarruz yapıldı. Bu taarruz bizim 43 şehit ve 427 yaralımıza karşı düşmanın yalnız 2000'den fazla ölüsü siperlerimiz önünde kalmak şartıyla kırıldı. 4 Haziran’da tekmil İngiliz ve Fransız kuvvetleri kara topçusunun da yardımıyla taarruza kalktı. Bugün cenup gurubundaki kuvvetimiz 25.000 kişilik 37 taburdu. Düşman ise takviye edilmiş beş fırka yani 65.000 kişiyle taarruza kalkmıştı. Ertesi geceye kadar süren pek kanlı boğuşmalardan sonra düşmanın önceden zaptedebildiği bazı siperlerimiz yine geri alınarak bu taarruz da kırıldı. Bu harpler iki taraf için de müthiş zayiata sebep oldu. Bizim zayiatımız 12.000 kişi idi. Düşman top başına belki 100 mermi attığı halde bizim toplarımız 20-30 mermi atabilmişti. Çünkü cephanemiz azdı. 21 Haziran’da sol cenahımızda müthiş bir Fransız taarruzu inkişaf etti. Fakat büyük zayiatla kırıldı. 28 Haziran’da sağ cenahıızda İngiliz taarruzu başladı. Bu da pek çetin oldu. 6 Temmuz’a kadar taarruzlar, mukabil taarruzlar halinde devam etti ve neticede kırıldı. 12-13 Temmuz günlerinde yine Fransızlar gayet şiddetli ve aralıksız taarruzlar yaptılarsa da pek kanlı boğuşmalardan sonra bu da kırıldı. Bundan sonra düşman buralardan geçemeyeceğini anladığı için ya çekilmek yahut başka bir yerde talih denemek mecburiyeti karşısında kalıyordu. Düşman ikinci şıkkı seçti. Bu suretle Anafartalar savaşı başladı.

Düşman yine doğru düşünmüş, bizim yüksek kumanda heyetimiz yine yanlış düşünmüş ve aldanmıştı. Düşman gayet doğru olarak Anafartalar’a yeni bir kuvvet çıkarmağa ve bunun yardımıyla Arıburnu cephesini yıkıp cenup gurubundaki orduuzu mahsur bırakmağa ve harbi bir hamlede bitirmeğe karar vermişken biz yine düşmanın yeni ihracını Saros Körfezinde, Bolayır tarafında bekliyorduk. Hattâ ilk takıldığımız fikir mucibince Anadolu tarafını bile gözden kaçırmıyorduk. Düşman bizim nazarımızı başka yerlere çekmek için bazı yerlerde gösteriş taarruzu da yapacaktı. Bu cümleden olarak 6/7 ağustos gecesi bir Yunan mülâzımının kumandasındaki 300 rum gönüllüsü Saros Körfezi mıntıkasında Sazlıdere civarına çıktı. Aynı 56, 6 Ağustos gününde de müttefiklerin cenup gurubu cephesindeki Türk kuvvetlerini şimale, Anafartalar mıntıkasına sevk etmelerine mâni olmak için yapacakları taarruz başlamıştı. Saat 14.30'dan 16'ya kadar süren topçu ateşinden sonra sekizinci İngiliz kolordusu taarruza geçti. Bazı siperleri zaptettiyse de mukabil saldırışla bu siperler geri alındı. Akşam üstü yapılan ikinci bir taarruz da aynı neticeyi verdi.

Arıburnu mıntıkasındaki İngiliz ordusu da gizlice 17.800 kişiyle takviye edilmişti. Bu cephede İngilizler 6 Ağustos’ta şiddetle taarruza geçtiler. "Kanlı Sırt"ı Avustralyalılar zaptetti. Türkler’in yaptığı mukabil taarruz da muvaffak olamadı. Geceleyin yapılan yeni mukabil taarruzlar da muvaffak olamadı. 7 Ağustos’ta düşman ilerlemek istedi. Fakat söktüremedi. 8 Ağustos’ta düşman, donanasının da iştirakiyle yeni bir taarruz daha yaptı.

Düşmanın sağ kolu Conk Bayırına çıktı ve yüz metrelik bir kısmı zaptetti. Düşmanın diğer yerlerdeki taarruzları püskürtüldü. Fakat Conk Bayırı tarafımızdan yapılan birkaç mukabil taarruza rağmen geri alınamadı. Ancak,hattı bâlânın bir kısmım almağa muvaffak olmuş olan İngilizler bir mukabil saldırışla 15-20 metre kadar geriye atıldı. 9 Ağustos’ta düşman tekrar saldırdı. Fakat netice alamadı. 9 ağustos akşamı Anafartalar gurubu kuandanı olan GAZİ Conk Bayırına geldi. Conk Bayırını geri almak için yapılacak hareketi tertip etti. 10 Ağustos günü sabah saat 5.30'da topçu istihzaratı olmaksızın, fakat bir anda ve baskın tarzında yapılan bir süngü hücumu ile oradaki düşman geri atıldı. Epeyce de kovalandı. 6-10 Ağustos çarpışmalarında biz 18.000, İngilizler 12.000 kişi kaybetti.

Düşman bu suretle cenupta şiddetli taarruzlarla bizi oyalarken Anafartalar ihracı da başlamıştı. Evvelki ihraçlardan alman dersle bu sefer her şey daha mükemmel bir surette hazırlanmıştı. 6 Ağustos gecesi 13.000 asker ve 24 toptan mürekkep olan ilk İngiliz kıtası üç noktaya çıkarıldı. İngilizler hareketi gayet gizli tutmuşlar ve mükemmel bir muvaffakiyetle sevkülceyş baskım tarzında bu ihracı yapmışlardı. Bu mıntıkadaki kuvvetimiz (buradan ihraç ummadığımız için) iki buçuk tabur kadardı. Karaya müşkülatsız çıkan İngilizler çabucak intizamlarını iade ederek karşılarına çıkan ufak bir müfrezemizi geri attılar. Fakat karanlıkta yolu şaşırmamak için sabahı beklemek gibi büyük bir korkaklık gösterdiler. Daha şimalde Suvla'da yapılan ihraç bu kadar kolay ve muntazam olmadıysa da umumiyetle 9'uncu İngiliz kolordusu karaya muvaffakiyetle çıkmıştı. 7 Ağustos günü İngilizler ilerleyebilse idiler kazanacaklardı. Çünkü 26.750 kişilik İngiliz ordusunun karşısında ancak 3.000 Türk vardı. Fakat İngiliz generali ilerlemek cesaretini gösteremedi. 8 Ağustos’ta da İngiliz kolordusu bir şey yapamadı.

9 Ağustos’ta Türkler geriden gelen kuvvetlerle takviye edilmiş bulunuyorlardı. Bu suretle hem Türkler hem İngilizler taarruza hazırdı.

Bugün karşılıklı taarruzlarla geçti. 10 Ağustos’ta İngilizler taarruz etti. Fakat bir netice alamadılar.

7-10 Ağustos’ta düşman 54'üncü fırkasını da Anafartalara ihraç etti. Bu suretle 11 Ağustos’ta gurubunda 236, Anafartalar grubunda 136 gün aralıksız süren bu savaş şanlı Türk silâhlarının zaferiyle bitiyordu.

Fakat bu zafer ucuz kazanılmamıştır. Burada harbeden kuvvetlere göre verilen zayiat O kadar korkunçtur ki, eğer Fransızlar garp cephesinde bu nispette zayiat verselerdi bir ayda 6 milyon insan kaybederlerdi. Halbuki Fransa 4 senede 3 milyon zayiat vermiştir. Çanakkale savaşında iki tarafın zayiatı şudur:

  ÖLÜ YARALI HASTA
İNGİLİZLER 33.000 120.000 100.000
FRANSIZLAR 3.700 23.000 20.000
TÜRKLER 55.000 100.000 85.000


Hastaların da bir kısmı ölmüştür. Meselâ 85.000 Türk hastasından 21.000'i ölmüştür. Bunlardan başka iki tarafın birine verdiği esirler ve kayıplar da vardır. Umumiyet itibarıyla Türklerin zayiatı 250.000, düşmanların 300.000'dir. Harp müddetince Çanakkale'ye İngilizler 460.000, Fransızlar 80.000 kişi sevk etmişlerdir. Mecmuu 540.000 eden bu kuvvetin 300.000 zayiat verdiği düşünülürse ne müthiş zayiat verildiği anlaşılır. Türkler de en seçme ve değerli askerlerinden yarım milyonunu Çanakkale'de kullanmışlardır. Fakat akıtılan kanlar boşa gitmemiş, harp iki yıl daha uzayarak Rusya'nın devrilmesine sebep olmuştur. Bunun için umumî harbin garp cephesinde değil burada hallolunduğunu kabul etmek lâzımdır. Çanakkale müdafaası olmasaydı Rus çarlığı devrilmeyecek ve İstiklâl Harbi yapılamayacaktı. Bunu hiç bir zaman unutma Türk genci...



Adalar Denizinden Altay’ın daha ötesine kadar bütün Türk gençliğine:

1

Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
Sen bütün varlığınla yurdumuzun malısın.
Sen bir insan değilsin; ne kemiksin ne de et,
Tunçtan bir heykel gibi ebedî kalmalısın.

Istırap çek, inleme... Ses çıkarmadan aşın!
Bir damlacık aksa da bir acizdir göz yaşın.
Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın
Tek başına dileğe doğru at sarmalısın.

Yenilmekten çekinme.. Gerilemekten sakın!
İradenle olmalı bütün uzaklar yakın;
Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın
Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
Ülküsünün dışında her varlığı unutan
Kahramanlar gibi sen ebedî kalmalısın..

2

Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
Ne de sıska bir göğse takılan bir çiçeksin;
Senin de bu dünyada nasibin var: savaşmak!..
Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla
Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla..
Hayata ne biçimde geldinse bir borayla
Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

Kızıl Elma uğrunda kılıç çekince kından
Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından;
Mesut olup gülmeği sök, çıkar hatırından.
Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

Yüz paralık kurşunla gider "Hayat" dediğin
"Tanrı Yolu" uzaktır; erken kalk, sıkı giyin.
Yazık bütün ömrünce o kadar özlediğin
Güzel Kızıl Elmana varmadan öleceksin.

3

Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
Işıksız kulübende boranın esişini
Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.
Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca,
Nâmert bir el arkandan seni vurur kadınca,
Bir gün sabrın tükenir.. Silâhını kapınca
Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...
Hayatın kamçısıyla sızar derinden kanlar,
Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
Vicdanını "Paris"e, "Moskova"ya satanlar [1]
Küfür diye bakarlar senin dualarına.


Her arkadaş!. Bu yolda ben de coşkun bir selim,
Beraberiz seninle, işte elinde elim.
Seninle bu hayatın gel beraber gülelim
Ölümüne, gamma tipisine, karma...

4

Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
Onu bütün gücünle vuracaksın çağında,
Savaş.. Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın
Ne sevgili yanında, ne baba ocağında..

Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara
Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara,
Kazanmanın yolunu bilmiyorsa git, ara
"Çanakkale" ufkunda, "Sakarya" toprağında.

Siyasette muhabbet, hepsi yalan, palavra..
Doğru sözü "Kül Tigin" kitabesinde ara..
Leninden bahsederse karşında bir maskara
Bir tebessüm belirsin sadece dudağında..

Yatağında ölmeği hatırından sök çıkar,
Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar,
Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar
Ruhlarımız buluşur elbet "Tanrı Dağ"ında..

5

Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin,
Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın
Yorgunluğu gidermek serin bir su başında..

Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
Kullar kancıklık eder, belâ bulursun haktan,
Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

Bir çığ gibi yürürsün bir lâhza durmaksızın,
Bir ilâhî kaynakta geliyor çünkü hızın,
Duyguların ölmüştür... Tapınılan bir kızın
Bir füsun bulamazsın gözlerinde karşında.

Istırabı kanma kat ta göz kırpmadan iç!
Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç bir hiç
Bir şeyin olmayacak... Hatta mezar taşında...


ATSIZ

[1] Yahut: Koltuk için kızını, karısını satanlar

 

-  SON -