HER ŞEYİN
PUNDUNU BULAN FİLOZOF
Filozof İlânasam o gün evinden çıkmamıştı.
Kırala bir şiir yazıyordu. Her ne kadar kendisi
filozof idiyse de ara sıra şiir de yazardı. Gözleri
sevinçten parlıyordu. Fakat bu parlaklık pek belli
olmuyordu. O kadar kalın kaşları vardı ki gözlerinin
ışığını örtüyordu. Bu kalın kaşlarla, bu
sevimsiz ve yalan dolancı yüzü ile hiç de bir
Hatti’ye benzemiyordu. Asur’dan gelmiş, babası vezir
olmuş, kendisi de Hattuşaş’ta doğmuş-tu. Asur dilini
bilmezdi. Hatti öğretmenlerinden ders almıştı.
Keyfine düşkün, tembel bir adamdı.
Fakat kendisini satmasını bilirdi. Anası onu yılan
yumurtasıyla beslediği için çok haindi. Kendisinden
başka kimseyi düşünmezdi. Fakat ünlü bir filozoftu.
Her şeyin pundunu bularak yaşardı. Babası
vezirliğinde epey para çırpmıştı. İlânasam ise bu
kadarla kanmıyordu. Bir şeyler olmak istiyordu.
Büyük bir tahta levhanın üzerine yazdığı şiiri son
bir defa daha okudu:
Ey kahraman
şanlı kıral; Hattilerin birincisi! Kılıcının
şimşeğiyle titretirsin dört bir yanı. Sensin
yurdun hem altını, hem gümüşü, hem incisi Tarih
daha görmemiştir senin gibi kahramanı! Dünyadaki
kırk devlete senin adın korku salar. Geleceksin
diye titrek Frikya’nın elmaları. Urartu’nun
güzelleri seni anıp aşka dalar, Öldürürsün bir
bakışla kanlı haydut Kaskaları. Sen olmazsan kim
doyurur, kim yaşatır Hattileri? Babamız da,
anamız da, varımız da sensin! Firavunun ordusunu
Amurrudan at ileri! O ölüdür, sen dirisin, o
hastadır, sen esensin! |
Doğrusu şiir pek güzel olmuştu. Kimbilir
kıral bunun için kendisini nasıl
mükâfatlandıracaktı? Bu ümidin sevinciyle, kertenkele kızartması getir-sin diye karısını
çağırmak üzere iken kapı vuruldu ve saray
yaverlerin-den biri kıralın kendisini beklediğini
bildirdi.
İlânasam bu çağırışa sevinmiş
gözüktü. Fakat içten içe bir korku da duymadı değil.
Bununla beraber bütün kurnazlığını takınırsa
gelebilecek olan tehlikeleri önleyeceğinden de emindi.
Kıralın huzuruna girdiği zaman başkumandanla onu
pek düşenceli buldu. Büyük bir saygı ile Subbiluliyuma’yı
selamladı. Kıral önündeki
çanakları dolduran kızıl suyu göstererek sordu:
- Filozof İlânasam! Bunların ne olduğunu biliyor
musun?
Filozof yaklaşıp dikkatle baktı. Biraz
düşündü. Hiçbir şeye benzeteme-mişti. Fakat
bilmiyorum demeği yüksek filozofluğuna yakıştıramadığı için :
- "Kıral Hazretleri! Bunlar boyadır" cevabını
verdi. Kıral gülümsedi:
- Boya mı? Halbuki sen bundan on yıl önce
bunların korkunç bir zehir olduğunu söylemiştin.
Unuttun mu? Hani sarayın mahzenindeki fıçılarda
kendi kendine köpüren bir sular vardı. İşte bunlar o
sular… Şimdi boya diyorsun.
- Evet Kıral
Hazretleri! Bunlar zehirdir. Fakat boya için
kullanılır.
-Sen bu zehri içebilir misin?
Bu sorgu İlânasam’ın benzini sarartıverdi. Hatta
biraz sendeledi. Beyni allak bullak olmak üzere idi.
Bereket versin yine kurnazlığı yardıma yetişti:
-Kıral Hazretleri buyruk çıkarsa içerim. Yalnız…
O zaman…
-O zaman ne olur?
-Kıral Hazretleri için
başladığım şiir yarım kalır.
Ve kıralın cevabını beklemeden tahta levhayı
çıkarıp kırala sundu. Subbiluliyuma şiirden pek
anlamazdı. Fakat kıral olduğu için anlar gö-zükmek
mecburiyetinde idi. Şiiri okuduktan sonra sordu:
-Bu şiir daha ne kadar olacak?
Filozofun
gözleri parladı:
- Bunun gibi beş parça daha olacak!
Kıral
güldü:
- Bu çok değil ki… Ne kadar zamanda biter?
- Bugün takdim ettiğim şu parçayı ancak bir
yılda yazdım. Şiirin bitmesi daha en az beş yıl
ister. Çünkü Kıral Hazretlerine verilecek bir
şiirin her kelimesi üzerine haftalarca düşünmek
gerektir. Hele bu kıral bizim şanlı kıralımız
Subbiluliyuma olursa…
Bu sözler, başkumandan
Tutaşil’in gözlerini öfke ile doldurdu.
Dudak-larının arasından:
- "Köpek Asurlu!
Nasıl da yalan söylüyor" diye mırıldandı.
İlânasam’ın şiiri ve sözleri kırala asıl
maksadını unutturmuştu. Dedi ki:
- Filozof!
Asırlardan beri mahzende duran bu zehirleri dün gece
Hantilyas ve üç esir içti. Hatta biz de içtik, bir
şey olmadık.Bu kırmızı suda öyle bir hassa var ki
insanın biraz başını döndürüyor; içine bir neşe
veriyor. Tadı da güzel. Hatta ömründe gülmemiş olan
Hantilyas bunu içtikten sonra kahkahalarla güldü.
Ben de ömrümde ilk olarak rahat bir uyku uyudum.
Halbuki her gece devlet işlerini düşünmekten uykum
kaçardı. Seni bu suyun ne olduğunu bize anlatman
için çağırdım. Hattuşaş’ın bilginlerine, şairlerine
de haber yolladım. Düşünüp bunun ne olduğunu açığa
çıkaracaksınız.
İlânasam bütün hilekârlığını takınmıştı. Bir
cevap bulmak üzere idi. Fakat bu sırada kıralı
selamlayan bir yaver ünlü şair İrdas’ın geldiğini
bildirdi.