DALKAVUKLAR GECESİ

 
 

 

 

3

3. Bölüm

HER ŞEYİN PUNDUNU BULAN FİLOZOF


Filozof İlânasam o gün evinden çıkmamıştı. Kırala bir şiir yazıyordu. Her ne kadar kendisi filozof idiyse de ara sıra şiir de yazardı. Gözleri sevinçten parlıyordu. Fakat bu parlaklık pek belli olmuyordu. O kadar kalın kaşları vardı ki gözlerinin ışığını  örtüyordu. Bu kalın kaşlarla, bu sevimsiz ve yalan dolancı yüzü ile hiç de bir Hatti’ye benzemiyordu. Asur’dan gelmiş, babası vezir olmuş, kendisi de Hattuşaş’ta doğmuş-tu. Asur dilini bilmezdi. Hatti öğretmenlerinden ders almıştı. Keyfine düşkün, tembel bir adamdı.

Fakat kendisini satmasını bilirdi. Anası onu yılan yumurtasıyla beslediği için çok haindi. Kendisinden başka kimseyi düşünmezdi. Fakat ünlü bir filozoftu. Her şeyin pundunu bularak yaşardı. Babası vezirliğinde epey para çırpmıştı. İlânasam ise bu kadarla kanmıyordu. Bir şeyler olmak istiyordu. Büyük bir tahta levhanın üzerine yazdığı şiiri son bir defa daha okudu:

 

Ey kahraman şanlı kıral; Hattilerin birincisi!
Kılıcının şimşeğiyle titretirsin dört bir yanı.
Sensin yurdun hem altını, hem gümüşü, hem incisi
Tarih daha görmemiştir senin gibi kahramanı!
Dünyadaki kırk devlete senin adın korku salar.
Geleceksin diye titrek Frikya’nın elmaları.
Urartu’nun güzelleri seni anıp aşka dalar,
Öldürürsün bir bakışla kanlı haydut Kaskaları.
Sen olmazsan kim doyurur, kim yaşatır Hattileri?
Babamız da, anamız da, varımız da sensin!
Firavunun ordusunu Amurrudan at ileri!
O ölüdür, sen dirisin, o hastadır, sen esensin!


Doğrusu şiir pek güzel olmuştu. Kimbilir kıral bunun için kendisini nasıl mükâfatlandıracaktı? Bu ümidin sevinciyle, kertenkele kızartması getir-sin diye karısını çağırmak üzere iken kapı vuruldu ve saray yaverlerin-den biri kıralın kendisini beklediğini bildirdi.

İlânasam bu çağırışa sevinmiş gözüktü. Fakat içten içe bir korku da duymadı değil. Bununla beraber bütün kurnazlığını takınırsa gelebilecek olan tehlikeleri önleyeceğinden de emindi.

Kıralın huzuruna girdiği zaman başkumandanla onu pek düşenceli buldu. Büyük bir saygı ile Subbiluliyuma’yı selamladı. Kıral önündeki çanakları dolduran kızıl suyu göstererek sordu:

- Filozof İlânasam! Bunların ne olduğunu biliyor musun?

Filozof yaklaşıp dikkatle baktı. Biraz düşündü. Hiçbir şeye benzeteme-mişti. Fakat bilmiyorum demeği yüksek filozofluğuna  yakıştıramadığı için :

- "Kıral Hazretleri! Bunlar boyadır" cevabını verdi. Kıral gülümsedi:

- Boya mı? Halbuki sen bundan on yıl önce bunların korkunç bir zehir olduğunu söylemiştin. Unuttun mu? Hani sarayın mahzenindeki fıçılarda kendi kendine köpüren bir sular vardı. İşte bunlar o sular… Şimdi boya diyorsun.

- Evet Kıral Hazretleri! Bunlar zehirdir. Fakat boya için kullanılır.

-Sen bu zehri içebilir misin?

Bu sorgu İlânasam’ın benzini sarartıverdi. Hatta biraz sendeledi. Beyni allak bullak olmak üzere idi. Bereket versin yine kurnazlığı yardıma yetişti:

-Kıral Hazretleri buyruk çıkarsa içerim. Yalnız… O zaman…

-O zaman ne olur?

-Kıral Hazretleri için başladığım şiir yarım kalır.

Ve kıralın cevabını beklemeden tahta levhayı çıkarıp kırala sundu. Subbiluliyuma şiirden pek anlamazdı. Fakat kıral olduğu için anlar gö-zükmek mecburiyetinde idi. Şiiri okuduktan sonra sordu:

-Bu şiir daha ne kadar olacak?

 Filozofun gözleri parladı:

- Bunun gibi beş parça daha olacak!

Kıral güldü:

- Bu çok değil ki… Ne kadar zamanda biter?

- Bugün takdim ettiğim şu parçayı ancak bir yılda yazdım. Şiirin bitmesi daha en az beş yıl ister. Çünkü Kıral Hazretlerine verilecek bir şiirin her kelimesi üzerine haftalarca düşünmek gerektir. Hele bu kıral bizim şanlı kıralımız Subbiluliyuma olursa…

Bu sözler, başkumandan Tutaşil’in gözlerini öfke ile doldurdu. Dudak-larının arasından:

- "Köpek Asurlu! Nasıl da yalan söylüyor" diye mırıldandı.

İlânasam’ın şiiri ve sözleri kırala asıl maksadını unutturmuştu. Dedi ki:

- Filozof! Asırlardan beri mahzende duran bu zehirleri dün gece Hantilyas ve üç esir içti. Hatta biz de içtik, bir şey olmadık.Bu kırmızı suda öyle bir hassa var ki insanın biraz başını döndürüyor; içine bir neşe veriyor. Tadı da güzel. Hatta ömründe gülmemiş olan Hantilyas bunu içtikten sonra kahkahalarla güldü. Ben de ömrümde ilk olarak rahat bir uyku uyudum. Halbuki her gece devlet işlerini düşünmekten uykum kaçardı. Seni bu suyun ne olduğunu bize anlatman için çağırdım. Hattuşaş’ın bilginlerine, şairlerine de haber yolladım. Düşünüp bunun ne olduğunu açığa çıkaracaksınız.


İlânasam bütün hilekârlığını takınmıştı. Bir cevap bulmak üzere idi. Fakat bu sırada kıralı selamlayan bir yaver ünlü şair İrdas’ın geldiğini bildirdi.

4. Bölüm



 

<< Dalkavuklar Gecesi

Anasayfa

Düşünce Alanı >>