CÜCE İRDAS
Cüce boylu ve şişman göbeği ile pek gülünç bir yaratık olan İrdas,
kıralı selamladığı zaman herkesin içinden bir gülme duygusu geçti. Ona iğrenerek bakan Tutaşil bile dudaklarını ısırmaktan kendini
alamadı. Hatti ülkesindeki herkesin soyunu sopunu, geçmişini bilir, ona göre değer biçerdi. İrdas’ın gençliğinde nasıl tavuk çalarak
geçindiğini biliyordu. Sonra zengin olmuş, ötekine berikine methiyeler yazarak göze girmiş ve memlekette ün kazanmıştı. Tavuk
hırsızlığı yaparken pek yılışık bir gençti. Şair olduktan sonra yapmacık bir kurumla herkese göz dağı vermek istediğinden
kaşlarını çatar, ağzını sımsıkı yaparak öyle yürürdü. Fakat ne kadar gülünç olduğunu bilmiyordu.
Kıral taslardaki suyu göstererek:
-
"Şair İrdas! Senin şiirlerinde bu suyun adı geçer mi? Bunun ne
olduğu- nu bana söyleyebilir misin?" diye sordu.
Cüce şair, kendisinden iki karış ilerde bulunan göbeği ile paytak
paytak yürüyerek taslara yaklaştı. Dikkatle gözden geçirdi.
Dedi ki:
- Kıral Hazretleri! Bu, kıralların ve kıraliçelerin yıkanmalarına
mahsus tılsımlı bir sudur. Bunda yıkanan kıralların hayatları ebedi, devletleri kuvvetli, orduları yenilmez olur. Çünkü bu suya gök ve
yer Tanrısı Arinna’nın göz yaşları karışmıştır. Evet Arinna… Bir şiirimde Arinna için şöyle demiştim:
Ey kadın Tanrıların en güzeli Arinna… Işığını gönlümün gözlerine saçarsın. Bu şair yüz bin kere tapınmak diler sana, Fakat sen bulut gibi yükseklerde uçarsın. Senden bir parça vardır her kadında muhakkak, Ey kadın Tanrıların en şanlısı Arinna! |
Kıral birdenbire şairin sözünü kesti:
- Seni şiir okuyasın diye çağırmadım. Tastaki suyun ne olduğunu
bilesin diye çağırdım. Bilemedin. Bu su sarayın mahzenindeki
fıçılardan alınmıştır
İrdas’ın rengi uçtu ve kolları aşağıya düştü:
- "Zehir!..." diyebildi. Kıral gülümsüyordu.
- Haydi bakalım şair! Şu taslardan birini iç… Hoşuna gidecek…
Cüce şair göbeğinden umulmayan bir çeviklikle sıçradı. Sonra
kekele-yerek sordu:
- Ne buyurdunuz Kıral Hazretleri? İçeyim mi? Fakat sonra ölürüm…
Kıral cevap vermeden gülümsüyordu. İrdas kendinden geçmişti.
Ağla-maya başladı:
- Aman Kıral Hazretleri! Sonra ölürüm. Daha gençliğime doyamadım.
Emredin, gidip tek başıma Frikya ülkesini zaptedeyim… Emredin, şurada yirmi defa takla atayım… Fakat daha hayata doymadım…
İrdas pek çok şeyler söyleyecekti. Söyleyemedi. Çünkü o kadar
kork-muştu ki sonunda düşüp bayıldı.
Bu hali gören Tutaşil, kıralın duyabileceği bir sesle:
- "Frikya ülkesini tek başına zaptedecek olan kahramana bak. Frikyayı
bal kovanı, kendisini de ayı sanıyor" dedi. Kıral hala gülümsüyordu. Yaverlere buyruk verdi. Ayılsın diye İrdas’ın ağzına
kızıl su döktüler. Şair önce gözlerini, sonra yuttuğu suyun lezzetini anlamak istiyormuş gibi ağzını oynattı. Yaverin tuttuğu
tas hoşuna gitmiş olacak ki yarı beline kadar doğrularak hepsini bir dikişte içti. Fakat gözleri, hâlâ gülmekte olan ilişip de içtiği
suyun mahzendeki fıçılardan çıkan zehir olduğunu anlayınca derinden bir ah çekerek ikinci defa düşüp bayıldı. İlânasam alayla
"bayıldı" dedi. Başkumandan buna "Frikya fetholundu" diye cevap verdi. Kıral yaverlerden birine dönerek başhekimi çağırma-sını
buyurdu.