DALKAVUKLAR GECESİ

 
 

 

 

7

7. Bölüm

KÂHİN ŞİLKA


Tılsımlı suyun ne olduğunu anlamak üzere bütün dünya bilginlerinin toplanmasıyla kurulan kurultay, onun Tanrılar tarafından kıral Subbiluli- yuma için hazırlanmış bir bütün bilginler biner gümüş şekel verdikten sonra dağılmış, bütün bilginler biner gümüş şekel almışlardı. Hepsi memnundu. En çok sevinen Lidyalı bilgindi. Çünkü bu tılsımlı suyun memleketinde çıkan üzüm dolayısıyla biliyordu. Kıral, kendi tebası olan bilginlere de büyük para mükafatları dağıtmış, Hattutaş’ta onlara top- raklar bağışlamıştı.


Yabancı bilginler yurtlarına dönmek için yola çıkarlarken kıralın subay- ları da onun bir buyrultusunu Hatti Eline bildirmek üzere yola çıkıyorlar- dı: bundan sonra o kızıl suya şarap denmeyip "Tanrının kırala gönderdi- ği tılsımlı su" denecekti. Çünkü kurultayda konuşulan şeyler, kıralın mahzenindeki zehir diye bilinen suyun şarap adında bir içki olduğu ça- bukça halk arasında yayılmış, herkesin ağzında şarap lafı dolaşmağa başlamıştı. Hatta bağı olanlar üzümlerinden şarap yapmaya kalkış- mıştı.


Buyruk pek kısa bir zamanda bütün ülkeye ulaştırıldı. Buna rağmen herkes üzüm suyuna şarap demekte devam ediyordu. Hele o suyu içip
keyiflendikten sonra kıral subaylarının, rahiplerinin ve hakimlerin ö- nünde bile şarap demekten kimse çekinmiyordu. İşin garibi şu ki kıral sarayındakiler de akşam olduktan sonra tılsımlı suyu şarap diye bahse- diyorlardı. Hatta kıralın kendisi de akşam olduktan sonra tılsımlı suyu şarap diye anıyordu.


Kıralın buyrultusuna rağmen "şarap" adının yayılmasında en mühim sebep Kahin Şilka olmuştu. Falcılık, kahinlik etmez, yıldızlara bakmazdı. Ama halk onu yine kâhin diye bilirdi. Bir iki defa, önceden söylediği şeyler çıkmıştı da ondan... Hattuşaş’ın kıyısındaki kulübesinde oturur, tarlasının verimi ile yaşardı. Bağındaki üzümden şarap yapmasını biliyordu. Pek garip tabiatlı idi. Kimseye sokulmaz, kimseyle konuşmaz, pek az kimseyle arkadaş olurdu. İnsanları kurt belle, kuzu çıkarsa bahtına derdi. Açık kalpliydi. Açık konuşurdu. Nezaket nedir bilmezdi. Eskiden ankova şehrinde başhakimdi. Kıralın yakınlarından, vergi  hırsızlığı yapan birisini mahkum ettiği için hakimlikten atılmıştı. Bir iki dostu müstesna, kimseyi sevmezdi; sevmek ne, herkesten iğrenirdi. Kıralın sarayında bilginler toplantısı var dedikleri zaman "o, çılgınlar toplasıdır" diye cevap vermişti. Kırala, Tanrının baş çılgını, Yamzu’ya giyimli inek, Ziza’ya sağlık tanrısının tükürüğü derdi. Onun için İlâna- sam düşünen bir köpek, cüce İrdas konuşan bir fındık sıçanı idi.

Akşama doğru karısı Tubişka ile üç yaşındaki oğlu Murya’yı karşısına alır, onlara ders verirdi. Ama nasıl ders? Karısına çok defa kadınların kötülüğünü, şeytanların kulu oluşları üzerine söz söyler, düşüncesini ispat etmek üzere şöyle derdi: "Düşünsene! Kadın denilen yaratık bu kadar kötü olmasaydı o kadınların birinden cüce İrdas doğar mıydı? Kadın kötü değilse kıralın gözdesi Yamzu’ya ne diyeceksin? Kim bilir nasıl bozuk bir süt emmiş olmalı ki İlânasam bu kadar fena olmuştur. Velhasıl çok berbattırlar. Bu kadar kötü olan insanların yaşamasında ne fayda var. Kadınların arasında senden başka iyisi yoktur. Senden başka bütün kadınları kesmeli!

Üç yaşındaki Murya’ya da şu şekilde sözler söylerdi:


-  Bak oğlum! Kocaman adam oldun. Artık aklını başına devşirmenin zamanı geldi. Gözünü dört aç da iyi bir adam ol. Yoksa Subbiluliyuma
şarabına adını değiştirdiği gibi ikinci bir çılgında suyun, havanın adını değiştirmeğe kalkar, elma ağacının meyvesi yerine yaprakları yenilsin diye buyruk verirse halin nice olur? Sana o kadar öğüt veriyorum; gidip şu kırala bir tokat atmak aklına gelmiyor. Hiçbir şey yapamasan şu cüce İrdas adındaki fitneci herife bir temiz dayak da atamaz mısın? İşte bütün insanlar fena... Bir sende ümidim var. Senden başka herkesi kes- meli.

Bu sözlerden küçük Murya’nın aklında en çok şarap ve elma kalıyor, rastgeldiği yerde bunları söylüyordu. Çünkü obur bir çocuktu. Elmayı tanıyor ve yemesine bayılıyordu. Şarabın da yiyip içmeğe ait bir şey olacağını anlıyordu. Evlerinin önünden kim geçse şarap yahut elma diye bağırıyor böylelikle şarap adı yayıldıkça yayılıyordu. Küçük bir çocuk yasak bir kelimeyi doğru söyleyişle haykırışı herkesin pek hoşu- na gidiyordu.


Bir gün kıralın yaverlerinden Sabba oradan geçiyordu. Kapının önünde oturmuş olduğu halde elma yemekte olan küçük Murya elmasını ona göstererek "elma" diye bağırdı. Sonra alışmış olduğu üzere arkasından da şarap diye haykırdı. Sabba, kırala pek sadıktı. Çünkü bir dilencinin oğlu olduğu halde kıral onu alıp yaver yapmış, çiftlikler verip zengin etmişti. Sevgili kıralın yasak ettiği bir kelimeyi küçücük bir çocuğun bile söylemesine tahammülü yoktu. Hemen: "Seni gidi kıral haini seni" di- yerek çocuğa hücum etti.


Küçük Murya’yı babası pek dövüşken yetiştirmişti. Büyük bir adamın kendisine saldırdığını, ondan nasıl olsa dayak yiyeceğini anlayınca hemen yerden bir taş kaptı ve yaver Sabba’nın kafasına indirdi.


Murya attığı taşla yaverin alnını yardı. Fakat bunun ceremesini babası çekti. Çünkü Sabba kırala bir vatan haininden bahsedince bir yığın as- ker Şilka'nın evine geldi. Onu tevkif ederek muhakemesi yapılmak üze- re hapishaneye attılar.


Bu mühim bir muhakeme idi. Onun için hakimlerin en büyükleri seçilmişti. Sarayın bahçesinde mahkeme kurulmuş, çevresine Hattu- şaş’ın birçok tanınmış halkı yığılmıştı. Şilka eskiden hakim olduğu için bu muhakemeye hiç aldırış etmiyordu.  Epey zamandır eğlenememiş- tim, iyi bir fırsat çıktı, diye düşünüyordu.


Başhakim ağır bir sesle Şilka’ya sordu:


- Suçlu Şilka! Senin oğlun, yaver Sabba’ya şarap diye bağırmış!


Şilka cevap verdi:

- Ben duymadım. Oğluma sorun!

- Oğlun üç yaşında imiş. Bu yaştaki çocuğa ceza verilmez. Babası olduğun için sen hesap vereceksin.

- Vereyim, fakat ortada hesap verilecek bir şey görmüyorum.

- Şarap demenin yasak olduğunu bilmiyor musun?

- Biliyorum. Ama herkesin bu içkiye yine şarap dediğini de biliyorum. Hatta senin de iki tas içtikten sonra şarap diye bağırdığından da haberim var


Başhakimin gözleri açıldı:


- Vay! Bir de bana iftira ediyorsun ha?

- Ne iftirası? İstersen bir de senin küçük oğluna soralım.

- Küçük çocuğun sözüyle mahkeme yürür mü?

- Benim için yürüyor da senin için neden yürümüyor?

- Ben hakimim!

- Peki sonra ne olacaksın?

- Sonra vezir olacağım.

- Daha sonra ne olacaksın?

-  Hiç!

- Sen birkaç yıl daha uğraştıktan sonra hiç olacaksın. Ben bugünden hiçim. Demek ki senden üstünüm.

- Böyle giderse senin başını uçurturum!


Şilka soğukkanlı idi:


- Benim uçurtmakla ne şarabın şarap olduğu hakikati, ne de senin benden aşağı olduğun hakikati değişmez.

- Sen oğluna şarap adını kasten öğretmekle kıralın yasasına aykırı gelmiş oluyorsun.

- Sen de şaraba şarap değil demekle Tanrıların koyduğu hakikate sapa gitmiş oluyorsun.

- Orasına sen karışma, vatan haini!


Şilka güldü. Başhakimin yüzüne keskin keskin baktıktan sonra tok bir sesle cevap verdi:


- Eski kıralların saraylarında bile senin kadar gülünç bir dalkavuk bulunamazdı. Bana vatan haini diyen sen misin? Baban Lidyalı bir lağımcı, anan Mısırlı bir esirdi. Ananın anası da Amurru’dan gelmiş bir fahişe idi. Yüzde yüz yabancı bir adam olduğun halde benim gibi su katılmamış bir Hatti’ye vatan haini diyordun. Hangi vatanın haini? Lidya’nın mı? Mısır'ın mı? Amurru’nun mu? Bu vatanın sahibi benim! Sen burada sığıntı olduğun halde bana vatan haini diyorsun. Sen vatanın ne olduğunu biliyor musun? Vatan suçlulardan alınan rüşvet değildir. Vatan ataların kılıcıyla alınan ve kanla korunan topraklardır. Senin atalarından bu toprak için ölmüş kimse var mı? Ben sana cevap vermeğe mecbur değilim beni sorguya çekmek için Hatti kanı taşıyan bir hakim gelsin.

Bu umulmadık cevaplar bir yıldırım tesiri yaptı. Her taraftan sesler, homurtular, haykırmalar yükseldi. Muhakemeyi yapmanın imkanı yoktu. Çünkü Şilka hakikaten artık hiçbir sorguya cevap vermiyordu. Başhakim onun idamına hükmedecekti. Fakat muhakemeyi dinlemekte
olan Tutaşil işe karıştı. Ne söylediyse söyledi. Sonunda Şilka beraat etti. Yalnız bahçesinin bütün mahsulü zaptolunarak alnından  yaralan-mış olan yaver Sabba’ya tazminat olarak verildi. Küçük Murya bir mevsim için elmasız kaldı.


Birkaç gün sonra da kıralın yeni bir buyrultusu "şarap" demenin artık yasak olmadığını bildiriyordu.

8. Bölüm



 

<< Dalkavuklar Gecesi

Anasayfa

Düşünce Alanı >>