| |
9
9. Bölüm
ORDU SAVAŞA ÇIKIYOR
Başkumandan Tutaşil’in yorulmak bilmez çalışkanlığı sayesinde, ordu
on beş günde savaşa hazırlanmıştı. O gün Hattuşaş’ta kıralın önünde bir geçit resmi yaparak Kaskalar üzerine yürüyecekti. Kıral
ve vezirler savaş için son kararlarını vermek üzere toplanmışlardı. Önceleri herkes kıralın da ordu ile gideceğini sanıyordu. Fakat
sonra Yamzu ile gizli ve uzun bir konuşmadan sonra bundan vazgeçti. Kıralın niçin caydığını kimse bilmiyordu.
Cüce İrdas’ın yeğeni askere alınmıştı. Bu büyük şereften dolayı
İrdas sevinç ve övünç içinde duruyordu. Bununla beraber yeğeninin kırala daha çok hizmet edebilmek için başka bir vazifede
kullanılması gerektiğini de unutmuyordu. Bunu bildirmek için
kıraldan söz istediği zaman vatanperverâne bir heyecan içindeydi:
- Kıral Hazretleri! Yenilmez ordunuz bugün hain ve vahşi Kaskaları
tepelemek için yola çıkıyor. Eğer burada size ve vatana daha büyük hizmetler yapmamış olsaydım ben de ordu ile gider ve en aşağı on
beş, en çok yüz yirmi atlı Kaska öldürerek kellelerini buraya getirirdim. Fakat ne yapayım ki buradaki vazifem daha mühimdir.
Bunun gibi bugün savaşa çıkacak orduda da bir genç var ki içi Kaskaları yok etmek ateşiyle yanıyor. Fakat bu genç öyle sadık bir
kulunuz ki onun buradaki varlığından sizin ve devlet için daha çok istifade edilebilir. Zaten bu yüce ordunun içinde bir kişinin
eksik veya artık olmasından ne çıkar ki. Halbuki bu genç çiçek yetiştirmekte eşsiz bir ustadır. Sarayın bahçesin- de çalışarak kıralımızın gönlünü açacak çiçekler yetiştirirse daha iyi olmaz mı? Bunun askerlikten alınarak saray bahçesinde bir vazifeye az bir
aylıkla tayin edilmesini rica ederim. Bu genç benim yeğenim Nitta-habas’tır
Kıral sadık vezirinin bu ricasını kabul etti ve yaverlerinden birini
Tuta- şil’e göndererek o genci saraya yollamasını bildirdi.
İlânsam da aynı şekilde askere alınmış olan eniştesi için aynı
şeyleri söyleyecekti. Fakat cüce İrdas’ın arkasından aynı isteği yapmak hoş olmaz diye düşündü. Her şeyin pundunu bulmağa alışık
olduğundan Yamzu’ya yanaştı. Eniştesi, kadın çizmesi yapmakta çok usta olduğu için kendisine en şık çizmelerin yapılması gerekliğini,
bunun vatana askerlikten daha büyük bir hizmet teşkil ettiğini anlattı. Yamzu’nun araya girmesi ile kıral, çizmeci de ordudan
çıkarıp saraya aldı. Hekim Ziza’nın ise kayıracak üç tane kayınçesi vardı. O, bu üç kişinin askere gitmesinde tıbbi ve sıhhi bakımdan
tehlikeler görüyordu. Tanrılar korusun, bu üç hastanın orduda bulunuşu bir bozgunluğa bile sebep olabilirdi. Uzun bir nutukla
bunları kırala anlattıktan sonra onların askerlikten çıkarması için izin aldı.
Böylelikle ordunun sefere çıkması için yapılan son toplantıda her
şey halledilmiş bulunuyordu. Zaten biraz daha gecikirse ordu sayısının epey azalacağını sezen başkumandan da çatık bir yüzle
kıralı selamla- yarak geçit resmi için izin vermesini istemişti.
Kıral ve kıraliçe bahçedeki tahtlarına oturup çevrelerine Yamzu,
vezir-ler ve yaverler dizildikten sonra muzıka takımı savaş havaları çalmaya başladı.
İlk önce 120 savaş arabası geçti. Her birinin içinde seçme 3 asker
bulunuyordu. Arkasından yayaların geçişi başladı. Kılıç, kalkan ve kargılarla pusatlanmış 5000 yaya kıralı selamlayarak ve
savaş türküsü söyleyerek geçtiler. Daha sonra iyi atlara binmiş 1200 atlı uzun kargılarıyla yürüyorlardı. En arkada da başkumandan
Tutaşil 60 muhafız askeri, yiyecek ve ok taşıyan arabaları ve karargah çadırıyla geliyordu. Tutaşil’in iyi giyimli seçme
muhafızları kıralın önünden ge- çerken şu türküyü söylüyorlardı:
Selam sana Hattuşaş! Bütün çevren yemyeşil! Yan bakan yabancının gözlerini oyarız! Başımızda oldukta başkumandan Tutaşil Düşmanın ülkesini kızıl kana boyarız!
Elveda ey Hattuşaş! Belki dönmeyiz geri; Belki ölüm kurmuştur bize yollarda pusu. Yürü yiğit Tutaşil, yürü şanlı cenk eri! Herkes bilsin nasılmış Hattilerin ordusu... |
Bu türküde kendi adı geçmediği için kıralın kaşları çatılmıştı.
Vezirler de bunun farkına varmışlardı. Tutaşili düşürmek için bu iyi bir fırsattı. Çün- kü vezirlerin birçok icraatında Tutaşil engel
oluyordu.
60 muhafız asker adeta Hatti ordusunun direğini teşkil ediyordu.
Çünkü bunlar halis Hattilerden seçilmiş iyi talimli, nişancı, kılıç kullanmakta usta ve kahraman erlerdi. Savaş arabalarındaki
askerler de fena değildi. Fakat piyadeler pek derme çatma idi. Çoğu talimsizdi. Atlılar ise hep iltimaslı zenginlerin akrabaları
idi. Daha kötüsü piyade kuman- danının Asurlu, suvari kumandanının da Mısırlı oluşu idi. Tutaşil bunları azletmek için çok uğraşmış,
fakat kırala sözünü geçirememişti. Biraz daha ısrar etse kıral kendisini azledip onlardan birini başkumandan yapacaktı. Onun için tutaşil bu yabancı kumandanlara göz yummuş, bütün ümidini 60 muhafızı ile 120 savaş arabasına bağlamıştı.
Hattuşaş halkı yollara dökülmüş, orduyu seyrediyorlardı. Ordunun
yürüdüğü yol Kâhin Şilka’nın evinin önünden geçiyordu. Şilka karısı ve oğlu ile birlikte geçişi seyrediyor, bir yandan da söyleniyordu.
- İşte bu savaş arabaları fena değil ama tekerlek yağlanmamış. Bu
gürültü ile pek uzaktan Kaskalara kendilerini bildirecekler. Belli ki hazine veziri yağ parasını çalmış. Piyadelerin pek başı
bozuk olduğu belli. Bundan tabii bir şey olamaz. Çünkü piyade kumandanı Asurlu bir serseridir. Karısını bizim kırala takdim etmek
sayesinde bu kumandanlı-ğı aldı. Bak oğlum Murya! Şu piyade kumandanının boynuzlarını görü-yor musun? Bir vuruşta on düşmanı yere
serer.
Küçük Murya dikkatle bakındığı halde boynuza benzer bir şey
göreme-yince babasına sordu:
- Baba! Nerde kumandanın boynuzları?
- Oğlum! Gözlerini dört aç. Ufacık oğlakların boynuzlarını
görüyorsun da bu ikişer adam boyundaki boynuzları görmüyor musun?
Evet, evet. Belki de göremezsin. Görmek için biraz büyümek lazım. Bu
piyadeler hep esirden, soyu sopu belirsizlerden toplanmış. Zaten yolda bunların yarısı kaçar. Kalan yarısı da Kaskaları haklar. Bak,
şimdi suvariler geliyor. Bundan önceki Kaska savaşında bunlar iyi iş gördülerdi. O zaman başlarında Tutaşil’in oğlu vardı. Dört
yara alıp ölmüştü. Bakalım şimdi kumandanları kim? Eyvah! Gördün mü başımıza geleni? İşittiklerim doğru imiş. Mısırlı serseri suvari
komutanı olmuş. Bundan da tabii ne olabilir? Mısırlının oğlu, Yamzu ile gönüldaşlık ediyor. Yamzu dalavere ile sevgilisinin
babasını suvari kumandanı yaptırdı. Kıral da şarap içmekten bunun farkında değil. Bizim kıralla şu piyade kumanda-nını toslaştırsak
acaba hangisi kazanır? Oğlum Murya! Sana da çabuk büyü diye bin defa söyledim. Bu kadar elma yediğin halde hala büyü-müyorsun. Görüyorsun
ki sen büyümeden işler yoluna girmeyecek... Bak, işte Tutaşil geliyor. Hatti devletinin tek ve son direği... O da ölürse yıkıldık
demektir. Görüyor musun, çevresine nasıl da su katılmamış Hatti kahramanlarını toplamış? Oğlum Murya! Sen de on beş yıl sonra
bunların arasına katışacaksın.
Murya askerleri pek beğenmişti. Babasına sordu:
- Baba! Ben de savaşa gitsem olmaz mı?
- Olmaz oğlum. Daha pek küçüksün. Bununla beraber gitsen de olur. Şu
piyade kumandanı olan Asurlu öküzden daha çok işe yarayacağın muhakkaktır.
* **Aradan üç ay geçmişti. Güz yağmurları Hattuşaş’ı ıslatırken ordunun
dönmek üzere olduğu haberi geldi. Sürekli çarpışmalardan sonra Kaskalar yenilerek deniz kıyısına doğru, dağların ardına
atılmışlardı.
Kıral yeni içki masasını kurdurmuş, vezirleriyle birlikte devlet
işlerini konuşuyordu. Onun beyninde şimdi yeni yeni ülküler dolaşıyordu. Asur’u Mısır’ı ve bütün dünyayı zaptetmek, Yamzu’yu
başvezirliğe getirmek ve sonra Tanrıların heykellerini yıkarak kendisini tanrı ilan etmek istiyordu. İçmeğe başladıktan sonra sonra
herkesi sinek kadar küçük ve ehemmiyetsiz görüyordu. Fakat çok içiyor, bu yüzden midesi-ne sancılar geliyordu. Ziza vezir olduğu
için onun yerine başhekimliğe getirilen Teşen bütün didinmelerine rağmen kıralın derdine çare bulamıyordu. Ancak içki içmezse bu
sancıların da gelmeyeceğini söylü-yor, fakat kıral bu öğüde aldırış etmiyordu. Daima kıralın yanında bulu-nan başhekim bugün şarabın
fazla kaçırıldığını görünce saygı ile kırala yaklaştı. Kulağına eğilerek:
- "Kıral Hazretleri! Sıhhatiniz için artık içmemenizi rica ederim"
dedi. Kıral başıyla kabul işareti yaptıktan sonra sevincinden ağzı kulaklarına varmış olan Teşen’in hayretten açılan ağzına ve
gözlerine bakmayarak vezirlerine şöyle dedi:
- Vezirler! Başhekim artık benim midemle hiçbir sancı kalmadığını,
istediğim kadar şarap içebileceğimi söyledi. Öyleyse taslarınızı doldu-run! Başhekimin şerefine birer tane içelim.
Şaraplar içilirken içeriye giren bir yaver başkumandan Tutaşil’in
girmek için buyruk beklediğini söyledi. Vezirler yüzlerini buruşturdular. Kıral, başkumandanın gelmesini emretti.
Tutaşil yorgun ve yıpranmış görünüyordu. Yüzünde büyücek bir kılıç
yarası vardı. Üç ayda birkaç yıl daha kocamış gibiydi. Kıralı selamladık-tan sonra içki masasına ve vezirlere baktı. Bu
bakışta aşağı görme, tiksinme, iğrenme ve alay vardı. Subbiluliyuma, başkumandana hitap etti:
- Hoş geldin başkumandan! Anlat bakalım savaş nasıl oldu?
Tutaşil’in elinde bir tahta vardı. Savaşın kısacasını oraya
yazmıştı. Levhaya baka baka kırala anlatmağa başladı:
- Hattuşaş’tan çıktıktan on gün sonra ilk çarpışmayı yaptık. On
günlük yürüyüş sırasında 5000 piyademizden 2000’i, 1200 atlımızdan 200’ü ordudan kaçmışlardı. Buradan 7000 kadar askerle çıktığım halde
ilk savaşı 4800 kadar askerle yaptım. Bu çarpışma Kaskaların küçük öncü kuvvetleriyle yapıldığı için onları püskürtmek güç
olmadı. Fakat bundan sonra üç büyük savaş verdim ki her biri bize
pek kanlıya mal olmuştur. Çünkü piyade kumandanı askerlerine söz
geçiremiyor, suvari kuman-danı benim buyruklarıma kulak asmıyordu.
İlk büyük çarpışmada piya-deler çabucak bozuldu. Bu savaşı, savaş
arabalarımızla kazandık. Fakat arabalarımızın çoğu mahvoldu. İkinci büyük çarpışmada suvari-lerimiz Kaskaların önünden kaçtılar. Bu
çarpışmayı piyade kumandanını azledip piyade kumandanlığını bizzat yapmak suretiyle kazandım. Son büyük çarpışmada Kaskalar bütün
kuvvetlerini kullandılar. Savaş arabalarımız bitmişti. Bu savaşı hemen hemen 60 muhafız askerimle ben yaptım. alnımdan yaralandım.
Kaskaları mahvettik. Fakat biz de bitmiştik. Hiçbir savaş arabamız, hiçbir atlımız kalmadı. Bütün muha-fızlarım savaşta öldüler. Ben,
piyadelerin içinde kaçmayan, sebat eden 100 kadar askerle birlikte yaya olarak döndüm.
7000 kişilik bir orduyla giden bir kumandanın savaşı kazandığı halde
100 kişiyle dönmesi korkunç bir şeydi. Kıral donuk gözlerle başkuman-dana bakarken sordu:
- Piyade ve suvari kumandanları nerde?
- Onlar sağ kalan iki ata binerek Hattuşaş’a doğru kaçtılar.
Yakalayıp idam ettiremedim.
- Peki başkumandan! Hizmetlerinden çok memnunum. Şimdi gidip
dinlenebilirsin.
Tutaşil, kıralı selamlayıp çıkarken sarhoş vezirler onun aleyhinde
bir şeyler fısıldaşıyorlardı.
|
 |
|
|
|