12
12. Bölüm
GÖKÇEN KIZ
İkisinin de bir yere baktığını görünce Evren de onlara uymakta
gecikmedi. Hepsi birden susup da aynı yere bakmaya başlayınca Satı
Kadın sordu :
- Neye gözlerinizi diktiniz ?
Yine Çakır cevap verdi :
- Varsın gelsin.
- Yürüyüşü bir tuhaf. Yürüyor değil de süzülüyor gibi. Hayalete
benziyor.
Geceleyin, Bala Hatun'un mezarı başında gördüğü hayaletleri
hatırlamıştı.
Satı Kadın umursamazlıkla :
- Hayaletten pek farkı yoktur, dedi. Hep geceleyin gezer.
- Tanır gibi konuşuyorsun ana !
- Tanımaz olur muyum ?
- Kim bu hayalet ?
- Kim olacak ? Gökçen Kız ! Yüzüne bakmasanız iyi olur. Tekin
değildir.
O zamana kadar sessizce bu konuşmaları dinleyen Deli Kurt birden
bire ürpererek sordu :
- Gökçen Kız mı ?
Bunu sorarken yıllarca önce dinleyip de unutmadığı, kendisine nedense
çok dokunan Yürük Kızı Gökçen masalını hatırlamıştı. Buraya gelirken
analığı bilmeyerek onu hatırlamış, Deli Kurt, pınarın başında hep o
masaldaki kızı düşünmüştü. Bu masal kendisini öylesine sarmıştı
ki, onu masal değil de gerçek gibi düşünüyor, o talihsiz şehzadeyle
talihsiz Yürük kızına acıyordu.
Gökçen kız yaklaşıyor ve şekilleniyordu. Büyük bir kayanın
gölgesinde oturarak kendisine bakan dört kişiyi yaklaşmadan
görmesine imkan yoktu. Suna boylu bir kızdı. O nasıl süzülüştü
ki, kendi yüreğinin atışını bile duyan Deli Kurt onun ayak seslerini
duymuyordu.
Ortalıkta çıt bile yoktu. Hayalet kız yaklaşıyor ve yüzü belli
olmaya başlıyordu.
Yirmi adım kala 'Ne yaman güzellik ' diye düşündü.
On beş adım kala, içinden 'pınara inen nur acaba bu mu ?' diye sordu.
On adım kala, ay ışığı altında yüzünü iyice görerek dili
tutuldu, düşüncesi işlemez oldu.
Beş adım kala başını hafifçe çevirerek Deli Kurt'la göz göze geldi
ve durdu.
Deli Kurt, yakın mesafeden göğsüne ok yemiş savaşçı gibi şöyle bir
irkildi. Sonra kamaşan gözleriyle bir anda çevresini görmeyerek
dehşete kapıldı. Bir eliyle gözlerini kapayarak elinde olmadan, yılan
sokmuşçasına fırlayıp ayağa kalktı. Göz göze geldikleri zaman kızın
bakışlarından yeşil bir ışık çıktı gibi görmüş, bu ışıkla kamaşan
gözleri hiç bir şey görmez olunca kör oldum sanarak fırlamıştı.
Delirmiş miydi ? Elini gözlerinden çekip ihtiyatla kıza baktı.
Olduğu yerde duruyor, fakat kimseye bakmıyordu. Başını öne eğmişti ve
gözleri yerdeydi. Deli Kurt, o zaman kendine geldi ve yerden çılgın
gibi fırlayışının yanındakiler üzerinden nasıl bir tesir yaptığını
anlamak üzere yüzünü onlara çevirdi. Onlar da kalkmışlardı. Satı
Kadın bile ayaktaydı.
Beş kişi arasında uzayıp giden sessizliği yine o bozdu :
- Gezmeye mi çıkmıştın Gökçen ?
- Pınara geldim Satı Ana !
Deli kurt yeniden ürperdiğini hissetti. Kızın sesinde öyle bir ezgi
vardı ki, gecenin sessizliğinde insanın gönlüne işliyordu.
Satı Kadın ortada bir rahatsızlık olduğunu anlamıştı :
- Biz gitmek üzereydik. Sen oturmana bak, dedi.
Put gibi ayakta durarak kendisine bakan üç sipahi, hiç bir sazın
tellerinde bulunmayan güzel bir sesle şu cevabın verildiğini
dinlediler :
- Benim için gitmeyin. Oturmaya değil, su almaya geldim.
Elinde bir testi olduğunu o zaman gördüler. Başı daima eğik olduğu
halde testisini doldurdu. Sonra yine hayalet gibi, adımları
duyulmayarak, süzülen bir yürüyüşle keçi yolunda kayboldu.
Deli Kurt büyülenmişti.
- Otur Deli Kurt !
Bunu Çakır söylüyordu. Bu kız kendi üzerinde de anlaşılmaz bir tesir
yapmıştı ama Murad'ın onun kaybolduğu yola öyle bir bakışı, öyle bir
kendinden geçişi vardı ki, uyarılmazsa daha uzun zaman taş gibi
duracağı belliydi.
Oturdu.
Üçü birden Satı Kadın'a baktılar. Anlattı :
- Böyle geceleri dolaşır. Gündüzleri pek gözükmez. Gözüktüğü zaman
da peçe takıp gezer.
- Neden ?
-Yüzünü göstermemek için.
- Bu kız deli mi ?
İhtiyar kadın gülümsedi.
-Keşke deli olsaydı oğul. Kimseye zararı dokunmazdı !
Çakır'la Evren de merakla dinliyorlardı ama Deli Kurt gibi can
kulağıyla değildi. Acaba zararı neydi ? Bunu Evren sordu :
- Kime ne fenalığı var ana ?
- Satı Kadın'ın sesi perde perde yükseldi.
- Onun kimseye kötülük ettiği yok. Ama o gözleri yok mu, gözleri
?..Onun içinden ağulu bir ışık çıkıyor, kime değerse onda hayır
bırakmıyor. Tanrı korusun ! Gözlerine bakmadınız ya ?
Deli kurt titredi. Kızın gözlerine bakmıştı. Daha doğrusu
bakamamış, gözleri kamaşmış, dünya alem gözüne karanlık gözükmüştü.
Fakat 'baktım' demedi ve Satı Kadın'a Çakır cevap verdi :
- O bize bakmıyordu ki... Gözlerini hep yere dikiyordu.
- Öyledir ; bakmaz. Gündüzleri de arada çıkarsa peçeli gezer. Ama
kazara bir bakarsa o adamın işi bitiktir...
- Ana ! Sen o kızın gözlerini gördün mü ?
Satı Kadın telaşlandı :
- Allah korusun oğul ! Görsem sağ kalır mıydım ?
Deli Kurt yeniden titredi ve Çakır yeniden sordu :
- Kime bakarsa çarptığını nerden biliyorsun ?
- Bilmez miyim ? Daha iki yıl önce Uzguroğlu Ahmed aklını oynatıp
öldü. Karası sancak beğinin oğlu kaybolalı da altı ay olmadı !
- Ana ! Her kaybolanın günahı Gökçen Kız'ın üstüne mi olacak ? Satı
Kadın heyecanlanmıştı :
- Ne söz anlamaz, ne sabırsız çocuklarsınız siz ! Bırakın da
bitireyim. Sancak beğinin oğlu, Gökçen Kız'ın güzelliğini işitmiş,
obaya geldi. Ne babayiğit, ne yakışıklı adamdı. Gözümle
gördüm, dağların yıkılacağı aklıma gelirdi de onun yıkılacağı
gelmezdi. Beğin oğlu, Gökçen'i peçeli yakalamış. Peçeni aç, yüzünü
göster demiş. Kız göstermemiş. Beğ oğlu, çekil git, başına bela gelir,
sana kötülük etmek istemem demiş. Gönül bu, ateş düşmeye görsün, kaza
bela dinler mi ? Yüzünü aç diye direndikçe direnmiş. Kız yine
açmamış. Bunun üzerine beğ oğlu zor kullanmaya kalkmış. Gökçen Kız
zora gelir mi ? Öteki Osmanlıysa bu da Türkmen...Hemen bıçağını
çekmiş. Vururum, demiş. Beğ oğlu adımını atınca bıçağını göğsüne
saplamış. Baba yiğit gençti dedim. Gülmüş. Gözlerin bıçağından daha
keskin değil ya, diyerek göğsüne saplanan bıçağı çekip yere attıktan
sonra bir atılmış. Gökçen Kızın peçesini söküp koparmış.
Koparmış ama kızın yüzüne bakmasıyla ah çekip yıkılması bir olmuş.
Yiğidi ayıltmak için çok uğraştılar. Ben de gördüm, bakışları bir
değiş-mişti. Atına binip gitti. Gidiş o gidiş, bir daha gören olmadı.
Sancak beği, oğlunu aratmak için her yana adamlar saldı. İzi bile
bulunmadı...
- Ne oldu ?
- Belli değil...
Hepsi garip tesir altındaydılar. Satı Kadın da sanki içini boşaltmak
istiyordu. Dikkat kesilmiş üç sipahiye bakarak anlatmakta devam etti
:
- Bu Gökçen Kız korkunç bir kızdır. Ondan kurt, kuş, yılan, çıyan
bile korkar. Obanın köpekleri onun yanına yanaşamaz. Kurtlar ondan
kaçar. İki arşınlık koca yılanı bir bakışı ile bayılttıktan sonra
eliyle boğduğunu ben şu gözlerimle gördüm.
Evren söze karıştı :
- Ana ! Sen de şu suna boylu, bülbül sesli kızı canavar yapıp
çıkardın !
Satı Kadın, oğluna çıkıştı :
-Sus , çapkın !... Keşke canavar olsa, başa çıkılırdı. Ama ne olduğu
belli değil. Kimi peri kızı diyor, kimi de insan kılığına girmiş cin
diyor...
Vakit gecikmişti. Fakat Gökçen Kız'ın meraklı hikayesi onları o
kadar sarmıştı ki, çadıra dönmek akıllarına bile gelmiyordu.
Çakır sordu :
- Ana !...Bu kız kimin nesi ?
- O da belli değil !...
- Ne diyorsun ana ?
Bu oba Bursa, yahut Edirne değil ki, içinde kimin nesi olduğu
bilinme-yen insanlar olsun. Topu topu dört beş yüz çadırlık bir
obanın içinde bu kadar tanınmış bir kız, k imin nesidir, bilinmez olur
mu ?
Kadın, akılsız çocuklara dersini bir türlü öğretemeyen bir hoca
edasıyla başını sallayarak yeniden anlatmaya başladı :
- Oğul ! Bu kız obaya geldiği zaman küçücük bir şeydi...
Çakır, anasının sözünü kesti :
- Demek bu kız dışarıdan geldi. Öyleyse Türkmen değil...
- Türkmenliğine Türkmen ama bizim obadan değil. Karaman'ın Varsak
oymağından ! On yıl önce bir gün babasıyla birlikte gelip obaya
sığındı ! Dolaşan sözlere göre babası, Karamanoğlu'nun adamlarından
birini öldürüp kaçmış, dağ, bayır yürürken de evdeşi yollarda ölmüş, o
da küçük kızını alında gelmiş. Konuk olduğu için obaya alındı. İyi
adamdı. Kendini sevdirdi. Bu kız o zaman küçücük olduğu halde tek
başına dağlarda koyun, davar beklerdi. Bir kurtla koyun kaptırdığını
da görmedik. Meğer daha o zamandan gözleriyle kurt ürkütürmüş ama
biz ne bilelim ? Kızın gözlerini de görmezdik. O kadar çok saçı
vardı ki, gözlerini örterdi. Zaten insan içine çıkmaz, dağlarda
gezerdi. Günün birinde Varsaklı adam bizim obadan bir kadınla
evlendi. Kız o zaman on, on iki yaşında vardı. Arkasından Gökçen
Kız'ın, yüzünde peçeyle dolaşmaya başladığını gördük. Meğer üvey
anası, onun gözlerini görünce korkmuş, peçe taktırmış. Çok uysal
kızdır. Kimseye, hele büyüklere hiç karşı gelmez. Gel zaman git zaman
Gökçen Kız'ın babası öldü. Ölümünden kırk gün sonra da bir oğlu
oldu. Dul karısı küçük çocukla sıkıntıya düşmesin diye Gökçen Kız o
günden beri çobanlık eder. Ne verirlerse alıp üvey anasına götürür.
Belinde bıçağı, elinde sopası vardır, ama onda o gözler varken bunları
almasa da olur. Sürüyü tek başına sürer. Çoban köpeği almaz. Zaten
köpekler ondan kaçar. Bir de güzel kaval çalar ki, değme çoban
çalamaz. Sürüsünü her zaman işte şu tepenin ardına götürür.
Satı Kadın eliyle batıdaki bir yassı tepeyi gösteriyordu. Çakır'la
Evren şöyle bir bakıp yine analarına döndüler. Deli Kurt'un gözleri
ise orda uzun zaman takılı kaldı.
Şimdiye kadar böyle meraklı, bu kadar çekici bir şey dinlememişti.
Kendilerini öyle bir kaptırmışlardı ki, durmadan sormak, derinleştir-mek, öğrenmek
istiyorlardı. Çakır :
- Peki ana, dedi. Sen bu kızın üvey anasıyla hiç konuşmadın mı ?
- Neyi ?
- Onun peri kızı yahut cin olup olmadığını.
- Peri kızı olduğunu söyleyen zaten üvey anası. İlk önce bir çadırda
yatmaktan korkmuştu ama şimdi alıştı.
- Başka ne diyor ?
- Çokluk bir şey söylediği yok. Yalnız bir gün peçesiz uyurken
görmüş de o zaman peri kızı olduğuna inanmış. O kadar güzelmiş. İlle
o gözleri yok mu ? İşte onlar bela... Kime bakarsan öldürüyor...
Çakır gülümsedi :
- Ana ! Bu sözlerinle içime iyice merak sardın, dedi. Şu kızın
gözlerini görmeden edemeyeceğim...
Bunu söyleyerek ayağa kalktı. Fakat daha bir adım atmadan fırlayan
Satı Kadın onu kolundan yakaladı :
- Otur çılgın diye bağırdı. Kanına mı susadın ?
- Yok be ana ! Pınar suyuna susadım. Su içeceğim, dedi.
Kadın, Çakır'ı bıraktı :
- Kıza gidiyorsun sandım !
- Kıza değil, çadıra gidip yatalım. Yatmadan önce iyice acıkıp
iştahlı bir yemek yemek için de pınarın suyundan içelim.
Tasını doldurup içti. Evren'e verdi. O da içti. Deli Kurt verilen
suyu almadı. Durgun bakışlarla pınara ve yassı tepeye baktı.
Çadıra döndüler. Vakit çok geçti. Çakır ve Evren birer çanak yoğurt
yemeden edemediler. Murad, yoğurtta yemedi.
Satı Kadın hepsine birer keçe verdi. Çadırın köşelerini paylaştılar.
Keçeleri hem yatak, hem yorgan olacaktı. Sarınıp yattılar.
Pınar başında Gökçen Kız'la karşılaşma Satı Kadın'ın sinirlerini
bozmuş olacak ki, yorgunluğa ve vaktin gecikmesine rağmen çabuk
uyuyamadı. Uyuduktan sonra da rahat edebildi mi belli değildi.
Yalnız ona, Çakır ve Evren rahat ve derin bir uykuya daldıkları
halde Deli Kurt bir türlü uyuyamadı ve sabaha kadar rahatsız bir
yatış içinde sağdan sola, soldan sağa döndü gibi geldi...