DELİ KURT

 
 

 

 

14

14. Bölüm

OBA BEĞİ'NİN OĞLU


Deli Kurt bundan sonrasını hatırlamıyor, akşam olurken Satı Kadın'ın çadırına nasıl döndüğünü bilmiyordu. Çadır önünde Çakır'ın :
- Neredeydin be Deli Kurt ? Kırklara mı karıştın ?  demesiyle kendisine gelmişti. Yalnız hayal meyal hatırladığı bir şey vardı. Gökçen'den ayrılıp Yassı Tepe'den uzaklaşırken birisi kendisini dik dik süzmüştü. Bu bir atlıydı. Hem de... Evet,  bu atlı,  oba beğinin oğluydu.
Bir şey söyleyip söylemediğinin farkında değildi. Yalnız kendisine baktı-ğını hatırlıyordu. Bu bakışlar dostça değildi.
Neden bakmıştı ? Bunu da düşünemiyordu.


Evren gülerek bir şeyler söylemişti. Satı Kadın ise susmuş, fakat kaygılı gözlerle Deli Kurt'a derin derin bakmıştı. Tecrübeli ana yüreği kötü bir şeyler sezinlemişti.


O akşam yemeklerini çadırda yiyeceklerdi. Pınardan Satı Kadın'ın gözü yılmıştı. Üç sipahi, ertesi günü erkenden yola çıkacakları için de uzağa gitmemeleri, erken yatmaları gerekti.
Onlara yine güzel yemekler hazırlamıştı. Pınar suyu yerine de Türkmen ayranı vardı. Çakır'la Evren'in keyifleri yerindeydi. Konuşan otlar, susan ötekilerdi.


Yemeğin ortasına doğru Evren :
- Ana ! dedi. Bu gece de bana yemek yetiştiremeyeceksin !
- Neden ?
- Nedeni var mı ? Deli Kurt'u aramak için az mı sürttüm ?
Anası, konuşmasının bu konuya gelmesini istemiyordu. Sözü kapatmaya çalıştı. Kapattığını da sandı. Fakat biraz sonra Evren'in damdan düşer gibi :
- Gökçen Kız'ın üvey anasına da uğradım, demesiyle içinde derin bir sıkıntı duydu ve o zamana kadar gayet durgun ve sessiz yemeğini yiyen Deli Kurt'un birden canlandığı, hatta yüzünün kızardığı da gözünden kaçmadı. Oğluna 'Başka şey konuş' diyecekti. Demeye vakit kalmadan Çakır'ın sesi duyuldu :
- Uğradığına göre, Gökçen Kız hakkında bir şeyler öğrenseydin...
- Öğrendim...
Deli Kurt zorla gizleyebildiği bir heyecan geçirdi ve Çakır :
- Bölük başı olacak adamsın Evren, diyerek onu övdü.
Bu akşam Evren de konuşmaya istekli görünüyordu. Anlatmaya başladı :
- Gökçen'in bir taşı varmış. İstediği zaman onunla yağmur yağdırırmış !
Çakır,  gün görmüş kişiydi. Kolay Kolay inanmazdı. Sordu :
- Bu kız obaya küçücükken gelmiş. Taşla yağmur yağdırmayı kimden öğrenmiş ?


Evren cevap verdi :
- Bunu ben de sordum. Gökçen'in babası ölmeden önce bir gece gizlice çadırlarına bir kadın gelmiş. Bu kadın Gökçen'in teyzesiymiş. Bir kaç gün çadırda kalmış. Kimseye görünmek istememiş. Yalnız Gökçen'le konuşmuş. Ona gizli bilgiler öğretmiş. Yağmur yağdıran taşı da vermiş. Sonra yine bir gece çıkıp gitmiş. O kadının da gözleri Gökçen'in gözleri gibiymiş. Çadırda onlarla konuşurken yüzüne peçe örtermiş.
Evren, bunları erik pestili ezmesi içerek anlatıyor. Çakır un tatlısı yiyerek dinliyordu. Satı Kadın'ın gözleri Deli Kurt'ta, onunkiler Evren'de idi. Uzun zamandır içmeden, içmeyi akıl etmeden elinde tuttuğu ayran tasıyla, anlatılanları dinliyordu.


Erik şerbetini bitiren Evren, sözüne devam etti :
- Gökçen'in soyuna kendi memleketinde Tümenoğlu derlermiş. Üvey anası bir şey daha söyledi. Kocasını o konuk kadın, yani Gökçen'in teyzesi öldürmüş. Konukluğunun son iki gününde Gökçen'in teyzesiyle babası hep tartışıp konuşmuşlar. Kadın, bir gün, dışardan çadıra girerken kocasının olmaz, gelemem diye söylendiğini, arkasından da bana öyle bakma diye bağırdığını duymuş. Çadıra girdiği zaman kocası eliyle gözlerini kapayarak yerde yatıyormuş. Bu hastalıktan kurtulama-mış. Bir kaç gün sonra ölmüş...

Deli Kurt elindeki ayran tasını yere bıraktı. Satı Kadın, her söylenen sözle onun biraz daha harap olduğunun farkındaydı. Artık Gökçen Kız bahsini kapamalıydı :
- Artık Gökçen masalını kapat Evren, dedi. Yarın döneceksiniz. Daha konuşacağımız çok şey var.
Evren gülümsedi.
- Bir şey daha kaldı. Onu da söyleyip kapatıyorum. Kadıncağız çok üzgün. Hem geçimlerini sağladığı için Gökçen'i seviyor, hem de ondan korkuyor. Obanın başında felaket dolaşıyor diyor.
Bu sefer Satı Kadın meraklanmıştı :
- Neymiş o felaket ? diye sordu.
Evren, ayran içiyordu. Bir tas ayranı içinceye kadar geçen zaman,  Satı Kadın'a pek uzun göründü. Sorusunu tekrarladı :
- Söylesene,  neymiş ?
- Bir erkek ,  Gökçen Kız'a gönül vermiş !
Satı Kadın : 'Bundan obaya ne ? ' diye soracaktı. Soramadan,  o zamana kadar tek söz söylemeden yalnız dinleyen Deli Kurt'un tok ve hatta öfkeli sesi duyuldu :
- Bu erkek kimmiş ?
Evren, umursamaz bir bakışla cevap verdi :
- Oba beğinin oğlu...
Deli Kurt, bundan sonra konuşulanları anlamadı.

İkinci gecedir ki Deli Kurt,  uyumadan düşünüyor ve içine acı bir ağunun aktığını duyuyordu. Yarın sabah tımarlarına dönmek üzere yola çıkacaklardı. Köyde evdeşi Melek ve kızı Zeynep vardı. Onlara kavuşa-caktı. Burada da Gökçen vardı. Ondan ayrılacaktı.

Bunun için mi sıkılıyor, uykusu kaçıyordu ? 'Gökçen senin neyin ' diye kendi kendine sordu. Hiç...Yabancı bir kız, bir çoban kızı...Bu bunalma Gökçen için olamazdı. Deli Kurt gönlünün içinden fışkıran ateşi söndür-meye çalışarak bir sebep bulmaya uğraşıyordu. Acaba kızın gözlerini görmeden döneceği için mi üzgündü ? Gözlerinin önünden hep Yassı Tepe geçiyordu. Yeşillikle koyunlar...Tadına doyum olmayan o kaval sesi...Sonra Gökçen'in sorusu : 'Neden geç kaldın ?'


Deli Kurt bu anı düşününce kızın sesini yeniden ve aynı güzellikle duydu ve dayanılmaz bir ıstırapla kıvranarak keçeden yatağında doğruldu. Bu acıya dayanabilir miyim diye aklından geçen soruya cevap vermeden birden bire gönlünün içinde bir ışığın bütün benliğini doldurduğunu sezdi. Anlamıştı. Artık kendisinden de saklayamayacaktı.
Gökçen'e gönül vermişti.

Bir an,  tam bir iç rahatlığı ile gözlerini çadırın içinde gezdirdi. Satı Ana ve ötekiler derin bir uykuda idiler. Yine o anda,  biraz önceki gönül rahatlığının yerini kemirici bir iç acısı aldı. Yarın bu sevdiği kızdan ayrılacaktı. Bir daha onu görmek nasip olur muydu ? Ne yapabilirdi ?
Ne yapacağını bilmeden yine çadırdan çıktı. Bu gece gökte bulutlar koşuyor ve ayı örtüyordu. Oba karanlıktaydı. Ara sıra ay bulutlardan kurtuldukça ortalık ışıyor, sonra yeniden karanlığa boğuluyordu.
Birden aklına geldi.


Masaldaki Gökçen'i, Yürük kızı Gökçen'i anlatırlarken, sevdalılar o pınarın başında dua eder demişlerdi. İşte duanın sırasıydı. Dua, kendi-sinden çok kime yaraşırdı ki... Seviyordu. Evli olduğu halde seviyordu. Sevgilisinin gözlerinden ölüm ışıkları saçıldığı,  bir bakışta insanı öldür-düğü halde seviyordu.

Dua etmeliydi. Belki derdine derman olurdu.


Pınara doğru yürümeye başladı. Ferahlamış,  şifasını bulan hastaya benzemişti. Serin rüzgar yüzüne çarpa çarpa, her adımda biraz daha canlana canlana yürüyordu. Gönlü umutlarla dolarak pınara vardı. Eğildi, içti. Alnını ıslattı. Sonra, bir gece önce Satı Kadın ve sipahilerle yemek yediği kayanın önüne gelerek bağdaş kurdu. Ellerini açtı. Yüzünü hafifçe göğe çevirerek duaya başladı.

Ne kadar dua etti. Neler söyledi. Farkında değildi. Duasını bitirip ellerini yüzüne sürerken, aksi taraftan gelen ayak sesini duyarak dikkat kesildi. Gökçen Kız'ın geldiği yoldan bir karaltı yaklaşıyordu. Deli Kurt titredi.


Karaltı pınara kadar geldi. Eğilip su içti. Ayağa kalkarak durdu. Ay bulutların arkasında olduğu için kim olduğu seçilmiyor, bir gölge halinde görülüyordu, kayanın dibinde olan Deli Kurt'u görmesine imkan yoktu.


Karaltının ellerini göğe kaldırdığı görüldü. Dua ediyordu. Deli Kurt'un yüreği hızla çarpmaya başladı. Kimdi ? Acaba Gökçen miydi ?
Olamazdı. Gökçen dua eder miydi ? Ama neden etmeyecekti ? Hayır ,  hayır etmezdi. Yürüğün kızı Gökçen adıyla anılan ve Gökçen Pınarı denilen bu pınarda ancak sevdalılar ve umutsuzlar dua ederdi. Gökçen sevdalı değil ki...


Deli Kurt, oturmuş olduğu kaya dibinden keskin bakışlarla bakarak bu gölgenin kim olduğunu seçmeye uğraşıyordu. Aksi gibi de ay hiç görünmüyor, bir bir ardınca koşan bulutlar onu hep arkada bırakarak yeryüzüne bir ışık salkımının inmesine engel oluyordu.

Dua eden hala ordaydı. Biraz önce yürüyerek geldiğini görmese, Deli Kurt bunu bir kaya parçası sanabilirdi. O kadar sessiz ve kıpırdamadan duruyordu.


Zamanın uzaması ve koyu karanlığın, pınar başında dua edenin erkek mi, kadın mı olduğunu dahi seçtirmeyişi yavaş yavaş merakını kamçılamaya başlıyordu.


Birden bire, hiç ummadığı bir anda ay, bulutlardan sıyrıldı ve çok kısa bir iki an ışıklarını indirmesi,  Deli Kurt'un dua edeni görmesine yetti. Ay ışığı kendisine çarptığı anda bile taş gibi duruşunu değiştirmeyerek pınara bakan ve dua etmekte devam eden bu gölge,  oba beğinin oğluydu.


Aynı anda Deli Kurt'un beyninin içinde de karanlık bir yer aydınlandı ve bir gün önce Yassı Tepe'nin ardından dönerken beğ oğlunun kendisine niçin düşman bakışlarla baktığını anladı. İki erkek aynı kızı seviyorlardı.


Deli Kurt bundan gocunmuştu. Bir sevgide kendisine bir ortak çıkması, gizli kalması gereken bir işin açığa vurulması gibi geliyordu. Bir de şu vardı ki, beğ oğlu bu kadar uzun ,  bitip tükenmeyen bir duaya dalma-sıyla sevgisinin korkunçluğunu da ortaya koymuş oluyordu.

Deli Kurt kendisinin gönül yanıklığından daha üstününü kabul edemezdi. Birden deliliği tutarak ayağa fırladı. Oba beğinin oğlu ile hesaplaşmak için pınara doğru yürüdü.


Fakat o gitmişti. Yeniden dökülen ay ışığı altında onun geldiği yola, sağa, sola, öne, arkaya baktı. Yoktu.

Ağır adımlarla çadıra doğru yürümeye başladı. Rüzgar artmıştı. Fakat onun yanan yüzünü serinlettiği için hoşuna gidiyordu. Hoş bir tarafı daha vardı. Batıdan, Yassı Tepe'den geliyordu.


Çadıra girerken bir ses duyar gibi olarak titredi. Bu bir kaval sesiydi. Fakat o kadar uzaktan geliyordu ki, gerçekten bir kaval sesi midir, yoksa onu gönlünün içinde mi duyuyor, belli değildi. Onu her halde batı rüzgarları oraya kadar getiriyordu.
Deli Kurt yeniden büyülenmişti. Gözlerini Yassı Tepe'ye dikmiş, bir hayale bakar gibi bakıyordu. Yine içinden bir dürtüş başlamıştı. Çare yok gidecekti. Gökçen Kız gece yarısında da orada olduktan sonra ...


Tam yürümeye başlarken bir ses :
- Uykun mu kaçtı Deli Kurt ? diye hafifçe fısıldadı. Deli Kurt hızla döndü. Bunu söyleyen Satı Kadın'dı.
Buna kuru bir 'Evet'le cevap verdi.
- Gel sana taze ayran vereyim. İçini serinletip uykunu getirir.
Satı Kadın, tehlikeyi sezerek uyanmış, çadırın dışına çıkıp baktığı zaman da Yassı Tepe'den gelen kaval sesini duymuştu. Obada, geceleyin o kavalı periler çalar, onun sesine giden bir daha dönmez diye bir inanç vardı. Gökçen'in kaval çaldığını herkes bildiği halde, geceleri çalınan kavalın perilerin işi olduğuna inanılırdı. Satı Kadın da buna az çok inanmıştı. Çadırın dışında ayak sesleri duyduğu zaman Deli Kurt'un döndüğünü anlamış, fakat içeriye girmeyince merak edip yeniden çıkmıştı. Bu çıkış tam zamanında yapılmış,  Deli Kurt'un kaval sesine doğru gittiğini anlayarak seslenmişti.


Ona,  davganaya koyarak çadırın dışına bıraktığı ayrandan iri bir tas doldurup uzattı. Bu davganalar suyu, yahut ayranı o kadar soğuk tutardı ki, davganası olup ta yazın ondan bir tas içen kişi bahtiyar olurdu.


Deli Kurt, soğuk ayranı büyük bir iştahla içti. Bir daha istedi. Onu da içtikten sonra sinirlerinde bir rahatlık duydu ve sabaha pek az kala girdiği yatağında derin bir uykuya daldı.


Uyku derin, fakat rahat değildi. Düşünde hep dağ aralarından geçiyor, tepelerden sıra sıra atlıların kendisine baktığını görüyordu. Bu atlıların hepsi oba beğinin oğlu idi.


Sabahleyin erkenden kalkıp analarıyla vedalaştıktan sonra, doğuya doğru at sürerken başlangıçta yavaş gittiler. Nal sesleriyle gürültü yaparak daha uyumakta olan Türkmenleri uyandırmak istememişlerdi. Obadan epey uzaklaştıktan sonra dört nala kaldırdılar. Ortalık epey aydınlanmıştı. Bu sırada gözleri soldaki tepeye takılan Deli Kurt, oradan kendilerine bakan bir atlı gördü. Bu, tıpkı düşünde gördüğü gibi oba beğinin oğlu idi.

15. Bölüm