DELİ KURT

 
 

 

 

27

27. Bölüm

VARNA MEYDAN SAVAŞI


İkinci Murad Beğ günlerdir yolda idi. Her gün yeni katılanlarla büyüyen ordusunu Bursa'dan Gemlik'e getirmiş, oradan Kocaeli yarımadasına girerek Anadolu hisarı önüne gelmişti. Haçlıların donanması Murad Beğ'in ordusunu Çanakkale Boğazı'nda beklerken, Murad Beğ onları aldatmış, Anadolu'nun sarp ve gizli yollarından yürüttüğü çerisini İstanbul Boğazı'na getirmişti. Daha yolda iken Cenevizlilerle anlaşmış-tı.

Onlar da Hıristiyandı ama Tanrıları akça idi. Akçayı alınca gözleri döner, Hıristiyanlığı falan düşünmezlerdi. Hıristiyan ordusunu yok etmeye gelen şu Türk ordusunu sırf alacakları oranın hatırı için Rumeli kıyısına geçireceklerdi.


Pazarlık yapılmıştı. Cenevizler her Türk askerini bir altına geçirecekler-di. Murad Beğ hazinesini dökmekten çekinmedi. Kırk bin altını vererek kırk bin askerini karşıya geçirdi.


Edirne'ye doğru hızlı bir yürüyüş başladı. Bütün Rumeli çerisi Edirne'de padişahı bekliyordu. Murad Beğ, burada beğleri ve kumandanları ile kısa bir görüşme yapıp kuvvetli bir birliği Edirne'de bıraktıktan sonra 50 bin kişiyle Filibe'ye doğru yürüdü.


Ordu, kesin buyruk almıştı. Büyük bir sessizlik içinde yürünecek, sağa sola taşmalar olmayacaktı. Gece yürüyüşleri yapıyorlar, Hıristiyan ahali ile rastlaşmamaya dikkat ediyorlardı.


Güz başlamıştı. Fakat havalar çok güzel, çok düzende gidiyordu. Sözün kısası tam yürüyüş mevsimi ve savaş havasıydı. Deli Kurt'un bölüğün-deki sipahiler hep yeni ve genç erlerdi. En yaşlısı yirmi beşinde bulunuyordu. Deli Kurt kırk bir yaşı ile kendisini bunların arasında koca-mış olarak görüyordu.


Zorlu düşmana gidiyorlardı ama bu savaşta kendisine ölüm yoktu. Gökçen 'Döneceksin' demişti. Gökçen yanılmazdı. Ah Gökçen... Gök-çen... Adını anarken bir tuhaf oluyordu. O, insan değildi ki...Peri kızı idi. Peri kızından da üstün bir şeydi. Deli Kurt, Gökçen'le dolu olduğu halde ordu ile Şıpka Geçidi'ni geçti. Gökçen'le dolu olduğu halde Tırnova'yı aştı. Gökçen'le dolu olduğu halde Niğbolu'ya vardı.


Buraya ikinci gelişiydi. Gökçen'in sesini çok uzaklardan Macar tutsaklığından kaçtığı zaman burada Türk toprağına basmıştı. Şimdi aynı yerde, dedesi Yıldırım Bayazıd Beğ'in Haçlı ordularını basıp darmadağın ettiği yerdeydi. Macarlar ve yandaşları Niğbolu'dan beş gün önce geçmişlerdi. Murad Beğ hızla arkalarına düştü. Onların yürüdüğünün iki misli yol alıyordu. Razgard ve Şumnu üzerinden aştı-lar.


9 Kasım 1944 akşamı Murad Beğ ordusu Varna önüne geldi. Düşman, birkaç saat önce gelmiş ve dört bin adım uzakta Türk karargahının kurulduğunu görünce dehşete düşmüştü.


Onlar Murad Beğ'i daha hala Anadolu'da sanıyorlardı.
Deli Kurt, o gece Karası Sancağı sipahilerini dolaşarak padişahın ertesi günkü savaş için olan buyruklarını bildirdi. Ordugahta çıt çıkmıyordu. Atlar bile kişnemiyordu. Nöbetçilerden başka herkes bir yere çökmüş, kimi uyukluyor, kimi göğe bakıyor, kimisi de okuyordu.
Deli Kurt da okuyanlar arasında idi. İsli bir çıranın ışığı altında Yasin okuyordu.
Düşman ordugahı ise ışıklar arasında idi ve gürültüler geliyordu. Ertesi günü burada bir hesaplaşma olacaktı.

Gece bitti, Güneş doğdu. İki ordu, ters cephe ile vuruşacaktı. Çünkü Türkler, daha sonra gelmişler ve düşmanın kuzeyinde yer tutmuşlardı. O halde savaşta Türklerin yüzü güneye dönük olacaktı.


Murad Beğ'in buyruğu ile daha bir kaç ay önce on yıl için yapılmış olan andlaşma bir kargının ucuna geçirilerek Türk karargahının önüne asılmıştı. Türk ordusunun sağ kanadına Turahan Beğ kumanda ediyor-du. Bunun buyruğunda Rumeli sipahileri vardı. Sol kanadına Karaca Paşa kumanda ediyordu. Bunun buyruğunda da Anadolu sipahileriyle akıncılar ve azaplar bulunuyordu. Akıncılarla azaplar sol kanadın sol ucunda idiler. Başbuğ olan İkinci Murad Beğ ise kapıkulu askeriyle geride duruyordu.


Savaş, Murad Beğ'in buyruğu ile başladı. Azaplarla akıncılar düşmanın sağ kanadına, onu çevirecek şekilde yaklaştılar. Azaplar düşmanı ok yağmuruna tuttuktan sonra akıncılar hızla ileri atıldı. O zaman sol kanadın kumandanı olan Karaca Paşa, buyruğundaki bütün Anadolu sipahilerini taaruza kaldırdı.


Deli Kurt, bölüğüne saldırış buyruğunu vermişti. Kısa bir zamanda düşmanla göğüs göğüse geldiler. Kendisi ve bütün Anadolu sipahileri zorlu Macarlarla karşılaşacaklarını sandıkları halde önlerinde Hırvatları bulmuşlardı. Hırvatlar, Macarlardan daha iri ve boylu idiler, ama onlar gibi sert asker değildiler...


Deli Kurt, bölüğü ile birlikte Hırvatların içine daldı. Yaman dalmışlardı. Kılıcı kalkıp iniyor, her inişte bir Hırvat'ı yere indiriyordu. Bölüğü de öyle idi. O genç çeriler de büyük bir istekle vuruşuyorlar, iri Hırvatları dağıtıp şaşkına çeviriyorlardı. Kendisini bir aralık bir tümsekte bulan Deli Kurt, sağ kanada çabuk bir bakış fırlattı. Rumeli sipahileri de düşmanla kılıç kılıca idiler. Yer gök kılıç şakırtısından ve savaş haykırışından inliyordu.


Hırvatları bataklığa doğru sürüyorlardı. Onlar da kendilerini bekleyen sonucu anlamış, yedekteki bütün kuvvetlerini toplayarak dayanmaya çabalıyorlardı. Boşuna çabaladılar. Kısa bir zaman sonra canlı Hırvat kalmamıştı.


İşte o zaman Anadolu tımarlarının özlediği iş oldu. Yanko Hunyad zırhlı Macarların ardına Boşnakları da takarak Karaca Paşa'nın Sipahilerine yandan saldırdı. Bu saldırış gerçekten yaman ve korkunç bir saldırıştı. Çünkü hem yandan yapılıyor hem Macarlar tarafından yapılıyor, hem de bunu Ynako Hunyad idare ediyordu.


Deli Kurt ve bölükdaşları toplu bir halde idiler. Sancak beğinin de yanında bulunuyorlardı. Kıyasıya bir vuruşma oluyordu. Bu, biraz önceki yalnız Hırvatları kırmakla geçen savaşa benzemiyordu. Bir yandan Macarları deviriyorlar bir yandan da kendileri düşüyorlardı. Sancak beğinin, gerideki Yeniçerilerin soluna doğru çekilme buyruğunu verdiğini işittiler. Deli Kurt çekilmelerden hoşlanmazdı. Yarısı şehit olmuş bulunan bölüğünü kendi çevresinde toplamıştı. Yüzleri Macara dönük olduğu halde çekilecekler, düşmana sırt göstermeyeceklerdi.


Fakat zırhlı Macarların saldırışı, safları parçalayacak bir şekilde yapılıyor, bunu önlemek için yalnız bölükbaşılar değil alay beğleri, sancak beğleri bile ön safhada vuruşuyorlardı. Çok geçmeden Anadolu Beğlerbeği Karaca Paşa da Macarlarla yüz yüze geldi. Macarlar onu sancağından ve kılıcından tanımışlardı. Üstüne doğru geliyorlardı. Deli Kurt, beğler beğinin yanındaki çerilerin birer birer düştüğünü gördü. Gözleri bir anda kendi sipahilerinden ikisini görerek bağırdı :

- Bre Dursun !.. Bre Mustafa !... Beğlerbeğini yalnız bırakmayalım ! ?
Karaca Paşa'ya doğru at sürdüler. Deli Kurt, ilk vuruşunu yaptı. Tam bir sipahi vuruşuydu. Zırhlı olduğu halde Macar atlısı devrildi. Arkasından bir vuruş daha yapıp bir Macarın kılıcını düşürdü. Üçüncü vuruşunu yandan bir Macar atının ard ayağına yaptı. Dördüncü vuruş kendisine savrulan bir kılıcı çeldi. Bu Macarla at üstünde kılıçlaştılar. Dursun'un bir dürtüşü onu da devirdi. Fakat bu sırada arkadan yeni gelen Macar atlılarının çarpışı Deli Kurt'u iki sipahisinden ayrıldı ve o bir kaç düşmanla sarılmış olduğu halde dövüşen, kendini korumaya çalışan Karaca Paşa ile yalnız kaldı. Paşa haykırdı :

- Davran bre bölükbaşı !...
Karaca Paşa'ya bir kaç kılıç değmişti. Zırhları kendisini kurtarıyordu. Deli Kurt, atını şahlandırıp yükselterek, paşayı sarmış olan Macarlardan birine tepeden inme bir kılıç savurdu. Devirdi de... Fakat başka bir Macarın kılıcı da paşayı tulgasız bıraktı. Şimdi o, düşmanları için daha kolay bir vadı. Buna rağmen paşanın yanına gelebildi.


Anadolu tımarlıları vuruşa vuruşa ve kırıla kırıla, yeniçerilerin soluna doğru çekiliyordu. Fakat Beğlerbeği Karaca Paşa ile Bölükbaşı Deli Kurt, çekilen sipahilerin yerini bir deniz gibi bürüyen Macar dalgaları ortasında küçük kız ada gibi kalmışlardı. Umutsuzca çarpışıyorlardı.
Bu ana baba gününde Deli Kurt, kendisi için ölümü aklına bile getirmiyordu. Çünkü Gökçen öyle söylemişti. Gökçen yanılmazdı. Bütün kaygısı beğlerbeğini kurtarmaktı. Karaca Paşa, uzun kargısı ile dürtüşler yapıyor, Macarları yaklaştırmamaya uğraşıyordu. Gerileyen Türk saflarıyla aralarından yirmi adım ya var, ya yoktu. Bunu bir aşabilseler... Fakat Macar bırakmıyor, saldırış üstüne saldırış yapıyordu.


Deli Kurt, tulgası düşmüş olduğu için sol eliyle kalkanını kullanarakbaşını koruyordu. Üst üste savrulan kılıçları tutmak için kalkanını kaldırıyor, fakat o zaman, kısa bir an için olsa da önünü göremiyor, atını kendi haline bırakıyordu. Yine, başını korumak için kalkanı ile siper aldığı bir sırada atının tökezlediğini hissetti, hemen arkasından da kendisini yerde buldu. Sıçrayarak fırlarken, kılıcını savurdu ve üstüne gelmekte olan Macarın atını sinirledi. Ödeşmişlerdi. Fakat aynı anda Karaca Paşa'nın da atı yıkılmış, beğlerbeği yere kapaklanmıştı.


Deli Kurt, birkaç Macarın birden Karaca Paşa'ya kılıç üşürüdklerini görerek seğirtti, kılıcını savurup kendine yol açarak yanına vardı. Ölüm dirim anı idi. Beğlerbeği kalkmak için davrandı. Fakat başına yediği bir kılıçla yine kapaklandı. Deli Kurt, vuran Macarı görmüştü. Eğilerek kılıcını at ayağı hizasında savurdu ve Macarın atı devrilirken sol elindeki kalkanını atarak Karaca Paşa'yı omuzundan kavrayıp kaldırdı. Beğlerbeği kanlar içindeydi. Kargısını sımsıkı tutuyordu. En yakın Macar'a sert bir dürtüş yapmaktan geri kalmadı. Çevrildikleri zaman bütün çerilerin yaptıkları gibi Deli Kurt da Karaca Paşa ile sırt sırta vermişti. İyice yorulmuş kolu ile kılıç savurarak kimseyi yaklaştımamaya uğraşıyordu. Birden beğlerbeğinin sesini duydu :
- Benim işim bitti bölükbaşı... Kendini kurtarmaya bak !...

Deli Kurt, o can pazarı kargaşalığında kısacık bir an için başını geriye çevirecek zaman bulmuş ve alnına kılıç yiyen Karaca Paşa'nın sırtüstü yere düştüğünü görmüştü. Koca beğlerbeği son dakikasında kargısını bir düşman atının karnına sançıyordu. Bir Macar kargısının da örme zırhını delerek paşanın göğsüne saplandığını gördü. Arkasından beğlerbeğinin 'Allaaah' diyen sesini işitti. Karaca Paşa şehit olmuştu.
O zaman Deli Kurt, artık yapılacak başka bir iş kalmadığı için Türk saflarına katılmak üzere yalın kılıç ileri atıldı. Deliliği tutmuş olduğu için Macarlar onu durduramıyorlardı. Tulgasız ve kalkansız olduğu halde öyle vuruşlar yapıyordu kş, bir adamı biçiyor, yahut bir atı yarıya kadar biçerek yere seniyordu. Yüzü kan içinde, giyimleri parça parça idi. Fakat düşmandan sıyrılmış ve Sipahi saflarına katılmıştı. Anadolu sipa-hileri büyük kayıp verdikleri halde düzgün bir çekilişle yeniçerilerin soluna gelmişler ve saf bağlamayı başarmışlar, fakat beğlerbeğini şehit vermişlerdi.


Bu düzgün safları görünce Macarlar durdular ve kendilerine bir çeki düzen vermek için gerilediler. Deli Kurt, sağına baktı. Rumeli sipahileri de yeniçerilerin sağına doğru çekiliyordu.

Murad Beğ, planının ilk kısmını başarı ile tatbik etmişti. Hem Hırvatları yok etmiş, hem de başlangıçta taaruza kaldırdığı sağ ve sol kanatları hareket noktalarından daha geriye çekmekte düşmana savaşın ilk çarpışmasını kazandığı fikrini vermişti.

İkinci Murad Beğ, bir savaş kurdu idi. Evvelce kendisini yenmiş olan Yanko Kunyad'ın nasıl bir kumandan olduğunu biliyor, Macarların askerliğini iyi tanıyordu. Bu ilk çatışmada düşman daha çok kayıp vererek sayı üstünlüğünü kaçırmış, buna karşılık biraz ilerlemişti. Fakat şu da vardı ki, o bütün kuvvetini savaşa sokmuş olduğu halde kendisini kapı kulu askerleri daha çarpışmaya katılmamışlardı.

Yanko burada aldandı. Püskürtüp geriye attığı sipahilerle azap ve akıncıları yenilmiş ve ezilmiş sanarak ortadaki Kapıkulu askerine yüklendi.

Deli Kurt, yeniçerilerle kapıkulu sipahilerinin düşmana ok serptikten sonra geri çekildiklerini gördü. Murad Beğ yine kaz kanadı denilen Türk oyununu yapıyordu. Düşman, çekilen ortadan ilerleyecek, böylece sağ ve sol kanatlar onun gerisinde kalacak, bu sırada ilerleyecek olan sağ ve sol kanatlar düşmanı çember içine almış olacaktı. Macarlar, yeniçe-rileri sürerek Türk karargahına doğru ilerlerken, sağ ve sol kanatlardan hücum boruları öttü ve düşmanın bitmiş sandığı sipahilerle azaplar ve akıncılar düşman ordusunu kuşatacak şekilde ileri atıldı.

Akşam oluyordu. Macar ordusu çevrilmişti. Fakat Macar atlıları da Murad Beğ'in karargahının önüne kadar gelmişti. Bu gelenlerin başında Macar kralı bulunuyor, askerleriyle birlikte Murad Beğ'e doğru saldırı-yordu. Savaşın en korkunç boğuşması burada yapılıyordu. Artık tımarlı, akıncı, azap, yeniçeri birbirine karışmış, son güçleriyle savaşı bitirmeye uğraşıyorlardı. Deli Kurt, uzun zamandır birkaç azapla birlikte padişahın on adım ilerisinde düşmanla vuruşuyorlardı. Yanında bir iki yeniçeri ile Sekbanbaşı Yazıcı Doğan vardı. Kimi atlı, kimi yaya olan Macarlarla çala kılıç savaşıyorlardı. Kılıçlar çentiliyor kalkanlar parçalanıyor, tulgalar kırılıyor ve savaşçıların soluması bütün sesleri bastırıyordu.


Macar kralı, yanında birkaç beğ olduğu halde padişaha doğru ilerliyor,  askerleri onları durdurmak için canlarını düşlerine takıyorlardı. Macar zırhlıları adım adım padişaha yaklaşıyordu. Murad Beğ bunu görüyor, kılıcını çekmiş olduğu halde soğuk kanlılıkla yerinde duruyor ve her taraftaki durumu görerek ona göre buyruklarını veriyordu. Yanında Azap Beğ vardı. Birden zırhlı bir Macarın, iki eliyle kaldırdığı büyük kılıcını korkunç bir indirişle indirdiği görüldü. Sekbanbaşı Yazıcı Doğan bu kılıçla yere serilmiş, Deli Kurt da kılıcını, karnına doğru Macarın atına batırmıştı. Fakat arkadan Macar kralı Ladislas geliyordu. Kılıcını Deli Kurt'un başına doğru savurdu. Eğer o sırada bir azap eri vuruşu çelmeseydi, Deli Kurt sağ kalmayacaktı. Rüstem adındaki bu azap, kralın hücumunu savdıktan sonra atının ayaklarına doğru bir savuruş yaptı. At kapaklanmış, kral yere düşmüştü. Deli Kurt, ayağa kalkan kralla karşı karşıay idi. O sırada herkes bir başkasıyla uğraşmakta olduğundan, bu ikisinden birine yardıma gelen kimse yoktu. İki savaşçı kılıçlarını çarpıştırdılar. Sonra havada hızla dönen kılıçlar görüldü ve ötekilerine benzemeyen bir ses işitildi. Kral devrilmiş, Deli Kurtta alnından aldığı bir çizikle sersemlemişti.


Murad Beğ, yüzü gözü kan içinde olmasına rağmen adaşını tanımıştı. Gür bir sesle bağırdı :
- Bre Murad ! Vuruştuğun yetişir. Artık savaşı kazandık. Buraya gel !...
Deli Kurt, padişahın sesini işitince kendine gelmiş ve Murad Beğ'e doğru yürümüştü. Kılıcını sol eline aldı. Sağ eliyle bağrına basıp baş eğerek Padişahı selamladı. Padişah gülümseyerek eliyle bir şey gösteriyor ve :
- Artık düşman dayanamaz, diyordu. Deli Kurt, Murad Beğ'in gösterdiği yere baktı. Koca Hızır adında yaşlı bir yeniçeri, kralın başını keserek kargıya takmış ve havaya kaldırmıştı.
Gün batarken Macar ordusu yok edilmişti. Yanko bir kaç bin Ulah'la birlikte kaçıyordu.

Gece savaş alanında geçirildi. Deli Kurt, Gökçen'in verdiği emi yaralarına sürdükten sonra kalanını da bölükdaşları için kullandı. Yarası olmayan yok gibiydi. Sonra bulunduğu yerde derin bir uykuya daldı. O kadar yorgundu ki ne yaralarının acısı, ne gecenin soğuğu bu uykuya engel olamadı.

28. Bölüm