|
Yeni Üye
Üyelik Tarihi: 14.12.2005
İletiler: 33
|
Atatürk'ün Çimentosu
Yazı Mine Kırıkkanat'ın 14.12.2005 tarihli Vatan gazetesindeki yazısından alıntıdır.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'nin çimentosu dindir," diye konuştu. Memleket mülkünün depreme niye dayanıklı olmadığı da böylece açıklığa kavuştu!
Bir ülkenin mimarisi, sınırları coğrafyadan silinip varlığı tarihe karıştığında, uygarlığından geleceğe kalan son kanıttır. Ülkenin imar kalitesi, devlet yapısının niteliğini ve niceliğini de gösterir.
Eski Roma'nın gücünü, imparatorluk çöktükten iki bin yıl sonra ayakta kalan mimarisinden anlarız. Eski Bizans'ın, Osmanlı İmparatorluğu'nun da yetkinliği, yine mimarisinde okunur.
Roma'nın kunt kesme taş yapılarında, devletin taban sağlamlığını görürüz. Bizans'ın Roma kalıntılarından aparttığı kesme taşların arasını beslediği dantel gibi tuğla örgüden, devletin entrikaya dayalı politikasını da anlarız.
Süleymaniye Camii Kanuni döneminde Osmanlı egemenliğinin askeri sertliğini ve tartışılmaz haşmetini işaret ederken, Dolmabahçe Sarayı'nın Garp'ı taklit eden Şark mimarisi, batılılaşmaya çalışan doğulu devletin kafa karışıklığını da ifade eder.
Başbakan, Türkiye'nin çimentosu dindir derken, bu ülkeyi son elli yıldır kemiren siyasal illete parmak basmış, zaten çarpık kentleşmesinden ucube mimarisine kadar tüm göstergelerin kanıtladığı çürümeyi özetlemiştir, farkında olmadan.
Sayın Erdoğan'ın, böylesi açık seçik bir çürüklüğü, sağlam bir harçmışcasına sunmak üzere sanki Atatürk'ten esinlenmiş gibi yapması, eğer bilinçsiz bir tahlil yanlışı değilse, kurnaz bir saptırmadır.
Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'ni tam da sağlam temellere oturtmak için harcına din katmamış, dini devlet işlerinden ayıran laikliği de çimentosu din olmasın diye yasalaştırmıştır.
Atatürk'ün kurduğu Türkiye, millettir. Milletin çimentosu da dil, bayrak birliği ve toprak bütünlüğü.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 1950'li yıllara kadar mimarisine bakınız: Tüm olanaksızlıklara rağmen sağlam, kunt binalardır ve devletin gücünü temsil eden yapılar, taştır, taş…
Ve bu yüzden hâlâ ayakta durmaktadır, depreme bile en dayanıklı olanlardır. Bin yıl sonra Türkiye Cumhuriyet'inden eğer bir şeyler kalırsa geriye, bu yapıların kalıntıları olacak, eğer kurulup yıkılan bir uygarlıktan söz edilebilirse, bu kalıntılara bakarak belirlenecektir önemi.
Ne zaman ki din, Türkiye'nin harcına çimento olarak karılmaya başlamıştır, işte o zaman çürümeye başlamıştır devlet ve devletin çürük temeller üzerine yapılanmasına paralel olarak, mimarisi de çarpılmış, inşaatları da dayanıksızlaşmıştır.
1950 yılından öteye din devlet yapısına girmiş, ne tesadüf, gecekonduculuk, çarpık kentleşme, gasp edilen arazilerin üzerine ucube camiler kondurarak yıkılmasını önlemek kurnazlıkları da aynı tarihlerde başlamıştır.
Türkiye'nin 1950'den sonraki anarşik ve çürük mimarisine bakınız, devletin nasıl yozlaştığını anlarsınız. Çarpık ve çürük kentleşme, devletteki çarpılmanın ve çürümenin de göstergesidir. Gecekonduculuk, yalnız rasyonel şehirciliği ortadan kaldırmamış, yasaların delinmesini, rüşvetçiliği, dolandırıcılığı, hak edilmemiş mülkiyet gaspını meşrulaştırarak devleti de bozmuştur.
Çimento dindir, diyen bir başbakan, milletin artık millet olmadığını kabul etmiş ve ümmetçilikten medet umuyor, demektir.
Oysa bizim memleketin zaten en kesin ve keskin gerçeği, çimento hırsızlığıdır!
Zaten Türkiye'nin betonu din çimentosuyla karıldıkça çatlıyor. Üstelik deprem bile gerekmiyor. Kendi kendine ufalanıyor.
|