|
Türklüğün sembolü köpek olmalıymış
Zaman gazetesinde Etyen Mahçupyan
adlı provakatörün sayfa arkadaşı etnik kimliği meçhul bu adam Türklüğe
hakaret ediyor.Türklüğün sembolü köpek olmalıymış.....Bu Türklük düşmanı
adamı tanıyalım...
MÜMTAZ’ER
TÜRKÖNE
04.06.2006PAZAR
Atabeyler ve Ergenekon
Atabey, Selçuklu vezirlerine verilen unvandı; “bey baba”
anlamına gelir. Selçuklu hükümdarları, tahta aday evlatlarını yetiştirmek
için güvendikleri bir devlet adamını muallim tayin ederler ve onu bir
vilayete vali olarak gönderirlerdi.
Bağımsız bir hükümet kuran bu valiler, eski metbularına hürmeten Atabey
unvanını muhafaza ederlerdi. İmparatorluğa zayıf bağlarla bağlı, bağımsız
devletçikleri ifade eden ve sadece Selçuklu dönemine has bu yapı, ileri
düzeyde bir derebeylik düzenini anlatır. Nitekim, Atabey’in
Osmanlı’daki karşılığı olan Lâla, hiçbir zaman bağımsız bir güç
olmamıştır.
Ergenekon, kaynağı tartışmalı olan çok eski bir efsanedir. Bu efsaneye
ilk defa yer veren ünlü tarihçi Reşidüddin, Ergenekon’u bir Moğol
efsanesi olarak kaydeder. Bu efsanede ön planda bir kurt bulunur.
Düşmanlardan kaçıp bir vadiye sığınan Türkler, çoğalıp yeniden dünyaya
yayılmak istediklerinde yolu bulamazlar. Bir bozkurt onlara yolu gösterir.
Dağ eritilir, yol açılır ve Türkler eski ülkelerine kavuşurlar. Bu efsane
ile Kürtlerin “Kawa” efsanesi, kurt figürü dışında hemen hemen
aynıdır.
Derin Devlet içindeki çetelerin tarihten süzülen kavramları ve
efsaneleri isim olarak seçmeleri tesadüf olamaz. Tarih, bugüne dair
hükümlerinizi ve tercihlerinizi meşrulaştırmak için ayıklanır, duruşunuzun
ve yaptıklarınızın dayanaklarını oluşturur. Çatışan ideolojiler, çatışan
farklı tarih yorumları olarak ortalıkta dolaşır. Öyleyse çetelerle baş
edebilmek için, içinde çetelerin de yer aldığı ama çok daha geniş
kesimleri temsil eden bu tarih yorumları ile baş etmemiz gerekir.
“Toplum reşid değil, kendi kendini yönetemez”, öyleyse,
demokrasiyi sadece dünyayı kandıracak bir oyun olarak sürdürelim. Ülkeyi,
ellerinde silah da bulunan vasiler, yani Atabeyler yönetsin. Ülkemiz dört
yanı ateş çemberi ile çevrilidir. Her köşe başını düşmanlar tutmuş, zayıf
anımızı kollamaktadır. Son vatan parçasından, yani Ergenekon’dan
ancak kurtların önderliğinde yeryüzüne güçlü bir millet olarak çıkabilir
ve bekamızı sağlayabiliriz.” Bu satırların akıllı uslu görünen bazı
kurumlar ve kesimler için ne kadar temsil edici olduğunu düşünüyorsanız,
çetelerin yeşerdiği bataklık da o kadar güçlü ve verimli demektir. O zaman
bu vesayet ve kurt masallarına bir nokta koymak gerekir.
Gerçekte kurt, göçebe-otlakçı Türk topluluklarının en çok korktuğu
yaratıktır. Bu kadar önemsenmesi ve tabu haline getirilmesi
korkulmasındandır. Bugün Anadolu’da kurda canavar denmesinin sebebi
de bu tabudur. Türk milletinin tarih boyunca en büyük dostu, sürülerini
koruyan ve sonuna kadar sadık kalan köpek olmuştur. Şayet Türk milletini
bir hayvanla sembolize etmek gerekirse, bu sıfata layık tek canlı,
damarlarında yüzde yüz Türk kanı dolaşan asil Kangal köpeği olabilir.
Malûm, göçebelerin tek serveti olan sürülerin baş düşmanı kurtla baş
edebilen tek köpek cinsi de Kangal’dır. Tevazuun, asaletin,
cesaretin, kanaatkârlığın ve sadakatin sembolü olan ve insanla hayvan
arasında yer alan bu canlı türü, Türk milletini hakkıyla temsil edebilir.
Halk, -jakobence adıyla sürü- için tehdit oluşturan hain kurtları kovmak,
gerçekten koruyuculuk yapacak Kangalları seferber etmek gerekir.
Atabeyliğe, yani vesayete gelince... Kurdu kuzuyu, demokrasiyi, dünyayı
bir kenara bıraksak bile, çetelerden vasi olmaz. Üstelik el attığı her
illegal faaliyeti eline yüzüne bulaştıran, kendilerini de, güya
savundukları devleti de âleme rezil eden çetelerin bizzat kendilerinin
vasiye ihtiyacı var demektir. Efsanelerden ve seçilerek ayıklanmış bir
tarihten farklı olarak, bizim bu topraklarda yaşadığımız gerçek tarih,
Türk milletine ve devletine komitacıların yani çetelerin verdiği zararı
kimsenin vermediğini anlatıyor. Yaşanmış bu tarihin ve bugün bizi şoke
ederek yaşadıklarımızın ışığında atmamız gereken adım şudur:
Türkiye’ye yönelik tehdit değerlendirmesi yeniden yapılmalı ve ilk
sıraya devlet içindeki çeteler yerleştirilmelidir. Çeteleri devlet içinden
ayıklamak ve köklerini kazımak için başta Millî Güvenlik Kurulu olmak
üzere, bütün güvenlik kurumları seferber olmalıdır. Sivil iradeyi temsil
eden devlet iktidarı, milletin ve devletin bekası sorumluluğunu üstlenerek
hükmünü icra edemezse, bu ülke çetelerin elinde bozuk para gibi harcanıp
tüketilmeye hazır durumda demektir.
04.06.2006
e-posta adresi:m.turkone@zaman.com.tr
|