|
Adaletimizi İngilizler gözlemliyor!
Türkiye’deki yabancı misyon elemanları Şemdinli davasını takibe aldı. Elçilikten gelen 2 görevli duruşmayı dikkatle izledi.
Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Şemdinli davasının 2.duruşması, tutuklu sanıklar Astsubay Başçavuşlar Ali Kaya ile Özcan İldeniz ve Veysel Ateş’in katılımıyla yapıldı. Mahkeme salonunda, 4 sanık avukatına karşılık 20 müdahil avukatı vardı. Avrupa Birliği’nin önem verdiği duruşmaya yakın ilgi gösterenler oldu!!
İngiltere Büyükelçiliği 2. Katibi Chris Bradley, Alman Yeşiller Partisi’nden Renate Ruff ile İngiltere Dışişleri Bakanlığı’ndan Emily Moltmon dinleyici (!) olarak katıldı.
Ne büyük tesadüftür ki tarih İngilizlerle hep biryerler de çakıştırmıştır bizi ama nedense hep aleyhimize sonuçlanacak durumlara rast gelmiştir bu çakışma.İşte diğer bir örneği;
Birinci Dünya Savaşı’nda, İngilizlere 150 bin askerimiz esir düştü ve askerlerden bir kısmı da Mısır’ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı’na hapsedildi. Kampın tam adı "Seydibeşir Kuveysna Osmanlı Useray-i Harbiye Kampı" idi.
Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı’na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu. 12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.
Bu insanlık dışı muamelenin nedenlerinden biri Ermeniler idi. Kampa Türkçe bildikleri için alınan Ermeni tercümanların yalan, yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, daha da fazla azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi.
Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki sağ kalan (=ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki) askerleri teslim etmek, İngilizlerin işine gelmiyordu. Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.
Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde krizol(=veya krezol) maddesi katılmıştı.
Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı konsantrasyon nedeniyle haşlanıyorlardı. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya, “bari” başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler rastgele ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu.
Çünkü gözler yanmıştı... Kör olmuşlardı.
Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz kör edildi.
Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır’da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Bu hesap sorma işi de, içerden yapılan lobi faaliyetleri neticesinde unutuldu gitti.”
İşte dahil olmak istediğimiz ve uğruna kültürümüzü, bir sürü değer yargımızı, Kıbrıs’taki varlığımızı ve daha birsürü şeyimizi yitirdiğimiz veya yitirme yoluna girdiğimiz Avrupa Birliği kıskacı!!
|