|
Küresel gölgeler 3
Bir “Küresel Gölge”; GOKAP
Eldeki verilere dönülecek olursa,
kumbarada hayli külliyatlı bir “küresel proje”nin olduğu görülür.
Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi!
Ve uzun zamandır altyapı çalışmaları süren bu proje kapsamında;
tıkıldığı mağarada
küresel sinevizyon gösterilerini
gerçek bir tarihi seyir
zannetmek durumunda bırakılan
Türkiye de
TESLİM ALINDI..!
Ve görüldüğü gibi;
içeride kurt,
ABD ya da İsrail’de kuzu olan iktidarın
“son derece geniş” diplomatik temasları bünyesinde
BOP Köprüsü’ne adım atıldığı resmen ilan olundu!
Bu teslim alma sürecini hızlandıran faktörlerden biri,
ülkesinin milli duruş ve ulusal çıkarlarından ziyade
kendi siyasi emellerini gözeten
başbakanın sağlıksız duruşu
ya da duruşsuzluğu olmakla birlikte;
diğer bir sebep ise
profesyonelce yürütülen psikolojik harpti.
Ve Ankara’daki yokluğunu
daha şimdiden hissetmeye başladığımız Eric Edelman’ın
gider ayak yaptığı BOP’a yönelik tatlı sert açıklamalar da,
resmi temaslar çerçevesinde
bilerek ve isteyerek yaratılan randevu krizleri de
bu psikolojik savaşın küçük birer nişanesiydi.
ABD ile yaşanan randevu krizinin sonucu ise;
sadece “BOP konusunda teslim oluyoruz! ” demeye yeten
7 dakikalık
“kocaman” bir görüşme oldu!
Bu 7 dakikanın 2 dakikası da inanın fazla aslında!
Yani net görüşme tam 5 dakika!
Ayrıca BOP konusundaki bu ilan-ı teslim,
sayın başbakanın 11. Arap Ekonomik Forumu’na
katılmak için gittiği Lübnan’da da tekrar edilerek perçinlendi.
“Suriye askerlerinin Lübnan’dan çekilmesi konusunda
büyük etkimiz oldu! ” şeklinde konuşup
Amerika’ya “Allah Allah! Bunu Tayip yaptıysa,
biz hangi ülkeye baskı yaptık? ”
dedirterek hayli gülünç bir duruma düşüp
çam devirmeye devam eden Erdoğan,
aynı zamanda küresel iradeye
“Bakın, teslim olduğumuzu
yakın çevremize de deklare ediyoruz! ” demiş oldu.
Ancak gelin görün ki;
“Teslim oluyoruz! ” derken bile
atsineği muamelesi görmekten kurtulamadı!
Adı çıkmış “gadfly”a (tacizci) ,
inmiyor uslu çocuğa…
Siyasette en temel kural;
sağlam bir teşkilattır.
Eğer bir siyasi figür,
kişisel olarak çok iyi bir birikime sahip olmakla birlikte
arkasında duracak sağlam bir ekipten yoksunsa;
ondan etkili bir siyasi oyuncu olmaz.
Onun için siyasi bir transfer yapıldı mı,
hemen ikinci bir adım olarak
arkasından kaç kişi getirebileceğine bakılır.
Ve vaatlerden ziyade,
gerçekleştirilen adımların
sayısal değerleri dikkate alınır!
Aynı mantık uluslararası diplomaside de geçerlidir.
Yani Erdoğan’ın affı
ve uzun zamandır mahrum bırakıldığı
küresel proteinlere kavuşabilmesi;
sadece Türkiye olarak projeye biat etmesi ile
sağlanabilecek bir iş değil!
“Bakalım o coğrafyada
kaç ülkeyi bize kazandırabileceksin? ” derler adama!
Hele de 1 Mart Tezkeresi gibi
daha önceki ev ödevleri yerine getirilmemiş ise!
Ancak sayın başbakan,
BOP konusundaki
yeni mesleği olan “pazarlamacılık”ı
layıkıyla yerine getirip
küresel puanlardan nasip alayım derken
yine bazı işleri birbirine karıştırdı!
Zira ABD ziyaretinde ülkesinden dert yanıp,
özgürlük sorunlarını
ABD kamuoyu üzerinden
dünya ile paylaşan başbakan,
Lübnan’da da geleneği bozmayarak
ülkesini şikayete devam etti!
1956 Yılı’nda Cumhurbakanı Celal Bayar’ın
ziyaretinden sonra ülkelerinde
ilk kez bir Türk Başbakanı gören Lübnanlılar,
“siyasi propaganda” ile
dış politikayı birbirine karıştıran bir siyasinin
ağlamalarına tanık oldular!
Tıpkı şerefine başbakan tarafından yemek verilen
AB elçilerinin
Erdoğan’ın türban konusundaki
yakınmalarını dinledikleri gibi...
Ayrıca kendisinin,
AB elçilerini
dedikoducu bulduğunu da unutmamak lazım.
Galiba bu şikayet etme alışkanlığı,
başbakanda bir hastalık haline geldi..!
Lübnan ziyaretinde;
“ABD 14 bakanlıkla yönetiliyor.
Bizde ise bakkal dükkanı açar gibi bakanlık açmışlar!
Bunun için 38 bakanlıktan 15’ini kapatarak
bakanlık sayısını şimdilik 23’e indirdik.
İş yapmak için
bürokratik oligarşiden kurtulmak lazım! ”
diyerek siyasi reklam yapan Erdoğan,
bunları güya
yabancı yatırımcıyı ülkeye çekmek adına söylemiş
ve konuşmayı getirip,
“Siz yeter ki yatırım için gelin!
Biz engelleri aşarız! ” noktasına bağlamıştır.
İyi güzel de,
Sayın Erdoğan!
İç işlerimizdeki aksaklıkları anlattığınız yer
Türkiye değil Lübnan!
Kaldı ki,
sıcak para akışı
ve yabancı sermaye girişindeki ivme ile
ekonomik açmaza çözüm getirebileceğinizi düşünmeniz
hala daha aynı kör nokta etrafında
dönüp dolaştığınızı resmediyor.
Şunu iyi biliniz ki;
bu ülkenin ekonomi problemi,
IMF’nin
bir yanı şantaj bir yanı kredi olan
küresel dayatmaları ile
ya da yerli - yabancı karışık başlayıp
tamamen yurtdışına devir ile sonuçlanacak
özelleştirme furyasıyla değil;
bedel ve onurlu duruş gerektiren
gerçekçi bir ekonomi programı ile çözülür!
Sizin yaptığınız ise,
bir sonraki iktidarın
çözmek zorunda kalacağı problemleri arttırarak,
kısa yoldan göstermelik çözümlerle
siyasi manzaranızı
genişletmekten başka birşey değil!
Alpaslan Edgü
NE MUTLU TURKUM DIYENE,
TURK IRKI SAGOLSUN!
__________________
|