Tekil İleti gösterimi
Alt 26.04.2007, 00:25   #1 (İleti Bağlantısı)
Dokuz Oğuz-On Uygur
Yeni Üye
 
Dokuz Oğuz-On Uygur adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 12.03.2006
İletiler: 20
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
ABDULLA GÜL'ÜN DÖNÜŞÜ MUHTEŞEM OLDU(Avrupa Birliği’ne sözde değil özde bağlı)

Önce Milli Görüş gömleğini çıkardı. Ardından düşman ilan ettiği AB ile birleşti. Ve en sonunda Ilımlı İslamla tanıştı.


O şimdi Cumhurbaşkanı adayı...

Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlık için tercihini AKP’yi birlikte kurdukları Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’den yana kullandı

Abdullah Gül, Cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili olarak yaptığı ilk değerlendirmede, Tayyip Erdoğan’ın kendi iradesiyle aday olmaktan vazgeçtiğini belirtti. Gül, “Yaptığı tüm anketler ve milletvekilleriyle görüşmelerden sonra benim adaylığımı teklif etti. Biraz önce de şahsi müraacatımı yaptım. Milletvekili arkadaşlarımız da beni destekleyen başvurular yapacaktır” dedi.

Abdullah Gül, başta CHP olmak üzere bütün siyasi parti liderleriyle ve hatta bağımsız milletvekilleriyle de görüşeceğini, onlardan destek isteyeceğini açıkladı. Öte yandan TBMM Danışma Kurulu, Cumhurbaşkanı seçim turlarının tarihlerini belirledi. Buna göre, seçimin ilk turu 27 Nisan Cuma, 2. turu 2 Mayıs Çarşamba, 3. turu 9 Mayıs Çarşamba, son tur ise 15 Mayıs Salı günü yapılacak.

AB için U dönüşü

Gül, 1995 yılında TBMM’nde Refah Partisi milletvekili olarak AB için, ’Kulübe’ benzetmesi yaparken, AKP döneminde aynı AB’nin yılmaz savunucusu oldu

Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 29 Ekim 2004’te İtalya’nın başkenti Roma’da Avrupa Birliği Anayasası’n Gül ve Erdoğan ikilisi, AB Anayasası’na Hıristiyanlık dünyası için tarihi öneme sahip Campidolio’da Papa X. Innocenizo’nun heykeli önünde imza atmıştı.İmza törenin ardından Erdoğan ve Gül AB’nin liderleriyle fotoğraf çektirmişti.



Avrupa Brliği (AB) hayali için taviz üstüne taviz veren AKP’nin en dikkat çekici isimlerinden olan Abdullah Gül’deki, AB değişimini görmek için, Usta gazeteci yazar Hulki Cevizoğlu’nun “İşgal ve Direniş” kitabındaki şu satırlara bakmak yeterli: “Günlerden 8 Mart 1995. Kürsüde bir konuşmacı var. Refah Partisi Kayseri milletvekili Abdullah Gül...
Gül, TBMM’nde bu AB için şöyle konuşuyor ve büyük alkış alıyordu!: ”Siz o profesörün (Erol Manisalı) dediği gibi, Avrupa’nın Zenginler Kulübü’nün köşkünde, bahçedeki bir barakaya girdik diye sevinerek geldiniz. Halbuki ben, şunu hatırladım: Bizim atalarımız -bugün onların ruhunu yâd ediyor ve bugün onların davasını güdüyoruz- bir gün, Avrupa’ya nasıl gitmişlerdi, Osmanlı Avrupa’ya nasıl gitmişti? Avrupa’ya siz böyle gittiniz.
Yine Sayın Dışişleri Bakanı ’1963 Ankara Antlaşması yürürlüktedir; biz ona dayanarak, bunları uyguluyoruz’ dediler. Peki, o antlaşmaya göre, 1986’dan itibaren Türk vatandaşları Avrupa’da serbestçe dolaşmayacaklar mıydı? Bu hakkı niçin almadınız o zaman? Türkiye’nin nüfusu büyüktür, gelir Avrupa’yı işgal eder, istediği yerde oturacak, istediği işi yapacak. Ben bu imzaladığım, taahhüt ettiğim 1986 yılında uygulamaya girecek, dediğim antlaşmayı tanımıyorum’ diyor da, siz nasıl oluyar da hâlâ 1963 Antlaşması’ndan bahsediyorsunuz?

Taviz veriliyor...

1982 yılından itibaren, mâli yardım yapmayacak mıydı, Ankara Antlaşması veyahut da diğer anlaşmalara göre? Burada herşey tek taraflı olarak gitmektedir. Avrupa’nın menfaatleri söz konusu olduğunda tavizler verilmektedir, vazgeçilmektedir; fakat Türkiye’nin çıkarları söz konusu olduğunda, hiçbir direniş, hiçbir ısrar olmamaktadır.

Beyinler yıkanıyor...

Avrupalının fert başına geliri nedir; 20 bin dolar civarındadır. Siz neyi alacaksınız, nasıl alacaksınız? Alım gücünüz mü olacak? Ama bunların reklamı yapılacak. Eğer bugün reklam harcamaları 5 trilyonsa, 20 trilyona çıkacak. Tabii ki medya, tabii ki gazeteler, tabii ki televizyon kanalları bunu alkışlayacak, halkın beynini yıkayacak. (...) Şimdi neyin savunmasını yapıyorsunuz Allah aşkına? Televizyon programlarındaki müzakerelere bakıyorsunuz, oralara çıkarılan herkes, resmî yayın organı gibi, herkes, bir pembe tablo çiziyor. Niçin bir tane de, ilim adamlarından, politikacılardan, bunun farklı yanını söyleyenler çıkarılmıyor, konuşturulmuyor, halktan gizleniyor? Çünkü, Türkiye’de çıkarcılar, bunun peşindedir. (RP sıralarından alkışlar.) Yabancı sermaye gelecek, deniliyor. Yabancı sermaye, rekabet karşısında sarsılan Türk sanayiini, fabrikaları, hisseleri, getirdiği birkaç yüzbin dolarla satın almak için gelecek. (RP sıralarından alkışlar.)

Kıbrıs gitti...

Kıbrıs meselesi Türkiye için dolaylı olarak bitmiştir; iddia ediyorum burada. Kırk yıllık Kıbrıs meselesi; çünkü, siz imza atmışsınız ve demişsiniz ki: ’6 ay sonra, Kıbrıs’la AB arasındaki üyelik anlaşması başlayacaktır.’ Bu ne demektir; Avrupa’yı bilen herkes biliyor ki, 6 ay sonra, bir sene sonra, Rum Kesimi -ki, Avrupa’nın gözünde, Kıbrıs’ı Rum Kesimi temsil etmektedir- AB’ne tam üye olarak girecektir. (...) Kıbrıs davasının Brüksel’e taşınması, Yunanistan’ın, zaten yıllardır uğraştığı bir şeydi ve dolaylı olarak bitmiştir. (RP sıralarından ’Bravo 1 Mart sesleri, alkışlar.) Brüksel’den dönen heyet burada, sözümona, göstermelik, neşeli şeylerle karşılandı. Ben, kendi adıma utandım bundan.”

Tezkerede imzası var

Halen tartışılan 1 Mart tezkeresi’nin altında da Başbakan olarak Abdullah Gül’ün imzası bulunuyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağı nedeniyle 3 Kasım 2002 sonrası 58’inci Hükümeti kurma yetkisi kendisine verilen Abdullah Gül, göreve geldikten yaklaşık 3 ay sonra ABD’nin Irak’a saldırısına en büyük destek sayılabilecek bir karara imza attı. ABD’nin Irak’a Türkiye topraklarından saldırması için gereken askeri personeli Türk topraklarına
yığmasının önünü açan 1 Mart Tezkeresi, 58’inci Hükümet döneminde hazırlandı. Ancak tezkere, TBMM Genel Kurulu’nda yapılan kapalı oturumda, kabul için “yeterli” oyu alamadı. Gül, “TBMM’nin verdiği karara söyleyecek bir şey yok” dedi. Başbakan Erdoğan, 1 Mart tezkeresinin reddedilmesini hata olarak gördüğünü çeşitli şekillerde ifade etmiş ve “Denklemin dışında kaldık. Keşke 1 Mart tezkeresi geçseydi” sözleriyle gündeme gelmişti.

BOP’un savunucusu

Abdullah Gül, ABD’nin Türkiye de dahil olmak üzere 24 ülkenin bölünmesini öngören Büyük Ortadoğu Projesi’ne desteğini açıkça ilan etmişti. Mart 2006’da AKP milletvekillerinin Kızılcahamam kampında milletvekillerine dış politika konusunda bir brifing veren Abdullah Gül, “BOP Türkiye’nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek” demişti. Gül, iktidara gelmelerinin
bu süreç sonunda gerçekleştiğini de “Özgürlük ve demokrasi olmasaydı, biz de iktidara gelemezdik” sözleriyle itiraf etmişti. Bu arada Sözde Ermeni Soykırım Tasarısı’nın ABD Temsilciler Meclisi’nde gündeme geldiği günlerde 8 Şubat 2007 tarihinde Abdullah Gül, ABD ile omuz omuza mücadele verdiklerini açıklamıştı. Gül’ün bu açıklaması, “Müslümanlara karşı ABD ile omuz omuza mücadele edilmez” tepkilerine neden olmuştu.


Powell ile gizli anlaşma imzaladı!

Dışişleri Bakan Abdullah Gül’ün ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Colin Powell ile gizli bir anlaşma imzaladığı biliniyor. Gül, Powell ile 9 maddelik gizli gizli bir anlaşma imzaladığını gazeteci Sedat Sertoğlu’na açıklamıştı. İşçi Partisi, bu 9 maddelik gizli anlaşmayı yayınlayarak Anayasa’ya aykırı eylemlerin odağı haline gelen AKP’nin kapatılması ve Başbakanlık koltuğunda oturan R.T. Erdoğan ve diğer hükümet üyelerinin cezalandırılmaları için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurmuştu. İşçi Partisi Genel Sekreteri Ferit İlsever, tarafından 13 Nisan 2006 günü Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan dilekçede şöyle deniliyordu: İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek 13 Temmuz 2003 günü düzenlediği basın toplantısında AKP Hükümetinin ABD ile yaptığı gizli mutabakatı açıkladı Doğu Perinçek bu gizli mutabakatın hazırlanışını ve gelişmeleri şöyle açıklıyordu: “Uzun süredir Türkiye’ye dayatılan mutabakat, ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Abdullah Gül arasındaki görüşmelerde iki sayfalık ve dokuz maddelik bir metin halinde kabul edilmiştir. Abdullah Gül, bu gizli anlaşmayı Sedat Sertoğlu’na itiraf etmiştir (Bkz. Vatan, 24 Mayıs 2003). Dışişleri Bakanı Müsteşarı Uğur Ziyal’ın 15-19 Haziran 2003 tarihleri arasında Washington temasları ‘Gizli Mutabakat’zemininde yürütülmüştür. Ziyal’ın temaslarından sonra Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan özel toplantıda verdiği bilgiler de ‘Gizli Mutabakat’ile aynı yöndedir. ‘Gizli Mutabakat’, en son geçen hafta (yani, 2003 Haziran ayı sonunda) AKP Hükümeti ile ABD üst düzey yetkilileri arasında yapılan gizli görüşmelerde sonuca bağlanmıştır.”

Açıklanan bu 14 maddelik “Gizli Mutabakat” özetle şöyledir:

1. Irak’ın kuzeyinde bulunan bütün Türk birlikleri ve Türk ordusuna bağlı özel kuvvetler, aşamalı olarak Türkiye sınırları içine çekilecek.

2. Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçeyle olursa olsun, sınır ötesi harekâtlarda bulunmayacak. PKK/KADEK’in Türkiye’nin egemenlik alanı dışında takip ve bastırılması harekatlarına da son verilecek.

3. PKK/KADEK’e karşı Türkiye devletinin egemenlik alanı içinde yapılacak askeri harekâtlar için, ABD askeri makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak.

4. Eğer Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK/KADEK’e karşı ABD askeri makamlarına bilgi vermeden ve izin almadan harekât yapacak olursa, ABD Hükümeti, ‘Kürt halkına karşı şiddet kullandığı ve soykırım uygulandığı’çerçevesi içinde uyarıda bulunma hakkını kullanabilecek. Bu durumda ABD gerekli gördüğü ambargo ve silahlı müdahale gibi siyasal ve askeri yaptırımları saklı tutacak.

5. Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askeri harekâtlara, ABD’nin talep etmesi halinde şartsız olarak üs ve taşıma kolaylıkları sağlayacak, askeri birlik verecek. Türk birliklerinin komuta yetkisi, ABD komutanlığında olacak.

6. Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun bulduğu sayı ve kabiliyete indirilecek, özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek, savaş uçağı sayısı sınırlanacak, bütün silah ve cephane bundan sonra ağırlıklı olarak kısa menzilli taktik savunma kavramına göre ayarlanacak, Türkiye’de bulunan ABD ve NATO irtibat subaylarının görev alanları ve yetkileri genişletilecek.

7. Irak’ın kuzeyinde kurulmuş olan ve ‘Kürdistan’adı verilen devlet resmen ilan edildikten sonra Türkiye tarafından da resmen tanınacak. Türk devletinin böyle bir devletin kuruluşunu ‘savaş nedeni’sayan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararları kaldırılacak.

8. Abdullah Öcalan ve diğer dört lideri dışında bütün PKK/KADEK yönetici ve elemanlarına geniş kapsamlı af çıkarılacak.

9. Etnik grupların yasal siyasete katılmaları önündeki bütün yasal kısıtlamalar ve engeller kaldırılacak. Af yasası ile bağlantılı olarak, PKK/KADEK’e yasal siyaset düzleminde yer alma olanağı sağlanacak, hapiste veya dağda bulunan yöneticilerin siyasal mücadeleye katılmaları için gerekli hukuki ve siyasal önlemler alınacak ve uygulanacak.

10. Kamu Reformu Yasası ve Yeni Yerel Yönetim Yasaları hızla çıkartılacak, Tüdrkiye’deki Kürt nüfusun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi süreci kararlı olarak yürütülecek.

11. Türkiye, dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter devlet yapısını terk ederek, federasyona geçecek.

12. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ‘Arafat modeli’denen uygulamayla devre dışı bırakılacak, Kıbrıs’ta Annan Planı bazı küçük değişikliklerle hayata geçirilecek.

13. Ege kıta sahanlığı konusunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak, sık sık ortaya çıkan ‘it dalaşı’ sorunu Yunanistan rahatsız edilmeden çözülecek.

14. Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehinde düzenlemeler yapılacak, Ermenilerin Türkiye’ye gezilerindeki bazı sınırlamalar kaldırılacak.


Bu “Gizli Mutabakat” ın ilk adımının, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell 2 Nisan 2003 tarihinde Türkiye’ye geldiğinde, Abdullah Gül ile yaptığı özel görüşmede hazırlanan 9 maddelik bir planla atıldığı anlaşılmaktadır. Abdullah Gül, Powell’la yaptığı bu görüşmenin perde arkasını, görüşmeden yaklaşık bir ay sonra Vatan Gazetesi yazarı Sedat Sertoğlu’na anlatmıştır. 24 Mayıs 2003 tarihli Vatan Gazetesinde de aktarıldığı gibi Abdullah Gül, Sedat Sertoğlu’na şunları söylemiştir: “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (eliyle koltuğa vurarak) ABD Dışişleri Bakanı Powell oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki. Powell, Suriye’ye giderken de benimle konuştu. Gizli olan bir sürü gelişme var.”
Aslında, gerek ülkemizde ve gerekse bölgemizde daha sonra yaşanan gelişmeler de dikkatle incelendiğinde -Gül tarafından da zımnen itiraf edilen- bu plan ve mutabakatın, adım adım uygulanmakta olduğunu saptamak mümkündür.
Bireysel olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenen 302, 304, 305 ve 309. maddelerinde yazılı suçları oluşturan ve ağır cezaları gerektiren bu eylemin, örgütsel anlamda parti kapatma nedeni olacağı ise açıktır.
Dokuz Oğuz-On Uygur Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla