|
Uçmağa Hasret
UÇMAĞA HASRET
Dünyaya şerefle bakan gözleri hayal ettim hep.
Umut ettim geleceğin saygın insanları arasında yerini alacak yürekler, canlar, cananlar yetiştirmeyi.
Durmak yoktu! Çabaladım…
Kara sular inene kadar yürüdüm.
Haykırdım sesim kısılana kadar.
Anamın ak sütü kadar helaldi hislerim ve yaşamanın tadına varmıştım sonsuzlukta yankılanacak sesimin farkına vardığımda.
Kimliğimdi, özümdü yaşatmaya çalıştığım. Vaat ettiğim ise ancak mücadele.
Zafere inanmış bir yüreğin destanını okudum.
Taliptim çileye ve hor görülmeye.
İçinde insan olmayan kıyafetlilerdi önüme çıkan.
Oysa ki çıplak insanlardı düşündüklerim.
Bulunduğu ortamla aynı renkteki yılanlardı en beklemediğim anlarda beni sokan, zehirlerini akıtanlar.
Taşımadım, kaygıyı; yük bildim.
Daima saygı duydum özüme. Meğerse onur denilen erdemmiş zihnimdeki.
Uzaklardaydı duyduğum acı. Adı “Kerkük”tü, “Uygur”du… Yaşatılan vahşetti yüreğimi acıtan.
Tomurcuktu açan baharda. Hiç gelmeyecek mi bahar acaba yaslı yaralı soydaşlarıma?
Yitik bir cennetti uzaklarda. Hissediyorum, yaşıyorum O’nu şah damarımda, asaletle akan kanımda.
Can elmam kızıllığında; şehidimin topraktaki gölgesini gördüm.
Bayrak bildim kutsalı; en yükseğe çıkardım. Renginde gördüm asalet ve şahadeti.
Göremeyen, bakan ama göremeyen gözler gördüm.
Unutulan geçmişe üzüldüm bir tek ve bunları göremeyen gözlerin asla olmayacak geleceğine…
İlk iletimde; kısa bir deneme yazısını, sizlerle paylaşmak istedim.
Saygı ve Ülkü ile..
Günhan
__________________
O sarayda bulunca Tanrılaşan erleri Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek. Hepsi sussa da "Kür şad" uzatarak elini; "Hoş geldin oğlum ATSIZ, kutlu olsun!" diyecek.
|