Irak'ta Türkmen Tarihi
Üçüncü ünite
Irak’ta bağımsız türkmen hükümetleri:
1.Celayir hükümeti:
m. 1258 yılında hülagü bağdat’ı işgal edip ırak’ı geniş ilhanlı memleketinin bir vilayeti olarak içinde almıştır. Tabi o dönemlerde bu terim horasan bölgesini, acem ırak (dağlık bölge), arap ırak, azerbaycan, hozistan, fars, diyarbakır, küçük asya ve diğer bölgeleri kapsardı. Sultanlık dönemi sonlarında merkezi hüküm kaldırılıp bölge idare sistemi kurulmuştur. Nüfuzları altındaki bölgelerde fiili güç sahibi olan şehzadelerin rolü görülmüştür. H. 736 yılında sultan ebu sait’in ölümünden sonra veraset yolu ile tahtı alacak oğlu olmadığı için devlet bölündü. Arap, ırak ve diyarbakır’ın bir bölümü şeyh hasan bin hüseyin bin akbak’a bin eylaka nuyan el-celayiri’nin nüfuzuna girdi. Büyük hasan niteliğini alan şeyh hasan, celayir devletinin kurucusudur. Ayrıca celayir devleti bir çok adlar almıştır. Büyük dedeleri ayılkanuyan’ın adına dayanan ayılkaniye ve febasi tarafından şeyh hasan’a dayanan şeyh hüseyin’e adı verilmiştir. Celayir oymakları, avnan ırmağı yakınında menğol yanı konut bilen büyük oymaklardan biridir. Başında komutan olan bir çok bölümden oluşurmuş. Onlar da turkıravut, kanfeyavut, avyat, nilkan, kurkin ve tude. Araştırmacılar bir çok değişik bilgiler vererek bu kabilenin aslını karıştırmışlardır. Bazen türk uluslarından bazen de moğollu durliki neslinden olduğunu söylemişlerdir. Aslında moğol ve türk boyları hakkında olan bilgiler tarihi kaynaklar olmadığından dolayı yetersiz sayılır. Ayrıca bu kabileler birbiri ile karışıp kaynaşmışlardır. Celayirlerin son zamanlarda moğollaşan türk uluslarına mensup bir kabile olduğunu söyleyebiliriz. Bu kabileye ait cayulğan kısmı el- hatay oymakları ile yapılan savaşta çok sayıda can kaybı olmuştur. Bazı kişiler, türk ve moğol kabilelerini idaresine alan cengizhan döneminde önemli görevler almayı başarmışlardır. Bunlardan kabile komutanı olan mukli kuyanek ve ordu liderliğini alan cayıt ki, torunları ile birlikte büyük han anlamında gelen kuyanek lakabını kullanmıştır. Cengizhan değişik kabilelerden oluşan ordusunu dağıtmaya başladığında bu parçalama işi celayirleri de etkilemiştir. Bir kısmı çin, moğolistan, türkistan, mezopotamya ve kabacan’a gitmiştir. Diğer kısmı ise ilhanlılarla kalarak iran ve ırak’a gelmiştir. Celayir şehzadeleri askeri ve idari yönlerden yeteneklerini göstererek moğol ordusunda önemli yerleri işgal etmişlerdir. Örneğin on çocuk babası olan ayılkanuyan ordu komutanı idi. Dokuzuncu oğlu ergun sultan ebu sait döneminde horasan’a şehzade olmuştur. Sultan ebu sait bahadır hanın ölümünden sonra memleket için büyük hasan ile tatar şehzadeleri arasında çekişme başlamıştır. Savaş rüzgarları h. 736 yılına kadar esmeye devam etmiştir. Oğuzlar tarafından destek gören celayirli büyük hasan ırak’ta iktidara geçerek memleketin onarımına başlamıştır. H. 757 yılında büyük hasan vefat ettikten sonra oğlu sultan avis bir zaman sonra memleketini genişletmek amacı ile azerbaycan kralı olan hicuk aleyhinde bir operasyon düzenlemiştir. Kendi komutanlığında olan operasyon yardımcısı, rumlu murcan adlı biri idi. Murcan bu durumdan yararlanarak ırak’ta bağımsızlığını ilan etmiştir. Bunu haber alan avis ateş püskürecek bir halde bağdat’ı kuşatıp içine girmeyi başarmıştır. Avis, murcan’ın tutuklanarak öldürülmesini istedi. Ancak bağdat’ın görgülü bilim adamları avis’e ricada bulunarak affetmesini istemişlerdir. H. 776 yılında avis vefat ettikten sonra oğulları (hüseyin, hasan, ismail, ali, ahmet) sultanlık için kendi aralarında çekişmişlerdir. Hüseyin kardeşlerini yenerek sultanlığa geçmiştir. Fakat aralarında çekişme hiç sönmemiştir. Çünkü kısa bir süre sonra ali hüseyin’in tebriz’de olduğundan yararlanarak bağdat içlerine gelmiştir. Bunu haber alan sultan hüseyin kardeşi ahmet liderliğinde büyük bir orduyu bağdat’a göndermiştir. Savaşı kardeşi ali aleyhinde kazanan ahmet daha sonra hüseyin tarafından bağdat’a vekil olarak tayin edilmiştir. Uzun bir zaman geçmeden ahmet kardeşi sultan hüseyin aleyhinde olarak ırak’ta bağımsızlığını ilan etmiştir. Daha sonra güçlü bir operasyon düzenleyerek tebriz’e yürüyüp h.785 krallığı almış ve kardeşi hüseyin’i öldürmüştür. M. 1393 yılında sultan ahmet, bağdat’ı işgal eden timur korkusundan şam’a sığınmıştır. Timur de ırak’ın kalan şehirlerini işgal ettikten sonra mesut sebzadari’yi yardımcı olarak tayin etmiştir. Sonra m. 1393 yılında arap kabilelerinin yardımı ve mısırlı sultan desteği ile sultan ahmet dönerek mesut sebzedari’yi bağdat’tan kovmuştur. Ama timur’un fetih ve batıya doğru ilerleme haberleri onu hep sarsmıştır. Dolayısıyla m. 1399 yılında kara mehmet’in oğlu kara yusuf ile rum diyarına yönelmişlerdir. Timur 27 zilkadre m.1399 yılında bağdat’ı iki ay kuşattıktan sonra ikinci defa olmak üzere işgal etmesini başarmıştır. Şehri yok ettikten sonra terk etmiştir. O sıralarda rum tarafından dönen sultan ahmet, dağılan üyelerini toplayıp kabileleri zorlayarak şehrin onarılmasına başlamıştır. Ancak timur kuvvetlerinin durmayan saldırıları, şehzadelerin baş kaldırması ve kara yusuf ile aralarındaki anlaşmazsızlıklar gibi bir çok nedenlerden dolayı ırak’ta otoritesinin zayıflamasına neden olmuştur. M. 1402 yılında kara yusuf bağdat’ı işgal ettiği sıralarda sultan ahmet yine şam diyarına kaçmayı başarmıştır. M. 1403 yılında timur kuvvetleri tekrar bağdat’ı işgal etmiştir. Bu arada kara yusuf da şam’a kaçmıştır. M. 1398-m. 1405 yılları arasında mısırlı sultan nasır fereç bin bekük kara yusuf ile sultan ahmet’in tutuklanma emrini vermiştir. Ancak m. 1404 yılında timur’un vefatı ile birlikte serbest bırakılmışlardır. Serbest olan kara yusuf tebriz’e gitmiş. Sultan ahmet de bağdat’a yönelerek 5 muharrem m. 1405 yılında fethe başlamıştır.
Celayir devletin yıkılışı: h.813 yılında kara yusuf ile sultan ahmet arasındaki anlaşmazsızlıktan dolayı savaş rüzgarları esmeye başlamıştır. Tebriz yakınlarında meydana gelen bir savaşta kara yusuf tarafından esir alınan sultan ahmet’in serbest bırakılmasına karşı anlaşmaya varılmış ve memleketinden vazgeçmek zorunda kalmıştır. Ancak kara yusuf sözünü yerine getirmeyip sultan ahmet’i öldürerek celayir devletine son vermiştir. Ama bazı kaynaklar sultan ahmet’in kaçarken öldüğünü söylemektedir. Sultan ahmet’in ölümü ile 76 yıllık celayir devleti yıkılıp yerine türkmen devleti olan karakoyunlu devleti kurulmuştur.
2.Karakoyunlu devleti :
karakoyunlular, eskiden türkistan batısında yaşayan türkmen bir topluluktur. M. 1284 yılında başkanları argon döneminde azarbeycan’a göç etmişlerdir. Sonradan bu topluluk akkoyunlular’dan ayrılarak erzincan ve sivas bucaklarına yönlenmişlerdir.
Akkoyunlu topluluğu da musul ve diyarbakır yörelerine doğru yönlenmiştir. Bu sıralarda kabile başkanı, m. 1373 yılında celayiri sultan avis’e mensup olan biram havacı idi. Biram yapılan savaşlarda destek verdiği sultanının ölümünden sonra yani h. 776 yılında ortalıktaki durumdan faydalanarak h.778 yılında musul’u dört ay kuşattıktan sonra sıncar, telafer ve azerbaycan’ın bazı yerlerini egemenliği altına almıştır. Biram havaca h.780 yılında vefat edince başkanlığı kardeşi murat havaca almıştır. Anacak murat havaca, kısa bir zaman hüküm sürmüştür. Çünkü beylik hükmü durmuş oğlu kara mehmet’e geçmiştir. Kara mehmet, beylik sınırlarını genişletmek amacı ile mardin hakimi ile savaşa girmiştir. Daha sonra öldürülen kara mehmet’ten sonra beyliği oğlu kara yusuf almıştır. Beylik, kara yusuf döneminde çok güçlüydü. Ayrıca bu şehzade, beyliği timur’un oğlu mirnaşah’tan kurtarmak için arkadaşlarını toplayıp büyük bir ordu kurarak mirnaşahla tebriz yakınında buluşmuştur. Kanlı bir savaş sonucu m. 1406 yılında kara yusuf, topluluklarını bozguna uğratıp mirnaşah’ı öldürmüştür. Timur ırak’ı terk ettikten sonra kara yusuf nüfuzu aratmaktaydı. Daha sonra celayiri sultan’ı ahmet’i öldürüp azerbaycan ve ırak’ta yerleşmiştir. Kara yusuf’un oğlu mehmet, celayiri sultan’ı ahmet’in h.814 yılında gösterdiği siyasete dayanarak ırak hattına yerleşmiştir. Babası kara yusuf ölünce mülkünü egemenliği altına aldı. Ama kardeşi isban buna razı olmayarak ayaklandı ve devrimi kazanarak bağdat’a girdi. Şah mehmet de musul’a kaçıp orada öldürmüştür. İsban’ın hükmü, ölüm yılı olan h. 838 yılına kadar devam etmiştir. Daha sonra kardeşi cihan şah, sultanlığı aldı. H. 870 yılında cihan ile akkoyunlu devletinin kurucusu olan uzun hasan arasında savaş başladı. Büyük bir güce sahip olan uzun hasan önemli yerler ele geçirdi. Şah cihan vefat ettikten sonra oğlu hasan ali, idareyi aldı. Döneminde mülkü azalmış ve elinde sadece arap ile acem ırak’ı kalmıştır. Buna rağmen ali hasan’ın hükmü fazla sürmedi. Çünkü uzun hasan h. 874 yılında güçlü bir saldırı hazırlayıp. Kuvvetini yıkarak ırak’ı elinden almıştır. Böylece 60 yıllık kara koyunlu devleti yıkılmıştır. Kara koyunlu devleti yok olunca boyları da yok olmuştur. Kalanların ise çoğu türkmen boyları ile karışıp kaynaştı. Diğerleri de toplanıp güç merkezleri oluşturdu.(yukarı karakoyunlu, aşağı karakoyunlu, orta harap, telre ate, kayımcı ömer yazısı) bu köyler hepsi bir bucağa bağlıdır.
3.Akkoyunlu (bayındır devleti):
bu kabile de diğer kabileler gibi üstün olma, söz sahibi olma yolunda hareket etmiştir. Akkoyunlular, tatar ve moğol döneminde diyarbakır ve ona yakın bölgelere meyletmişlerdir. Tarihçiler, akkoyunluları oğuz oğlu bayındır kazanın torunları olarak tespit etmişlerdir. 22 kabileli oğuz oymağının bir dallı olan akkoyunlular at ve koyun işaretine özenirlerdi. Akkoyunlu lakabı ise taptıkları beyaz koyuna dayanırdı. Diyarbakır ve yörelerine yerleşen bu kabile, beylik ve bağımsızlığa kavuşmak istiyordu. İçlerinde idareyi alıp birçok düzenli yönetimler kuran ünlü insanlar bulunmuştur. Ayrıca şehzade timur elinde eğitim gören ve yolunu izleyip beylikler kuran kişilerde vardır. Önderleri kara yusuf, yüce bir makama sahip olmayı başarıp beylik direklerini diyarbakır’da güçlendirmiştir. Torunu uzun hasan döneminde de beylik gücü artıp akkoyunlu beyliği ile rekabette girmiştir. M. 1470 yılında sultan uzun hasan’ın oğlu maksut bey tarafından bağdat fethedilerek daha sonra bayındır hükmü başlamıştır. Yeni dönemde valiliği uzun hasan’ın oğlu maksut almıştır. M. 1477 yılında uzun hasan’ın ölümü ile bölgede gerginlik yaşanıp bir çok isyan ve baş kaldırma hareketleri meydana gelmiştir. Özellikle hükmü bir yıl sürmeyen halife halil döneminde olaylar daha da artmıştır. Fakat uzun hasan’ın torunu olan şehzade ahmet durumu kontrol altına alıp kendini sultan olarak ilan etti. Ama hükmü bir yıldan fazla sürdü. Daha sonra ırak sultan murat tarafından yönetilmiştir. Ayrıca bu boy uzun hasan döneminde kendine uygun bir yer tutmayı başarmıştır. Ama ne yazık ki hüküm süresi kısa olduğundan dolayı halkı fazla rahat ve huzur içinde yaşamamıştır.
4.Irak’ta Safevi devleti:
h. 914 yılında şah ismail bağdat’ı işgal etmiştir. Hüküm ve idare yönlerinden deneyimli olmayan safevilerin kurucusu sultan cined oğlu şah ismail h. 890 yılında dünyaya gelmiştir. Babası cined vefat ettikten sonra makamını alan şeyh haydar’ı destekleyenlerin diğer insanlardan farklı olmalarını sağlamak için 12 imamı temsil eden 12 renkli kızıl taçları takmalarına karar vermiştir. Bu da insanlar tarafından kızıl baş adıyla anılmalarına neden olmuştur. M. 1514 yılında osmanlı ve safeviler arasında yapılan savaş safevi şahın galip gelmesi ile sona ermiştir. Safevilerin kökeni m. 1338 yılında vefat eden şeyh sofi’ye mensup olan dini bir türkmen ailesine dayanır. Bu şeyh erdebil azerbaycan yörelerinde dini yönü ile ün kazanmıştır. Zamanla insanlar arasında bu ailenin nüfuzu artarak karakoyunlu hükümetinin ilgisini çekmiştir. Şeyh büyüklerine baskı yapıp ak koyunlu komutanı uzun hasan’a sığınmalarına neden olmuştur. Karakoyunlu devletin yıkılışından sonra sofi ailenin durumu iyi olmaya başlamıştır.
5.Moğol döneminde türkmenler:
gerçek moğollar, mangolya adı ile bilinen tepede büyümüşlerdir. Sınırları ise kuzeyde cobi çölü, güneyde sibirya, batıda menşurye ve doğuda nay ve hincan dağları arasında olan türkistan’dır. Ayrıca çin’deki tuhum bucağının tambat bölgesini konut bilen moğolların bir türk sınıfı olduğu söyleniyor. Moğol ismi ise müslümanlar tarafından çin ile menşurye arasında ve sibirya güneyinde yaşayan bedevi uluslara verilmiştir. Şimdi mangolya cumhuriyeti olarak bilinir ve batıdan tay dağları ile doğudan hincan dağları arasında olan doğu türkistan’a kadar uzanır. Ayrıca moğol ismi h. 4’ncu yıldan beri bilinmektedir. Moğolların arasında dünyaya gelip ünlü olan komutanlardan cengiz han vardı. Hülagü’nün kendi döneminde ismail topluluğunu yok ettikten sonra bağdat’taki hilafeti ortada kaldırmak ikinci amacı idi. Çünkü mutassam yönetimindeki abbasi hilafeti hülagü seferinden önce zayıflamıştı. Moğol ordusunun gelişini önceden bilen mutassam, durumu önleyerek adım atamadı. Ayrıca mutassam döneminde bağdat’ı işgal etmek isteyen moğol ordusu ile halife ordusu arasında birkaç defa çatışma çıktı. Ama işgal’i h. 656 yılına kadar başaramadılar.
Moğol işgalin ilk aşamaları’nda m.1219 yılında cengizhan islam dünyasını geçerek huvarizim devletini işgal etti. Bu da mezopotamya ve afganistan ile iran bölgelerinin çoğunu kapsamakta idi. Ayrıca m. 1258 yılında torunu hülagü, abbasiler başkenti olan bağdat’ı işgal etmişti. M. 1221 yılından bu yana çin’den rusya’ya uzanan moğol imparatorluğu ırak ve çevresinde olan bölgeleri özellikle abbasilerin kalesi olan huvarizim devletini tehdit ediyordu. Ayrıca m. 1258 yılında yani bağdat işgali sıralarında abbasi halifesi askeri ve siyasi yönlerden moğollara karşı pek iyi sayılmazdı. Çünkü çin, türkistan, hindistan’ın bir bölümü, iran, küçük asya ve rusya’ya kadar uzanan bu büyük imparatorluk sahibi moğolların mal, silah ve güçlü bir orduları vardır. Hilafet devletinin sınırları ise m.1242-1257 abbasi halife mutasaam döneminde tikrit’ten fav’a, hozıstan’ı kapsayan halvan’dan ana’ya kadar uzanırdı. Ayrıca moğol işgali döneminde en güçlü islam devleti, selçuklu devletin kalıntıları üzerinde büyüyen huvarızım devleti idi ki sonunda şekilde de olsa mezopotamya ve iran’ın birleştirmesini başarmışlardır. Şehzadesi alaattin mehmet olan bu devlet büyük mal, askeri araç ve gereçlere sahip idi. M. 1199-1219 yılında mezopotamya ve horasan krallarını yok edip bağdat’a saldırmak istemişler, m. 1216 yılında kuvvetlerini toplayıp ırak’a doğru yönlenmişlerdir. Ama karlı bir fırtınanın kopması nedeni ile güçlü ordusuna rağmen geri dönmek zorunda kalmışlardır. M. 1219 yılında devletini işgal eden moğollardan kaçarak hazar denizi adalarından birine sığınıp hayatına orada veda etmiştir. M. 1221 yılında moğolların azerbaycan’daki mirağa üslerinden erbil’e doğru ilerleme haberleri bağdat’a ulaşmıştı. Bağdat halkını rahatsız eden bu haber halife nasır lidinllah’ı da yıprattı. Musul ve erbil sahiplerine yazı yazan halife nasır lidinllah dukuk’ta toplantı yaptı. Erbil sahibi de musul sahibi olan bedreddin lülü’den yardım istemişti. Ama askerleri az olduğundan dolayı bir şey yapamadılar. On yıldan sonra m. 1231 yılında moğollar huvarızım devletini işgal edip m. 1231 yılında sultan celalettin menku berti’yi öldürmüşlerdir. Böylece moğollar önünde ırak ve asya batısının yolları açılmıştı. M. 1236 yılında moğol kuvvetleri erbil’i işgal etti. Moğol ordusunun ilk hareketi hülagü’nün verdiği emir üzerine cırmağan ve baycu liderliğinde erbil ve musul yolu ile rum diyar’ından bağdat’a yönelmek ve bölgeyi batı yönünden kuşattıktan sonra doğudan gelen hülagü ordusunu beklemekti. Hülagü’nün en iyi liderlerinden biri olan kitubuk, yanına moğol kağanları (suncak ve nuyan)’ı alarak loristan ve hozistan yolu ile sol taraftan abbasiler devletin başkentine doğru yöneldi. Ayrıca h. 655 yılında hülagü yanına argon kağanı, nasreddin litüsi ve bakan seyfeddin bitekçiyi alarak kırmanşah ve hilvan yolu ile hemden’den dicle’ye indi. Orada hülagü ırak’la kardeş olan dağlı bölge halkın güvenini kazanmaya çalıştı ve para vererek süleyman şah’ın birçok askerini yanına almayı başardı. Ayrıca musul sahibi bedreddin lülü ve fars hamen bölgesinde kağan olan ebu bekir, hülagü’ye mal ve adam verme gibi yardımlarda bulunmuşlardır. M. 1259 yılında mucahideddin eybek liderliğindeki abbasi kuvveti bağdat ile samarra arasında olan düceyil alanında moğollularla çalıştı. Bir savaşa dönen çatışma moğolların galip gelmesi ile sonuçlandı ve 200,000 savaşçıdan oluşan hülagü ordusu hanekin’den bağdat’a ilerledi. Muharrem ayının ortasında, doğu tarafından gelip bütün yerleri kuvvetleri ile kuşattı. Muharrem ayının sonunda savaş başladı. Moğollar bazı yerlerden girmeyi başardı. Ayrıca iyi bir çözüm bulmak isteyen halifenin bütün çabaları boşa gitmiştir. Halife ve ailesi m. 1258 yılında bağdat’a giren hülagü ordusunu karşılamak zorunda kaldı. Bu olay hakkında tarihçiler tarafından yazılan bilgiler belki de vasıf edildiği derecede kötü sayılmaz. Yani abartılmış olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü şehirde halife sarayı, okullar ve pazarın bazı dükkanları ufak zarar görmesine rağmen ayakta kalmıştı. Eğer olay hakkında doğru bilgi ve gerçeğe yakın bir resim çizmek istersek dikkatli bir şekilde moğollar gelmeden önce şehrin durumuna bakmamız lazımdır. M. 1184 yılında ırak’tan geçen ebu cabir bağdat’ın varolduğuna işaret etmiştir. Irak’ın diğer şehirlerinin ise fethinde tehlikeli tahribata uğramadığını belirlemiştir. Ayrıca asıl yurtları moğolistan bölgelerinde olanlar ve türkiye’de yaşayan türkler asıl türkler sayılır.
6.Osmanlı yönetim döneminde türkmenlerin ırak’a girmeleri:
önceden osmanlılar kabi adı ile bilinen türk gaz oymaklarına mensuptu. M.13ncu yüzyılda orta asya’dan anadolu’ya yönlenmiş ve 1258 yılında dünyaya gelen osman gazi, güçlü bir beylik kurmayı başarmıştı. Safevi ailenin kurucusu olan şah ismail m. 1508 yılında ırak’ı akkoyunlu istilası altından çıkarıp işgal ettikten sonra hükümdar olarak ibrahim hanı’yi tayin etmiştir. Kendisi de fetih hareketleri ile uğraşarak memleketin sınırlarını doğudan hirat’a ve batıdan diyarbakır’a güneyden bağdat’a kadar uzatmıştır. M. 19ncu yüzyıl, safevi ile osmanlılar arasında meydana gelen şiddetli bir çekişmeye şahit olmuştur. 1514 yılında çaldıran savaşı yapıldı. Osmanlılar ırak’ın kuzeyini alıp diyarbakır, mardin ve musul’da hakimler tayin etmiştir. Ayrıca osmanlı kuvvetleri komutanı olan bikli mehmet paşa ve erdemli bilgin idris bedlisi ile işbirliği yaparak safavi devletine ait (musul, ana, hadise, sıncar, telafer, ebu ömer, amadiye, erbil ve kerkük) şehirlerinde yönetimini almasını başarmıştır. Türkmenler güneyden mendeli ve kuzeyden kerkük arasında olan köy ve şehirlerde yaşarlar. Diğer bir gurup da musul şehrinin kuzey ve batı kısımlarında özellikle telafer’de yaşarlar ve bunlar türkçe olan özel bir şive ile konuşurlar. Daha sonra osmanlıların en büyük sultanı olan süleyman padişah oldu ve döneminde ırak, birinci cihan savaşının başlangıcına kadar osmanlı devletin bir parçası olarak kaldı. Ayrıca döneminde devletin sınırları almanya, avrupa ve kızıl denizine kadar uzanmıştı. M. 1595- 1603 yılında üçüncü mehmet döneminde osmanlı devleti bir yandan avusturya ile olan savaşla ve öte yandan asya’da olan ayaklanmaları bastırmaya çalışırdı. Osmanlı döneminde olan olaylar dizisi 1633 yılında farsların ikinci defa olarak ırak’a girmelerine fırsat hazırlamıştı. Osmanlı devleti gelişmeye başladığı dönemlerde safevi devleti özellikle şah abbas’ın ölümünden sonra m. 1629 yılında durumu kötüleşmeye gidiyordu. Bu oluşumdan faydalanan dördüncü murat üçüncü sefer olarak bağdat’ı nüfuzu altına almayı başarmıştır. Osmanlı seferi ile çok sayıda oğuz ırak’a girdi. Bu açıdan seferlerin en önemlisi kanuni sultan süleyman ve 1638 yılında dördüncü murat seferi oluyor. Bağdat’ı safevilerin elinden alıp içine kendisi ile gelen türkleri yerleştirmiştir. Ayrıca yeni gelen türkler ve eskiden burada olan türklerle aynı yerde yerleşip kaynaşmaları doğal bir şeydir. İnsanların çoğu ırak’ta olan türkmenleri osmanlı seferleri ile gelen türklerden olduklarını sanır. Ama tarihi gerçekler türkmenlerin ırak’ta varlığını h. 54 yılında olduğunu ispatlamıştır. Ayrıca osmanlı seferleri ve bağdat’a girişi h. 941 yılında başlamıştır. Bu bilgilerde ırak’ta türkmen varlığı hakkında tüm endişeleri reddetmektedir. Çünkü ırak’ta türkmen varlığı hakkında araştırma yapan insanlar tarihi gerçeklere dönmeden onların varlığını osmanlı döneminden olan seferlere bağlamışlardır.
Dördüncü ünite
1.Türkmenler ırak’ın yeni ve çağdaş tarihinde:
ırak toprakları uzun tarihi boyunca değişik nedenlerden dolayı birçok savaş, çatışma ve olaylara sahne olmuştur. Kuzey doğuda olan dağlık bölge ve güney doğudaki büyük çöl görünümü ırak’ın önemini özellikle savaşlar döneminde artırırdı. Çünkü bu bölge, değişik ulus ve dinlere mensup olan insanların geçiş koridoruydu. Genellikle ırak nüfusu dağları konut bilen kürt ve ovalarda oturan araplardan oluşur. Bu iki topluluk arasında da kendi dil, adet ve geleneklerini koruyan türkmenler yaşarlar. Dolayısıyla türk yada türkmen lafı kürt ve arap bölgeleri arasında yaşayan insanlara denir. Zamanla bölgeleri gelişip şimdiki telafer, guver, mahmur, altınköprü, kerkük, dakuk, tuzhurmatu, kifri, hanekin, ve mendeli şehirlerine dönüşmüştür. Irak’ta 1925 yılında çıkan ilk anayasa kürtçe, arapça ve türkçe basılmıştır. Ancak 1933 yılında yapılan düzeltmelerden sonra 17nci maddesinde şöyle diyor: “ülkede arapça dil olacaktır” ama 1931 yılında bu madde ile ilgili 74 sayılı mahalli diller kanunu türkmenleri istisna etmiştir ki içinde: “yargı işleri, kerkük ve erbil gibi türkmen bölgelerinde türkçe olması lazımdır” 1950 yılında hükümet okullarda türkçe dilin kullanılmasını azaltmaya başlamıştır. Daha sonra 24 ocak 1970 tarihinde resmi bir kanunla ilk okulda türkçe eğitim yapma kararı aldıktan bir yıl sonra hükümet aynı kararı hiç bilip okulları kapatarak türkçe ile eğitim yapmayı yasaklamıştır.
1970-1980 yılları arasında türkmenler çeşitli terör işlerine maruz kalmışlardır. Bazı liderler tutuklanıp yargılanmış yada suni yargılarla hapiste yatmışlardır. Irak hükümeti kullandığı insanlık dışı siyasete rağmen türkmen halkını bir türlü mücadele yolundan uzak tutmayı başarmamıştır. Onlar dedelerinin yurdunda hep gelenek ve milli varlıklarını canlandırmaya çalışmışlardır.
2.Irak’ta Türkmenlerin yerleşim yerleri:
türkler, kürt bölgeleri ile arap bölgelerini birbirinden ayıran bölgede yani kuzey batı ve güneye doğru uzanan çizgi arasında yaşamaktadırlar. Bu bölgede şu köyleri kapsamaktadır: “telafer, dicle ırmağı sol tarafına düşen ve erbil ile musul şehirlerinin güney doğusuna düşen köyler, altın köprü, kerkük, tazehurmatu, tuzhurmatu, kifri, hanekin, kara tepe, kılar bat ve mendeli ”erbil siyasi yargıcısı dıpliyolar bu konu hakkında şöyle yazmıştır: ingiliz işgali döneminde türkçe konuşan yani türk olan iki bölge vardı. Birisi erbil ve diğeri küçük zap ırmağındaki bir ada ortasına düşen altın köprü. Ayrıca hüseyin fazıl kerküklü, erbil, ve türkmenlerin yaşadığı diğer bölgeler hakkında çıkarttığı “musul problemi” adlı kitabında şöyle demiştir: bu şehirlerde yaşayan insanların aslının türkiye’den olduğu kanıtlanmıştır. Üstelik türkçe konuşmaları yanında görgülü ve şahsiyetli türk imişler. Ayrıca hükümet gözetimi altında çıkan ilk gazete türkçe basılmıştır. Ayrıca erbilde ki beş muhtarın aslının türk olduğu belirlenmiştir. “el- tecdid el- hazari likalet erbil” (erbil kalesinin çağdaş yenilenmesi) adlı kitabın yazarı haydari da şöyle demiştir. “erbil kalesi osmanlıların son döneminde görgülü şahsiyetlerin konut yeri idi”. Öte yandan bir türk erbil şehri hakkında şöyle demiştir: erbil şehrinin merkezinde olan kale, üç mahalleden oluşmaktadır. Doğuda saray, güney batıda tophane ve kuzeyde tekke mahallesi. Bazı tarihçiler bu türkmenlerin abbasi halifeler döneminde ırak’a giren selçuk türkmenlerinden olduğunu iddia ediyor ki bir zamanlar devlet gücünü ellerine alıp bağdat, musul gibi vilayetlerde hüküm sürerek halkı ile karışmışlardır. Bir kısım tarihçilerde bu türklerin bağdat’ı kurtarmak için farslar aleyhinde dördüncü murat tarafından hazırlanan ordu erlerinden olduğunu öne sürmektedir. Çünkü ordunun işi tamamlandıktan sonra bir bölümü dönerek diğerleri bağdat’ta kalıp güney ve kuzey eyaletlerinde bulunan türkler’in yaşadıkları çizgi üzerinde yaşamışlardır. Zamanla bu türkler yaşadıkları çizgi üzerinde bir garnizon oluşturarak bölgede bulunan devşirme topluluklarına mensup olmuşlardır. Ayrıca anadolu ile ırak’ı birbirine bağlayan bu çizgi üzerindeki köy ve şehirlerde yaşayan türkler, değişik sultan ve hakimlerin yardımı ile toprak sahibi olup tarım, sanayi (endüstri) ve memurluk gibi mesleklerle uğraşmışlardır. Tarihçilerin bazıları ise türkmenler neslini ikiye ayırmıştır:birincisi, dokuzuncu çağda abbasi halifelerini savunmak için ırak’a giren ücretli askerler nesli. İkincisi, orta çağlarda ırak’a saldıran türk ve moğollar nesli. Bu türklerin konut yeri güneydeki kürt bölgeleri ile mendeli arasına düşen köy ve şehirlerdir. Yani kuzeyde kerkük ve musul şehrinin kuzey ve batısındaki bölgelerdir. Özellikle telafer’lilerin kullandıkları dil ise çoğunlukla türkçe’dir. Ama büyük bir kısmı arap ve kürt bölgelerine yakın olduğu için türkçe yada arapça konuşmaktadır. Bölgede türkmenler, ırak batısındaki sıncar’dan başlayıp telafer merkezi neyneve ve erbil kuzeyinde olan bölgelerde yayılmışlardır. Bu da türkmenlerin sadece bu yerde yaşadıkları anlamına gelemez. Çünkü değişik nedenlerden dolayı ayrı ayrı yerleri konut bilmişlerdir. Örneğin güneydeki mendeli ve kuzeydeki kerkük arasındaki bölgeler yani kürt bölgesinin batısındaki köy ve şehirler. Ayrıca kullandıkları dil özel bir türk şivesidir. Üstelik çoğu da arapça’yı iyice bilmektedirler.
3.Nüfusları:
ırak hükümeti açıktan devamlı türkmen nüfusunu azaltmaya çalışmıştır. Dolaysıyla şimdiye kadar türkmen nüfusunu belirten tarafsız bir sayım yapılmamıştır. 1957 yılında yapılıp sonuçları 1959’da açıklanan sayım da ıraktaki türkmenlerin sayısını yaklaşık 567.000 kişiydi. Yani ırak’ın toplam sayısında yaklaşık %10 du. Ama ırak hükümeti her türlü yolu deneyerek bu gerçeği saklamaya çalışmıştır. Fakat 1957 sayımına göre kuzey ırak’ta sayıları %73 oranında bulunan türkmenler şu anda ırak halkların genelinde üçüncü sırada gelmektedir. Irak’ın toplam sayısında ise yaklaşık %29,6 oranını oluşturmaktadır. 1957-1977 yılları arasında nüfus artısı %1 oranından daha az olduğu görülmektedir. Genellikle ırak’ta türkmen oranın 1957-1977 yılları arasında %2,1 oranından %1,2 oranına düştüğü anlaşılmaktadır. Yukarıdaki bilgilere göre türkmen oranı devamlı azalmaktadır. Nedeni ise:
a.türkmenler kuzey ırak’ta özellikle telafer’den musul’daki sıncar, erbil, kerkük, hanekin ve diyale’den mendeli’ye kadar uzanan bölgelerde zorunlu göçe maruz kalmışlardır.
B.ırak hükümeti kürt halkına kullandığı asimilasyon politikasını türkmenlere de kullanmıştır.
Irak’ta nüfus artış oranı %3,2 olduğu halde türkmenlerin toplam sayısı 1994 yılında kerkük, erbil, musul, salahattin ile diyala’ya bağlı köy, kasaba ve bağdat’ta yaşayanlar dahil en kötü tahmine göre yaklaşık 3,000,000 kişidir.
Sonuç
ırak’taki türkmenler eski zamandan beri vatanlarından şimdiki yurtlarına ya akarak, ya sığınarak, yada saldırarak gelmişlerdir. Ayrıca belirttiğimiz gibi türkmenler değişik zamanlarda ırak’a yerleşip halkla kaynaşmışlardır. Ama çoğu zaman onlar osmanlı devletin kalıntısı olarak nitelendirilip kendi kültür ve medeniyetlerinden uzak tutulmuşlardır. Türkmen halkı kendi tarih ve kültürünü her zaman muhafaza etmeye çalışmıştır. Türkmen tarihi bir çok insanlar tarafından bilinmeyen ve gereken önemi görmeyen bir görünüm sergilemektedir. Ama hakikat böyle değildir. Tarih çağlarını birbirine bağlayan dönemlerden türkmenlerin tarih ve kültürünü anlatan bir çok kitap ve kaynaklar bulunmaktadır. Her ne kadar bu kaynaklar baskı gücüne maruz kalsa da yine de türkmen varlığının uzak ve yakın gerçeğini kimse örtbas edemez. Bunun için günümüzde tarihi, sosyal, siyasi ve her yönüyle incelememiz gereklidir. Ayrıca tüm çabaları birleştirip türkmen varlığını. Canlandırmalıyız. Amacımız zaten gerçek tarihi anlatmaktır. Her ne zaman insan gerçeği bulursa saadeti de bulur. Son olarak bu inceleme, türkmenlerin tarihi dönemlerini açıklayan mütevazi bir teşebbüstür. Umarım okuyanlara yararı olur.