Tekil İleti gösterimi
Alt 03.09.2007, 18:44   #13 (İleti Bağlantısı)
tunas_turan
Yeni Üye
 
Üyelik Tarihi: 30.08.2007
Yaş: 28
İletiler: 27
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Alıntı:
Barbaros adlı Üyeden Alıntı İletiyi göster
Bey,

Biraz cevap yazalim. Elbette ordumuzu Irak ordusyla hic kiyaslamiyorum. Bir silah sistemini teknik acidan ve elbet yüzeysel bir sekilde kiyasladim. Benim merak ettigim soru suydu ve cevabini bilmiyorum: ABD'nin saldirdigi ülkeler neden 1-2 ABD ucagini düsürmekten aciz? Yani bu iste bir yalnislik var, cok önemli bir seyi kaciriyor olmayalim. "Bizim basimiza gelmez demeyelim bilimsel sekilde sistem analizi yapalim." diyorum. Hatalimi düsünüyorum?

.....
Barbaros Bey,

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda görüyorum, Irak'ta da Afganistan'da da şu ana kadar 10'un üzerinde Amerikan savaş helikopteri, 5 ya da 6 tam emin değilim, savaş uçağı düşürüldü. Hem de o teknik imkansızlıklarla yaptılar bunu. Bizim kara ve hava gücümüz, Amerika'nın "şu anda" savaşmayı göze alamadığı İran'dan bile kat kat üstün. Son Lübnan savaşını saymazsak, İran'dan daha iyi hava kuvvetlerine sahip İsrail Hava Kuvvetleri'nden daha iyi durumdayız. Tabi bu işin ayrı bir boyutu..

Benim burada değinmek istediğim asıl nokta şuydu, tam ifade edememişim;

Diplomasi günümüzün en değerli bilimidir. Uluslararası ilişkileri duygularla ya da komplolarla değerlendirip, gereksiz bir saldırganlıkla ya da kişiliksiz boynu bükük bir yaklaşımla hareket etmek, ülkeye telafi edilemeyecek zararlar verir.
Son 5 yılda bu saydıklarımın ikinci maddesinde yer alanlar oldu. Kişiliksizce oraya buraya el avuç açtık, korkakça davrandık.
Bunun tam tersi, aşırı asabiyet de, büyük zararlar verir tabi. Bu nedenle dikkatli, bölgesine hakim bir ülke izlenimi yaratacak kadar kararlı, "aman barış içinde yaşayalım kimse birbirine vurmasın" gibi bugünün gerçeklerine aykırı duygusallıklar yapmayacak kadar sert (Büyük Atatürk'ün Yurtta Barış Dünyada Barış ilkesine karşı değilim bu arada belirteyim hemen), TÜRKler'in, ki bunlara Türki cumhuriyetler de dahil oluyor, menfaatini koruyacak kadar kurnaz olmalıyız; Yani satranç oynamak zorundayız.



Irak'ın kuzeyine girersek bunun bize etkisi ne olur ve bundan nasıl sıyrılırız;
Öncelikle haddimi bilerek konuşmak ve yılların deneyimine sahip dışişleri bürokratları, büyükelçiler, diplomatlar, istihbarat ajanları gibi, bu işleri planlayan ve ona göre hareket etmemizi sağlayan bazı büyüklerimize karşı ukalalık yapmak istemem. O yüzden yazacaklarım sadece benim fikrimdir, "söylediklerim yapılırsa bu işi hallederiz" gibi bir ukalalığa ve haddini bilmezliğe girmeyeceğim.

1. senaryo: Irak'ın kuzeyine sorgusuz sualsiz 400 bin askerle girer, en çok 1 haftada kandil dağını kandil ovası yapar, ayrım gözetmeksizin vurarak terörün unsurlarını ortadan büyük ölçüde kaldırabiliriz. Böyle bir durumda Washington, BM ve NATO birkaç hafta öter o kadar. Geçecek 1 hafta süresince Washington ile görüşülür ve "Biz burada yalnız pkk unsurlarını değil, size karşı sürdürülen direnişi de engelleyeceğiz" der ve İsrail'in Lübnan savaşını örnek gösteririz olur biter. ABD de zaten en fazla birkaç hafta bağırır o kadar. NATO'yu da, terörle mücadele adı altında bağlarız.

Ayrıca "NATO kendini fesheder ve Türkiyesiz kurulur" sözünüze de katılmıyorum. Burada mesele NATO'nun bizi üyelikten çıkarıp çıkaramaMAsı değil, istese hemen çıkarır diğer üyeleri kafaladıktan sonra.
Çıkarmaz, çıkarmak istemez, bunu göze alamaz. Neyi göze alamaz? İran'a yakın bir Türkiye'yi tabiki.. Bu nedenle Irak'ın kuzeyinde ölecek olan birkaç bin kürt için Türkiye'yi kaybetme riskini göze alamayacaklarından, herhangi bir eyleme geçmezler (eylem derken savaş ya da operasyon değil, üyeliğin feshini kastediyorum)

2. senaryo: Büyük bir senaryo planlarız. Onlarca askerimizin şehit düştüğünü açıklar (ki böyle bir saldırı gerçekte olmayacaktır), tam o sıralarda 2 kürt köyüne baskın düzenleyip bunların Türk köyleri olduğunu söyler ve saldırganların Irak'ın kuzeyinden gelen kürtler olduğunu belirtiriz. Her ikisini de dünyaya büyük bir tantana ile duyurur ve "vatandaşlarımızın hayatı tehlikede" diyerek gireriz içeri. AB'den birkaç çatlak ses yükselir o kadar. Artık ülke güvenliği için Irak'a girilmesinin şart olduğunu, büyük bir duygusallık içinde, aynı Amerikan yönetiminin 11 Eylül'ün ardından yaptığı şekilde açıklarız ve tahmin ediyorum ki yine birkaç sesten başka birşey çıkmaz.

3. senaryo (bugünün şartlarında olmayacak birşey ama yazayım yine de): İran, Çin ve Rusya ile muhabbeti artırırız. Şangay İşbirliği Örgütü'ne gireceğimizi bildiririz. Tabi bu sırada kapı arkasında Washington'a, bu örgüte dahil olmamızın onların Irak'ın kuzeyindeki davranışlarına ve bize yönelik saldırıların bitmesine, kısacası Irak'ın kuzeyinde kürt unsurunun bitmesine bağlı olduğunu söyleriz. Tabi onların Irak'ın kuzeyinde isteyecekleri güvenliği bizim sağlayacağımızı da ekleyerek. Ertesi gün binlerce Amerikan askeri bölgede kürt avına çıkar, tek kurşun atmadan bitiririz bu işi.

Tüm bunlar, bugünün şartlarında ne kadar gerçekçi ve uygulanabilir senaryolar bilmiyorum. Çünkü, perde arkasında bilmediğimiz o kadar çok şey var ki...

Sözün özü: Türkiye zayıf bir ülke değildir. Son 5 yılda zayıf bir diplomasi ile yürütüldü işler, bitmiş ve muhtaç bir ülke imajı çizdik dünyaya. Türkiye, Ortadoğu bölgesinde feda edilemeyecek; Rusya, Çin ve İran'a yaklaşmasına tahammül edilemeyecek bir müttefiktir. NATO, üyelerinin arasında her zaman Türkiye'yi görmek isteyecektir. ABD, her ne kadar son 5-6 yılda ilişkileri sallansa da, Türkiye gibi bir ülkenin bölgede her zaman müttefiki olmasını ister.

Ülkeyi güçlü ya da güçsüz yapan hükümet değil devleti, ordusu ve geçmişidir. Biraz uluslararası diplomaside kıvrak, zeki, gerektiğinde sert ve kurnaz olmak gerekiyor.

Yani satranç masasına artık oturmak gerekiyor.

Saygılar
tunas_turan Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla