|
Otağ Yöneticisi
Üyelik Tarihi: 19.01.2005
İletiler: 2,150
|
Necip Fazıl, ahlaksız bir yaşam sürerken, Abdülhakim Arvasi'yi tanımasıyla birlikte, Arap tarzı ahlaksız yaşama yatay geçiş yapmıştır. Necip Fazıl'ı derinden etkileyen şeyhi olan Abdülhakim Arvasi, kürt Teali Cemiyeti kurularından olan Şefik Arvasi'nin yeğeni, Türk-İslam sentezinin yaratıcısı ve ülkücülerin fikir babası olan Seyyit Ahmet Arvasi'nin babasıdır. Söz konusu kişilerin birbirleriyle olan bu bağlantıları bile Necip Fazıl'ın kim, hatta ülkücülerin amaçlarının ne olduğunu anlamaya yetmektedir.
Necip Fazıl denen Atatürk düşmanı aşağılık adam, Atatürk'ten esinlenerek yazdığı "Gençliğe daha doğrusu Ümmet çapulcularına hitabesinde" şöyle der:
"Son yarım asır!.. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde planında kurtarıldıktan sonra ruh planında ebedi helake mahkumiyet."
Necip Fazıl, burada üst örtülü bir biçimde Atatürk'e, Laik Cumhuriyet'e söz söylemektedir. Ruh dediği de, temeli İbrani efsanelerine ve hurafelerine dayanan, dogmatik ilkel Arap ideolojisine uygun yaşam biçimidir. Oysa ki, Atatürk olmamış ve Cumhuriyeti kurulmuş olsaydı, Necip Fazıl gibi rezil hainler başta olmak üzere, tüm ümmet köpeklerinin dişileri haçlıların fantezisi, camileri de pavyonları olmuş olacaktı. Ancak "Bok böceği gül suyunda yaşamazmış" hesabı, ülkenin ve milletin, üstün insan Atatürk'ün devrimleri sonucu elde ettiği çağdaş kazanılar ile uygarlığa giden yolda attığı adımlar, elbette Necip Fazıl gibi soysuzları ve ayaktakımını mutlu etmeyecekti. Çünkü onlar ancak; hurafelerin ve doğmaların inanç olarak kabul edildiği; ilkel, geri kalmış, karanlık ve kasvetli bir ülkede, "belhümadallar" yani havandan aşağı olanlar gibi yaşamaktan mutlu olabilirlerdi.
Necip Fazıl, Türklüğü kavanoza, İslamiyet'i de bala benzetmiş ve "Türklük bir kavanozsa, İslamiyet baldır. İslamiyet olmasaydı Türklük içi boş bir kavanoza benzerdi" demiş.
Necip Türklüğe bu şekilde hakaret ederse biz de deriz ki: "Türklük, ipek kumaştan yapılmış değerli bir elbiseyse, İslamiyet de bu değerli elbiseyi yiyip kemiren bir güvedir."
Necip Fazıl, ideolojisi gereği cesur ve yürekli bir kişi olmadığı için, üstün insan Başbuş Atatürk'e direk dil uzatma cesaretini gösterememiştir. Tüm dinciler gibi Necip Fazıl da, içten pazarlıklı, takiyyeci, yüzsüz, utanmaz bir kişi, sinsi bir engerekti. Atatürk'ün bugünkü adıyla Tunceli olan Dersim'de kürtleri cezalandırarak imha etmesi, tüm hainler gibi Necip Fazıl'a da dokunmuştu. Atatürk'ü direk eleştirecek yüreğe sahip olmayan Necip Fazıl (Gerçekten de çok "necip" öyle ki soysuzluk yüzünden kesif bir biçimde akıyor) Atatürk'ün Türkçülüğünü bir kez daha göstermiş olduğu bu uygulamasını sinsice eleştirerek, Dersim'de gebertilen kürtler için ağıt yakmış ve bu kutlu icraatı da "Son Devrin Din Mazlumları" adlı kitabında "Doğu Faciası" adını verdiği bölümde eleştirmiştir.

Necip Fazıl Kısakürek
Necip Fazıl'ın ilgili kitabından aldığımız bir paragraf:
"En aşağı 50.000 müslümanın kanını ve canını ihtiva etmesi bakımından, kalın hatlarıyle bir harita gibi çizdiğimiz ve şu anda yalnız ana prensip ve mânasıyle tesbit ettiğimiz bu facianın, tarihte bir benzeri gösterilemez.
Babalarını arayan ve yanına gitmek istediklerini söyleyen iki mâsum çocuğun Hozat Kaymakamı tarafından süngületilerek babalarının yanına gönderilmesi... Kendisinin öğretmen ve köy halkıyla alâkasız bir şahıs olduğunu iddia ederek alevler içinden fırlamak isteyen bir gencin, kalasla itilip alevler içine atılması ve karşısında sigara içilmesi... Buğday sapları üstünde yakılan, daha evvel kurşunlanmış bütün bir köy halkı... Annesinin karnından sivri uçlu âletle çıkartıldıktan sonra yaşamakta devam eden ve
hala topuğunda bu sivri uçlu âletin izini taşıyan çocuk... Bir dere içinde boğazlanan ve bu fiili yerine getiren cellâdın bulunması bir hayli zorluğa yol açan yirmi mâsum... Ve buna benzer daha neler, daha neler!.."
Bu yazı Necip Fazıl'ın gerçek yüzünü bir nebze de olsa göstermeye yeter. Yeri geldikçe, Necip Fazıl'ın nasıl bir hain ve sinsi engerek olduğunu anlatan yazılarımıza devam edeceğiz.
Necip Fazıl'ın ve ideolojisinin Türklüğün ve Laik Türkiye'nin geleceğini tehdit eden bir bomba olduğunu anlamak için, bugün Necip Fazıl'ın izinden giden kişilere bakmak yeterli olacaktır. Bu kişilere birkaç örnek verelim:
1- Elebaşlığını Salih Mirzabey takma adlı İzzet Erdiş'in yaptığı İslamcı kürt terör örgütü İBDA-C (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi). Bu terör örgütü adını, Necip Fazıl'ın, "Büyük Doğu" adlı dergisinden ve projesinden esinlenerek almıştır.
2- Bugün Cumhurbaşkanlığı makamına çöreklenen Abdullah Gül engereği, Necip Fazıl'ın sapık öğretisini benimsemiş olan ve O'nun yolundan giden kişilere verilebilecek başka bir örnektir. Abdullah'ın, gençlik yıllarında Necip Fazıl'a yazmış olduğu mektuplarda Necip Fazıl'a "üstad" diye hitap ederek, O'na duyduğu hayranlığı ve Necip Fazıl'ın vereceği emirlere amade olduğunu ifade ettiği bilinmektedir.
3- Ayaktakımın, hainlerin, milli şuur yoksunu zevatların Başbakanı olan Tayyip efendinin de Necip Fazıl ekolünden geldiği bilinmektedir.
4- Necip Fazıl'ın yolunu benimseyen kişilerden biri de, Alparslan Türkeş takma adıyla tanınan ülkücülerin ruhani lideri Hüseyin Feyzullah'tır. Türkeş de çapulcularına hitap ederken, Necip Fazıl'ın üslubunu kullanarak, Laik Türkiye Cumhuriyeti'ne üstü örtülü bir biçimde taş atmıştır:
"Türklük gurur ve şuuruna, İslam ahlak ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısaca hak yolu, hakikat yolu, Allah yoluna çağırıyorum. Modern medeniyetin en ön safına geçmek üzere çağlar üzerinden sıçramaya çağırıyorum. Hareketin adını isteyenlere açıkça ilan ediyorum:
Yeniden maneviyata dönüş..."
Türkeş, bu paragrafın son cümlesinde, "Yeniden maneviyata dönüş" demektedir. Bu cümlenin açılımı da, "Laik Cumhuriyet maneviyatımıza ve dinimize darbe indirdi"dir. Kısaca Türkeş bu cümlesiyle, üstü örtülü bir biçimde Atatürk'e dil uzatmaktadır. Oysa Türkeş'in maneviyat dediği şey, Türk töresinde zaten vardır. Çünkü Türk İslamiyet'ten önce de yüceydi. Oysa Türkler, İslamiyet'i kabul ettikten sonra; Türk soyu kırıldı, alfabesi, dili, kültürü, töresi perişan oldu. Türk'ü Türk yapan bu unsurlar yok olduktan sonra Müslüman olunsa ne olur? Yanıtını yine ben vereyim: Araplar, Farslar, Mazlezyalılar, Endonezyalılar, kürtler vb. bilumum aşağı milletler ve topluluklar gibi ilkel, geri ve soysuz olunur. Keramet İslamiyet'te olmuş olsaydı bu saydığım mahlukat hidayete erer; çağdaş, uygar ve üstün birer millet olurlardı. Kısaca, Necip Fazıl'ın, Türkeş'in vb. hurafeci dogmatik inançlı sığ beyinli sıradan kişiliklerin tüm tezlerini bu şekilde yalnızca birkaç cümleyle de çürütebiliriz.
Mhp, Türkeş'in ihaneti ve soysuzluğu yeğlemesi nedeniyle Atsız fikirlerinin yerine, ümmetçi Seyit Ahmet Arvasi'nin fikirlerine ilaveten, Necip Fazıl'ın fikirlerinin temeli üzerine inşa edilmiştir. Necip Fazıl'ın o zamanlar çıkarmış olduğu "Büyük Doğu Dergisi'nde, "Kısakürek ve Türkeş anlaşması" başlığıyla bir yazı çıkmış ve derginin kapağına Necip Fazıl ve Türkeş'i yanyana gösteren aşağıdaki resim konmuştu.

Necip Fazıl Kısakürek - Alparslan Türkeş
Büyük Doğu Dergisi'nin bu sayısında Türkeş'e yer verilmesiyle ilgili olarak ülkücü kesim tarafından yapılan yorum şöyleydi:
"Haberiniz var mı. Kısakürek ile Türkeş anlaştılar...
Necip Fazıl’ı kazandık, Bundan böyle onunla el eleyiz...
Büyük Doğu’nun ilk sayısında kapak resmi Türkeş’e ait. Derginin altı sahifesi de bize tahsis ediliyor!"
Mhp'yi hala milliyetçi bir parti ve Türkeş'i de başbuğ olarak gören gafiller için bilmem bu örnek bir şeyler ifade ediyor mu?
Necip Fazıl'ın yolundan giden zevatlara ve o zevatların geldikleri makamlara baktığımızda, Necip Fazıl'ın Gençliğe Hitabesi'nin sonundaki:
"Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!"
dizesini boşuna yazmadığı anlaşılmaktadır.
Bugün, Necip Fazıl'ın hayalleri bir anlamda gerçekleşmiş bulunmaktadır. Fakat bu hayaller yarım kalmaya mahkumdur. Zamanın bizi nasıl haklı çıkardığını dost düşman herkes görecektir.
Bugün, Türkiye'de ideolojik anlamda üç akımın temsilcisi aynı zamanda edebiyatçı olan üç fikir adamı, idol durumundadır. Komünistlerin idolü Nazım Hikmet, Şeriat özlemcilerinin ideolü Necip Fazıl ve Türkçülerin idolü olan ulu kişilik Hüseyin Nihal Atsız'dır.
Nazım Hikmet'in ve Necip Fazıl'ın ideolojileri devletin çeşitli kademelerinde, siyasette, basında, ekonomide vs. alanlarda temsil edilmiş veya edilmektedir. Oysa Nihal Atsız'ın ideolojisi henüz hiçbir alanda temsil edilip, uygulanma şansı bulmamıştır. Bunun böyle olmasının sebebi de, sözde milliyetçi, özde ise ümmetçi bir siyasal parti olan Mhp'nin, Türk milliyetçiliğine sahip çıkıp tekeline almış olması, 38 yıldır Türkçülüğü baltalayıp, etkisizleştirmesidir. Mhp'nin tüm ihanetlerine ve olumsuz şartlara rağmen kazananın gerçek Türklerin olacağına olan inancımız, ırkımızın üstünlüğüne olan inancımız gibi tamdır.
Biz yüzde yüz Türk olan gerçek Türkler ve Türkçüler ise bu ihanete, "dur!" demek için 7 yıl önce teşkilatlanarak Türkçülüğü yeniden diriltmek ve şahlandırmak gayesiyle yola çıkarak, işe sıfırdan başladık. Bununla da yetinmeyip, İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte de, turkcu.net sitesi başta olmak üzere, çeşitli İnternet ortamlarında bu kutlu davayı geniş kitlelere ulaştırmaya çalıştık ve bu çalışmalarımıza hala devam etmekteyiz.
Şimdilik sadece İnternet'teyiz çünkü bizler, diğer siyasal oluşumlar gibi haçlıların veya Arapların desteğini arkamıza alarak bir şeyleri var etmiyoruz.
Bizler inanıyoruz ki, günü gelecek tarihler, "Bazı aklı evvellerin önemsemeyip, küçümsedikleri sanal acunda, Bozkurtların yeniden dirilişini ve gerçek yaşamda Bozkurtların yeni bir Ergenekon Destanı'nı nasıl yazdıklarını" yazacaktır.
Yukarıda belirttiğimiz üzere, üç fikirden ve bu üç fikrin idollerinden, yalnızca Türkçülüğün ve Nihal Atsız'ın fikirleri yaşama geçmemiştir. Bunun anlamı şudur: Sıra Atsızcı Türkçülüğün yaşama geçirilip, uygulanmasındadır. Bu da, er ya da geç gerçekleşecektir. Büyük Türkçü Ziya Gökalp''in fikirlerini yaşama geçirip uygulayan Başbuğ Atatürk nasıl çıkmışsa, çağın gereklerine uydurulmuş Türkçülüğün fikir babası olan büyük Türkçü Nihal Atsız da fikirlerini yaşama geçirip, uygulayacak bir Gökbörünün çıkması kaçınılmazdır. Bunu bize duygularımız değil, Türk tarihi söyletmektedir. Çünkü şuurlu Türkler bilirler ki, bir Gökbörünün ortaya çıkması ve Türk milletinin şahlanması için ülkenin ve milletin içine düşmüş olduğu kötü durumun son noktaya gelmesi gerekir. Bu son nokta da yaklaşmaktadır. Türkçüler iktidara, sapık ideoloji sahipleri gibi zırt pırt değil, yüzyılda bir gelirler ama bir gelirler, pir gelirler. Türkçüler iktidara geldiğinde de, ırmakların yatağı değişip, dağlar taşlar yeniden şekillenir! Yeter ki; sabırlı, azimli ve inançlı olalım. Sabırla koruk helva olur. Son gülen de, aşağı bir milletin ideolojisinin bayraktarı olan Fetullah Gülen değil, soylu bir milletin soylu ülküsünün temsilcileri olan Türkçüler olacaktır.
Tanrı Yemliha uykusunda olmayan ve milli şuurunu koruyan Türkleri korusun!
Atsızcılar
__________________
Türk, Tanrı'nın; Atsızcılar da Türk'ün öfkesinden yaratılmıştır.
|