Tekil İleti gösterimi
Alt 01.11.2007, 01:57   #6 (İleti Bağlantısı)
Jöntürk
Türkçü
 
Jöntürk - ait Kullanıcı Kimlik Resmi
 
Üyelik tarihi: 29.07.2007
Yaş: 26
İletiler: 365
Jöntürk Rss Beslemesi





15 Temmuz 1974 Darbesi


Kıbrıs’ta nihai amaç ENOSİS’ti, ama bunun kimin tarafından ve hangi yoldan gerçekleştirileceği konusunda Makarios’la Cunta birbirlerine düşmüşlerdir. Makaryos’un Cunta lideri General Gizikis’e gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli meşhur mektubu, bardağı taşıran son damla olmuştur. Yunan Cuntası’nın 15 Temmuz’da başlattığı darbe pek çok Rum ve Yunanlının hayatını kaybetmesine neden oldu. Makarios’u destekleyen AKEL ve EDEK’çiler katledilerek iktidar’a el konuldu ve geçici bir süre için Türk kasabı olarak bilinen Nicos Samson Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Bu arada Makarios Cuntacılardan kurtulup, durumu görüşmek üzere 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde konuşma yapmak üzere New York’a gitti. Bu konuşmasında Makarios, EOKA-B’yi terörist örgüt olarak niteleyerek, bunu Yunanistan’ın yönettiğini ve Kıbrıs’ta darbe yaparak adayı işgale yeltendiğini resmen açıkladı.



Binlerce Rum’un kendi ırkdaşları tarafından insafsızca öldürüldüğü ve Kıbrıs Türklerinin de can ve mallarına zarar verildiği darbe, ancak Türkiye’nin 1960 Garanti Antlaşmasından kaynaklanan hak ve görevlerini yerine getirerek gerçekleştirdiği Türk Barış Harekâtı ile bir son bulmuştur.


20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı

Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan koalisyon hükümeti, adadaki Yunan işgalini önlemek amacı ile müdahaleye karar verdikten sonra, diğer bir garantör devlet olan İngiltere ile birlikte müdahale etmek amacıyla görüşme yapmak için, 16 Temmuz 1974’te İngiltere’ye gitti. Yapılan görüşmeler sonucu İngiltere’nin ortak müdahale’ye yanaşmayacağı anlaşıldı.

Bunun üzerine Türkiye hükümeti 1960 Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan tek yanlı müdahale hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974’te Mutlu Barış Harekatını gerçekleştirdi. Türk Barış Harekâtı, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını engelleyerek adanın bağımsızlığını korumuş, Kıbrıs Türklerini topluca imhadan kurtarmış ve Kıbrıs sorununun gerekçi, hakça ve kalıcı bir çözüme ulaştırılması için gerekli siyasi ve coğrafi zemini oluşturmuştur.

Türkiye’nin 1974 yılında adaya gerçekleştirmiş olduğu müdahalenin, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yasal bir zemine dayandığı ve “işgal” olarak kesinlikle tanımlanamayacağı gerek Avrupa Konseyi’nin 29 Temmuz 1974 tarih ve 573 sayılı kararı, gerekse de Atina Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihinde aldığı 2658/79 sayılı kararla tescil edilmiştir.



Avrupa Konseyi 573 sayılı kararının 3. maddesinde;
“... Adada diplomatik yollardan bir anlaşmaya varılamamasından dolayı, Türk Hükümeti 1960 Garanti Antlaşması’nın 4. maddesine göre müdahale hakkını kullandı” denmektedir.
Atina Temyiz Mahkemesi ise karında;
“Türkiye’nin Zürih ve Londra Anlaşması çerçevesinde garantör devlet olarak Kıbrıs’a müdahalesi yasaldır. Asıl sorumlu, haklarında dava açılan Yunanlı Subaylardır” demektedir.


Kıbrıs Türk Federe Devleti

Rum-Yunan darbesi ve bunun sebebiyet verdiği olayları izleyen aylarda Cenevre Konferansı yapılmış ve bu Konferans’ta Kıbrıs’ta fiilen iki ayrı özerk idarenin bulunduğunu üç Garantör ülke olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından kabul edilmiştir. Ancak 1974’te kurulan ve Cenevre Deklarasyonu’nda varlığı te'yid edilen Otonon Kıbrıs Türk Yönetimi, Rumlarca 11 yıl devletsiz bırakılan Kıbrıs Türklerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli değildi. Yeni doğan özgürlük ortamında Kıbrıs Türkleri’nin politik, ekonomik, sosyal ve idari ihtiyaçlarını karşılamak ve Kıbrıs’ta ileride kurulacak iki kesimli federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti’ne zemin hazırlamak için Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti olarak yeniden düzenledi.

1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1963’te Kıbrıs Türklerinin idare dışına atılmaları ile başlayan ve önce “Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi” şeklinde gelişen bir sürecin sonunda ortaya çıkmıştır.






Nüfus Mübadelesi

Hiç şüphesiz 20 Temmuz Barış Harekatının en önemli sonuçlarından biri nüfus mübadelesidir. Nüfus aktarması ile her iki taraftaki esirler, yaralılar ve sivil halkın istedikleri bölgeye geçmesi sağlanmış ve iki toplumlu, iki kesimli federal bir Cumhuriyetin temelleri oluşturulmuştur. Dolayısı ile ne Kıbrıs sorunu, ne göçmen sorunu, ne de kayıplar sorunu 1974'de doğmamıştır. Bu sorunlar 1955'lerden beri Rum tarafının Türk Toplumuna saldırması ile, daha o zamandan doğmuştur. Ve başta gelen sorumlu da Rum liderliğidir.


KTFD’nin ilânını izleyen yıllarda bütün Rum tahrikleri ve uluslararası sahada Kıbrıs Türklerine karşı uyguladıkları politik ve ekonomik ambargolara rağmen toplumlararası görüşmeler sürdürülmüştür. Bu görüşmelerin Viyana’da yapılan 30 Temmuz-2 Ağustos 1975 tarihleri arasında üçüncü turunda Nüfus Mübadelesi Anlaşmasına varılmış ve bu Anlaşmanın Eylül ayı içerisinde BM gözetiminde fiilen uygulanmasıyla Güney’de kalmış 8.000 kadar Türk kendi arzularıyla Kuzey’e geçmiş, Kuzey’de kalmış Rumların birçoğu da kendi arzularıyla Güney’e gönderilmişlerdir. 1974 olayları ve sonrasında Güney’den Kuzey’e geçmiş Kıbrıslı Türklerin toplam sayısı 65,000 civarındadır.


1977-1979 Doruk Anlaşmaları

1975 yılında Viyana'da 6 tur görüşme yapılmış ve bu görüşmelerde soruna federal bir çözüm bulunması konusu ele alınmıştı.
6. turdan sonra görüşmelerin çıkmaza girmesinden 1.5 yıl kadar sonra, kilitlenmeyi çözmeyi amaçlayan Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Waldheim'a Makarios'la buluşma önerisi yapmıştır. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın bu önerisi epeyi zorlanmadan sonra, Rum toplumu lideri Makarios tarafından kabul edilmiş, görüşme, 12 Şubat 1977 tarihinde yapılmıştır.
BM Genel Sekreterinin gözetiminde yapılan görüşmelerde 4 maddelik bir ilke anlaşması imzalanmıştır.
1. Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, bağlantısız ve iki toplumlu olmalıdır.
2. Her toplumun yönetimi altındaki topraklar, ekonomik ve toprak verimliliği ile toprak mülkiyeti esasları ışığında görüşülmelidir.
3. Dolaşma, yerleşme özgürlüğü, mülkiyet hakkı gibi prensip meseleleri müzakereye açıktır. Bunların görüşülmesinde iki toplumlu federal sistem ve Türk Toplumu yönünden doğabilecek güçlükler de dikkate alınacaktır.
4. Federal hükümetin görev ve yetkileri, devletin birliği ve devletin iki toplumlu mahiyetini koruyacak şekilde olacaktır.
Jöntürk adlı Üye şimdilik çevrimdışı konumundadır   Alıntı ile Cevapla