|
Türkçü
Üyelik Tarihi: 29.07.2007
Yaş: 26
İletiler: 365
|
Laiklik insanların inançlarını, ibadetlerini, devlet yönetimini ve diğer insanların inanç, ibadet ve özgürlüklerini tehdit etmeden; onların özgürlüklerine karışmadan yerine getirme olanağıdır.
Ancak bizim ülkemizde bilhassa Avrupa'ya göre Laiklik tamamen farklı olarak uygulanmaktadır. Farklı olmasa bu ülkede her ay 100 binlerce imama maaş ödenmez, kuran kurslarında küçücük çocukların beyinleri zehirlenmez, tarikatçılar bukadar çok ve güçlü olmaz(hatta yokolur) fettoşun kurumlarına acil el konulur vs.
İç ve dış tehditlerde ister istemez ülkemiz politikasında değişikliklere yol açmaktadır. Öncelikle Türkiye için ab ve abd tarafından belirlenen ILIMLI İSLAM tamamen LAİKLİK anlayışına aykırıdır. Soğuk savaş döneminde sovyet rusyaya karşı, islam dünyasını birleştirme ve karşı koyma politikasında Türkiye'nin başrol oyuncusu seçilmesi, bunları sağlayabilmek için de özellikle menderesin demokrat parti zamanında Türkiye'ye çok miktarda para yardımı yapılması, bazi üniversitelerin kurulması Laiklik kavramının dış politikada malzeme olmasına neden olmuştur.
Amerika ve diğer kapitalist avrupa ülkeleri Türkiye'de ki islam merkezli ya da ılımlı islam denilebilecek şekildeki yönetim tarzına tam destek vermişlerdir. ama 11 eylül döneminden sonra abd yeni bir tehdit olarak gördüğü, kapitalist rejime ve dolayısı ile abd' ye olan karşı cepheleri yoketme anlayışında, islamiyeti yönetim tarzı olarak seçen ülkelere karşşı cephe almıştır. Buna rağmen Türkiye'nin model ülke olarak seçilmesi hala devam etmektedir. Batı dünyasi özelliklerine sahip, fakat hiç bir zaman batılı olamayacak ama aynı zamanda batı icin tehlike olmaktan çıkacak devlet modeli oturtulmaya çalışılmakta, dolayısı ile postmodern bir manda sistemi uygulanmaya çalışılmaktadır. Bu da Akp'nin yaptığı gibi islamın siyasi ve politik amaçlarla kullanılmaya çalışılması sonucunu doğurmaktadır. İşte bu durumda laiklik kavramının ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü Laikliğe gelebilecek zarar, bu tür ulkelerin sevr anlaşmasıyla başaramadiklarını postmodern bir anlayışla başarabileceklerinin bir göstergesidir.
Türkiye'de uygulanan Laiklik ile de batıda yani Avrupa'da(özellikle Fransa olmak üzere) temel anlayış olarak birbirinden çok farklıdır. Avrupa Laiklik anlayışını hıristiyanlık üzerine şekillendirmiştir. Bizim ise bunu islam üzerine yapmamız imkansızdır. Üç ortadoğu kökenli tektanrılı dinin temeli hemen hemen aynı felsefe üzerinden kurulmuşsa da, verdikleri emirlerin sıkılığı konusunda derin ayrımlar vardır.
yahudilik bu anlamda en sıkı kurallara sahip dindir, görece bir özgürlüğe yol açabilecek evrensel bir din olma iddiası dahi yoktur yahudilikte. hıristiyanlık ise devlet yönetimine, insanların medeni durumuna, nasıl yaşamalarına, hukuğa, ceza sistemine vs. en az karışan dindir. bu ikisinin arasında kalan islam dini ise direkt bir inanç/devlet/hukuk yönetimi anlayışıdır. İnananlarına nasıl yaşamaları gerektiğini, neler yemeleri, kaç kadınla evlenmeleri, kadınlarına nasıl davranmalarını, devlet yönetiminin nasıl olması gerektiğini, hangi suça ne tip bir ceza verilmesi gerektiğini(şeriat) vs vs. zorla dayatan bir dindir, bu bakımdan müslüman bir toplumun şeriatsız yönetilmesi zordur, belli şeylerin aşılmasını gerektirir. medeni hukuğun veya modern ceza hukuğunun uygulanması bile kuran'a karşı çıkıştır. açın bakın, incil koyunlardan, çobanlardan bahsedilen öyküler anlatırken, kuran şöyle yapın böyle yapın direktifleriyle bir hukuk kitabı özelliği taşımaktadır. Bu kadar yönetime katılma heveslisi bir dine inananların yaşadığı bir ülke olması nedeniyle, Türkiye'de din, ama aslında sünni islam, devlet kontrolü altındadır. Türk devletinin laiklik anlayışı, "dini işine karıştırmamak için ondan uzak dur"dan çok, "dini, kendi işine karışmaması için kontrol altında tut"tur. Bu amaçla oluşturulmuş imam-hatip okulları, dini eğitim'in Türkiye versiyonu olarak iş görmektedir. Aynı şekilde diyanet işleri başkanlığı da, devlet anlayışındaki din düşüncesinin yerleştirilmesi amacıyla uygulanır. Türkiye'de imam-hatip okulları, diyanet işleri başkanlığı, okullarda din öğretimi uygulaması, fener patriğinin ekümenik sıfatının tanınmadığının beyanı, cemevlerinin yok sayılması vs. türünden uygulamaların hepsi ülkemizde batılı anlamda bir Laikliğin olmadığının somut kanıtlarıdır. Türkiye'de islam dışı dinleri "öteki" gören, tüm müslümanları da sünni sayan garip bir anlayış vardır. Yapılması gereken eğitim seviyesini ve ekonomik refahı yükseltip, kendine ve halkına güvenen bir demokrasiyi oturtabilmektir.
Laiklik konusunda asıl kırılması gereken nokta ise öncelikle eşitsizliğin kaldırılması, devletin din kurumundan fransa gibi elini eteğini çekmesi değil ama her inanca eşit durabilmesi, herkese hakkını veren adil bir devlete dönüşebilmesidir. Din dersleri uygulaması mesela, yerinde bir karardır, din eğitiminin mahalle kurslarında yada küçücük çocukların beyinlerinin yıkandığı fettoşun kurumları ve kuran kurslarında verilmesindense okullarda sistemli, ölçülü ve kontrollü şekilde verilmesi yerindedir ama madem din içsel bir olguysa öncelikle isteyene(aile isteği) ardından da okulun bulunduğu bölgedeki belli bir çoğunluğa sahip inanışların her birinin eğitiminin verilmesi ile sağlanabilir.
|