Tekil İleti gösterimi
Alt 06.01.2008, 22:15   #32 (İleti Bağlantısı)
İlter Noyan
 
İlter Noyan adlı üyenin kimlik resmi
 
Üyelik Tarihi: 19.12.2007
Bulunduğu yer: İstanbul
Yaş: 26
İletiler: 70
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Türklerin İslâmiyeti kabûlu siyâsî bir olaydır. Devlet adamlarının siyâsî hesapları ve karşılıklı menfaatler netîcesinde gerçekleşen İslâma geçiş, târih boyunca siyâsî boyutta kalmış, fetih politikalarına yön vermiş, azınlıkları asimile etmek için kullanılmıştır. Devletin iç ve dış politikalarını yönlendiren İslâm, hiçbir zaman Türk insanınn toplumsal ve özel hayâtına egemen olamamıştır. Târihte İslâmiyeti Türkler kadar şuursuzca ve taassupla kabûl eden bir millet yoktur. Gerek Selçuklu, gerek Osmanlı'da yaşayan Türkler, (halktan bahsediyorum) Kur'an'ı sarıp, sarmalayıp duvarlara asmışlar, Kur'an'a hak etmediği bir kutsallık atfetmişler ve bir kere bile mânâsını merâk edip, okumamışlardır. Bu durum devlet adamlarının işine gelmiştir. Hangi inanç sisteminin uğruna, hangi kelâm uğruna can verdiklerini bilmeyen, amaçları sadece Yaratan'ın uğruna savaşmak olan yiğit Türkler ise, mârifetin îmanda değil, fıtratta, yâni Türk olmakta olduğunu, savaşları Türk olmanın verdiği kuvvetten ve üstünlükten kazandıklarını bilmeden cihad etmişlerdir.

Îslâmiyet, Arapların toplumsal yapısına son derece uygun, Arap coğrafyasına özgü bir inanç sistemidir. Meselâ Kur'an'daki cennet târifine göz attığımızda, "hurmalar, gölgelikler, yaşıt bâkireler, göğüsleri yeni çıkmış kızlar" gibi vaatlerle karşılaşırız. Hurma, bilindiği gibi, Arapların yaşadığı corafyada bolca çıkıyordu. Yâni evrensel anlamda bir ödüllendirme değildir. Gölgeliklere gelince; yaşadıkları iklimde cehennem sıcakları hüküm sürmekteydi ve Muhammed sıcaktan bunalan Araplara serin gölgelikler vaadinde bulundu. Yaşıt bâkireler ise, saf Arap erkeklerini etkilemek, onların İslâmiyete geçmelerini sağlamak için uydurulan bir yalandır. Göğüsleri yeni çıkmış kızları anlatmaya gerek yok; sanırım Muhammed'in fantezisiydi. Verilen örneklerden de anlaşıldığı gibi, İslâmiyet bir çöl dînidir, Türk kültürüyle alâkası yoktur.

İslâmiyetin mâhiyetini bilmeden, şuursuzca kabûl edenler târihte olduğu gibi, günümüzde de varlıklarını sürdürmektedirler. "Müslümanım" diyen bir Türk kadınına, "evden çıkarken kocandan izin alacaksın, eğer kocanın müsaadesi olmadan evden çıkarsan, yol boyunca melekler sana lânet yağdırır, kafana tükürürler" derseniz, kadın şok olacaktır. Çünkü o kadın belki de bugüne kadar kocasından izin almadan evden çıkmıştır. Evin ihtiyaçlarını almak için pazara gitmiştir, vesâire... Veyâhut aynı kadına, "sen tek başına şâhit olamazsın, şâhitlik için iki kadın lâzım" derseniz, mutlakâ bunu kabûl etmeyecek ve "olmaz öyle şey" diyecektir. Veyâ, "kocan senden başka üç kadın daha alacak" derseniz, hiddetlenecek ve "sıkıysa alsın, kafasını kırarım onun" diyecektir. Fakat ne hazindir ki bu kadın hâlâ müslüman olduğunu iddia edecektir ve ramazanlarda oruç tutacaktır. Şimdi örnekleri çoğaltalım; Türkiye'de ramazan ayı boyunca içki içilmez. Fakat ramazan biter bitmez meyhâneler dolup, taşar. Hâlbuki İslâm içkiyi temelli yasaklamıştır. Kur'an'ın hiçbir yerinde, "Ramazanda içmeyin, ramazan biter bitmez meyhânelere hücûm edin" diye bir âyet yoktur. Bir de türbelere gidip, vefât etmiş Türk ulularından yardım dileyip ve bu ritüellerin Şamanizmden geldiğini bilmeden, sanki İslâmın emriymiş gibi davranan insanlarımız mevcuttur. Ağaçlara çaput bağlamak, mevlüt okutmak, lokma dökmek, ölünün ayakkabılarını evin kapısının önüne koymak gibi Şamanizme âit inanışlar, câhil insanlar tarafından İslâmiyet sanılmaktadır.

Her Türk, aydın olmalıdır. Her Türk, târih, bilim, sanat gibi konularda bilgi sâhibi olmalıdır. Artık kulaktan dolma bilgilerle, hurâfelerle, bâtıl îtikatlarla medeniyete ulaşılamayacağını sağır sultan bile duymuştur. Sağır sultan bile duymuşken, Türk insanının duymaması yüreklerimizi acıtan bir hâdisedir. Mustafa Kemâl'in başlattığı kurtuluş hareketini çok yönlü değerlendirmek gerekmektedir. Düşmanlar savaş meydanlarında yere serilmiştir, fakat bir diğer düşmanımız cehâlet hâlâ milletimize taarruzlarda bulunmaktadır. İş yerlerine Mustafa Kemâl'in resimlerini asmakla, "Atam izindeyiz" diye slogan atmakla hiçbir yere varılmaz. Atatürk'ü iyi anlamalıyız, ilkelerini ve inkılâplarını iyi özümsemeliyiz. Türk milletinin kurtuluş reçetesini Atatürk ve Yüce Atsız yazmıştır. Bu reçete Türkçülüktür. Değerli Türk gençlerini Atsızcı harekete dâvet ediyoruz. Tanrı Türk'ü Korusun!
__________________
"Ey Türk gençliği! Sen Arap Muhammed'in mezarını İngiliz altınları için Türk esirlerini boğazlayan kahpe Araplara bıraktıktan sonra senin kâben Çanakkale, Sakarya ve Dumlupınar değil midir?"

Hüseyin Nihâl Atsız
İlter Noyan Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla