Sayın Bahar ECE, sıkıntınızı anlıyorum. Aslında neden böyle bir duruma düşmüş olduğumuzu da çok net anlamaktayım. Şöyle ki, Türkiye birçok dayatmaya maruz kalıyor;
Bunlardan Arap kültür dayatması ne yazık ki millet bilinci körelmiş insanlar tarafından istemli olarak benimsenmektedir. İnanma özgürlüğü olan insanlarımız ne yazık ki Arap milliyetçisi olan Allah'a inanmaktadır. Bunun doğal getirisi olarak Arap törelerini üstün görmektedir. Bir diğer kültürel yozlaşmanın ana sebebi de Kürt kültür ve yaşayışının hızlı, asalak bir şekilde memleketin her yerinde etkinliğini her geçen gün artırmasından kaynaklanmaktadır.
Bu sözde ülkücü zihniyetin temel fikri sistematiği Türk-İslam sentezi boyutunda gerçekleştiği için zamanla İslam yanı inançların tetiklediği duygusal gücü sebebiyle güçlenmekte ve Türklük benzeşme yoluyla kaybolmaktadır. Bu çok doğal bir gidişattır. Çünkü sentez dediğimiz şeyin ana sonucu birinden birinin gücünü yitirmesi ve kaybolmasıdır. Ya da çok az bir varlıkla bilinçsizce sürünmesidir.
Bugün Türk-İslam sentezi fikri yapısını paylaşan kişiler, çoğunlukla ümmetçi gizil gücü farkında olarak ya da olmayarak içlerinde bulundurmaktadırlar! Ülkücüler Türk-İslam devletlerinin geçmişini kendi öz geçmişleri olarak kabul ederler. Bu sebeple Nihal Atsız'ın fikirlerini benimseyen ve ondan manevi haz alanlara karşı neden düşmanca fikirler benimsediklerini anlamış olursunuz!
Ülkücüler her daim aynı çizgisizlikte devam etmişlerdir. Atsız'ın o dönem "ne yaptığını bilmeyenler" adlı makalesini okumanızı öneririm. Bu çapsızların pek değişmediği çok açık bir gerçektir!!!
Makalenin bir bölümünü alıntılıyorum. Devamını vereceğim ilişimden okuyabilirsiniz.
Yine bu 38’lerden Ebedî Senatör Ahmet Yıldız, karakol ve bankaların basıldığı, dükkânların yağmalandığı, bir polisin ölüp birkaç subayın yaralandığı anarşik 16 Haziran hareketi için "ayaklanma değildir" demişti.
Yine, 38’lerden, MHP üyesi ve eski Jandarma Yüzbaşısı Ahmet Er, seçim propagandası yaptığı sırada Türkiye'ye nizâm-ı Muhammedi'yi getireceklerini söylemişti.
Geceleyin köşe bekleyip bir kişiye birkaç kişiyle saldırmak gibi rezaletlerin Türkçülükte elbette yeri yoktur. Türkçülük sözünün eri olmak, ettiği yemine sadık kalmak ve yalan söylememektir. Türkçü taviz vermez ve politika yapıyorum zannı ile "biz Yahudi aleyhtarı değiliz; çünkü onlarla hiç savaşmadık" gibi gülünç sözler söylemez. Türkçülük makam hırsı ile bağdaşmaz.
Başkanlık vasıflarından mahrum insanların başkalarını kötüleyerek liderlik dâvası gütmeleri, hilekâr daltabanların oyuncağı olmaları kadar acıklı durum yoktur. Başkan olacak adamın bütün ömrü dimdik geçmiş olmalı, mazisinde kendisini küçük düşürecek bir zaaf bulunmamalıdır. Vaktiyle kendisini sorguya çekenlere "hatamı anladım. Beni affetmenizi istirham ederim" diye mektup yazanların liderlik dâvası Don Kişot cakasından başka bir şey değildir. Böyle liderler ilk seçimde silinmeye mahkûmdur.
Yüksek tepelere kartal da çıkar, bazen yılan da çıkar ama kartal yükselerek, yılan sürünerek çıkar.
NE YAPTIĞINI BİLMEYENLER