|
Necip Fazıl hakkında herşeyi sözlemişsiniz ama bir kaç şeyde ben ilave edeyim. Onun yeni çeriler hakkındaki bir kitabını okudum. Kitapdaki iafadelerine geçmeden önce şunu belirtmek istiyorum:
En yalancı insanlar bile, bazı zamanlar gerçeği söylemek zorunda kalır. Bunu istemeden yaparlar fakat, o gerçeği, ucundan bucağından keserek, dilinin ucu ile söylerler. İşte Necip Fazıl da bu duruma gelmiştir yeni çeriyi anlatırken.
Necip Fazıl yeni çeri'yi tarif ederken kitabında şu ifadeyi kullanmıştır: Yeniçeri, Türk ordusunun içindeki rum kanı ile fars kültürünün yoğrulduğu bizans ruhlu piçlerdir.
Kitabının bir başka yerinde de, Genç Osman'ın(II. Osman) tahttan indirilişini ve saray içinde dönen iğrenç oyunları anlattıktan sonra, bu oyunları yapanların hepsinin devşirme olduğunu belirtmiş ve şöyle demiştir:
''Yarabbim, bunların içinde bir tane has Türk evladı olsaydı böyle mi olurdu?'' ifadesini kullanmıştır. Fakat bu sözleri ile gerçeği söylemek zorunda kalmasına rağmen, işte o yakıcı gerçeği tüm boyutu ile dile getirmekten kaçınmıştır. O dile getiremediği yakıcı gerçek ise; devşirmeliğin ne büyük bir hata olduğu ve Türk kanının ne kadar asil olduğudur. Fakat necip fazıl bunu yapmamış, sadece birer cümle ile durumu kurtarmıştır kendince...
Ey necip fazıl, Türk'ün asil olduğu gerçeğinin saklanmasının ne kadar zor olduğunu sen de anlamışsın ama neden kendini bu kadar kasıp da bunu dile getiremedin? Seni engelleyen neydi?
Bu soruları necip fazıl hayranları kendilerine sorarak yanıt ararlar umarım. Çünkü biz bu soruların cevabını zaten biliyoruz.
|