Tekil İleti gösterimi
Alt 14.08.2008, 22:42   #18 (İleti Bağlantısı)
Temren
 
Üyelik Tarihi: 12.05.2008
İletiler: 145
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
Başka bir başlıkta AslanBey isimli bir üye, liberal ekonomi konusunda ki fikirlerimizi sormuştu. Bu konuda şimdiki başlıktan bağımsız olarak ve şahsına hitap ederek kendi fikirlerimi belirtmek isterim. Ekonomi konusunda uzman arkadaşlar daha teknik açıklamalar yapacaktır.

Ekonomi konusunda Türkçülerin ortak bir payda da buluşması önemli olduğu kadar salt bir zorunluluk değildir. Çünkü ülkenin mevcut şartları ve toplumsal durum bu konuda farklı farklı ekonomik yöntemleri dayatabilir. Türkçüler bilimin ve diğer bir çok etkenin ışığında belirli bir modeli zamanı geldiğinde belirleyecektir. Nihâl Atsız'ın makalelerinden de anlaşılacağı gibi ekonomik modeller Türkçülük konusunda kesin çizgiler arz etmez. Yani ekonomik model olarak çıkarlarımıza uygun olarak ne gerekirse o yönde hareket edilir. Yani Atsızcılar, bu konuda bilimsel yöntemlerin uygun bulduğu ve milli bir ekonomik model düşünürler.

Liberal ekonomi modeli, korumacı olmaktan ziyade Türkiye'yi güçlü ekonomiler karşısında zayıf ve çelimsiz bırakacaktır. Bu sebeple bu modelin gelişmekte olan ülkelerden ziyade gelişmiş ülkeler için uygun olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.


Türkiye'nin mevcut şartlarda izleyeceği model 1929 buhranı sonrası model alınan devletçi bir ekonomik yapıdır. Bu yapı Türkiye'nin gelişmesini tamamlaması için uygun model olarak görülebilir. Daha sonraki süreçte ekonomik yapının güçlenmesi ile milli duruşu kaybetmemekle beraber Türkiye'nin lehine olan her türlü ekonomik yöntem ve iş birliğine gidilebilir.

...Türkiye'nin kalkınması dâvası aynı zamanda onun tekrar büyük devlet olma davasıdır. Bu sebeple millî dâvayı, sadece servetin daha adilâne dağıtılması diye almak, millî ruhu anlamamak hattâ onu inkâr etmek demektir. Çünkü servet dâvası yalnız maddeye ilişkin olmakla insanî ihtiyaçların tamamını ifade etmekten uzaktır. Madde île birlikte mânâ da olmalıdır ki Türk toplumu ihtiyaçlarını karşılamış sayılsın.”

Yalnız servet ve refah bir topluma bahtiyarlık getirmez. Olsa olsa hayvanî bir rahatlık getirir. İsviçre çiftliklerindeki inekler de ahır, yem, bakım mükemmelliği yönünden refah içindedirler. Fakat bahtiyar sayılamazlar. Çünkü bahtiyarlık ruhî hazlarla duyulan bir haldir ve yalnız insanlara mahsustur. Ruh dediğimiz manevî değer yalnız insanlarda vardır...”

Nihâl Atsız'ın açıkça belirttiği gibi ekonomik model sadece servet bazlı düşünülmemelidir. Sadece servet ekseninde düşünen maddiyatçı bir toplum manevi gereksinimlerden uzaklaşacaktır. Ülküsüz kalan bir toplum ekonomik olarak ne kadar güçlü olsa da savaşçılığını yitirdiği için ekonomik olarak geri olmasına rağmen ülküsü olan bir millet karşısında daima yenilmeye mahkum kalacaktır.

...Kalkınma hamlesi hiç şüphesiz bilim metotları ile olacaktır. Fakat milletimizin toplum ve fert psikolojisiyle tarihî, millî gelenekleri, sosyal yapısı da hesaba katılmazsa, bilim metotları ile davranış gerekli başarıyı sağlayamaz. Çünkü nasıl ilâçlar, aynı hastalığa tutulmuş insanlar üzerinde aynı tesiri göstermiyorsa, bilim metodu da her toplum üzerinde aynı sonucu vermeyecektir...”

Alıntıdan anlaşılacağı üzere kalkınma hamlesi bilimsel yöntemler göz önüne alınarak yapılacaktır. Fakat salt bilimsel yöntemlerle yetinilmeyecek. Bunun yanında manevi hisler, toplum tarihi, birey ve toplum psikolojisi gibi türlü etkenlerde hesap edilerek uygun bir kalkınma ilkesi belirlenecektir.

...Kültürü, bilimi, tekniği ile birlikte ahlâkî ve erdemi ile de ileri ve üstün olacak Türkiye.. Yoksa, sadece refah ve zenginlik için yapılacak hamlenin, bir ticaret evi hareketinden farkı yoktur.

Devlet ile ticaret müessesesi başka başka şeylerdir. Ve devlet olmayı ticaret müessesi olmakla karıştıran topluluklar, daima başkalarının gölgesinde yaşamaya ve ilk darbede yıkılmaya mahkûmdurlar...”

Yukarıda ki alıntılardan görüleceği gibi Türkçülüğü ikinci plana atan her türlü kalkınma hamlesine ve ekonomik modele karşı olunmasının, gerekliliğinin altı önemle çizilmiştir.

...Milli gelirin adaletle üleştirilmesi, Türk toplumu için de elbette milli bir gayedir. Ferdi ihtiyaçların rahatça karşılanabildiği, refahın yaygın bulunduğu bir ülkede, toplumsal adalet davası gerçekleşmiş olur ve böyle bir davadan bahsetmeye de lüzum kalmaz. Bu sebeple, bir yandan toplumsal adalet tedbirleri alır ve onları sağlam kanuni esaslara bağlarken, diğer taraftan da eğitim ve öğretimi yayarak ve ayrıca memleketimizi iktisadi alanda hızla kalkındırarak, toplumsal adaletin ortamını hazırlamamız gerekir...”

...Devlet, nazarî olarak, vatandaşların hayatını koruyup saadetlerini sağlamak için kurulmuş bir müessese olduğundan, her Türk'ün sağlık, hastalık ve işsizliğe karşı sigortalanması şeklindeki toplumcu anlayışımızı huzuru sağlayacak en temelli faktör olarak sayıyoruz.

Toprak, devletin temeli olduğundan, toprakla uğraşanların temel korunur gibi korunması ve kalkındırılması şarttır. Milletimiz göçebe olduğu zamanlarda bile toprak mülkiyetini kabul etmiş olduğu için, bu mülkiyetin devamı, sosyal yapımızın icaplarındandır...”

Sonuç olarak Nihâl Atsız'ın ekonomik kalkınma modeli “Toplumcu” bir anlayış çerçevesindedir. Bu anlayış bilimin ortaya koyduğu, toplum hassasiyetleri ve milli ülkü çerçevesinde belirlenecektir.

Liberalizm'in önerdiği ekonomik model az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için bir kalkınma yöntemi olmaktan uzaktır. Böyle bir yöntemi uygulamaya kalkan az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş olan ülkelerin kıskacına düşecektir. Tamamen serbest bir ekonomik yöntemden ziyade planlı ve kontrollü bir model kalkınma için daha öncelikli olmalıdır.

Nihâl Atsız'ın, milli kalkınma programı;
  • Türkçüyüz.
  • Arınmış Türkçeciyiz.
  • Yasacıyız.
  • Toplumcuyuz.
  • Millî gelenekçiyiz.
  • Demokrasiye taraftarız
  • Ahlâkçıyız.
  • Bilimciyiz.
  • Teknikçiyiz.
Temren Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla