Tekil İleti gösterimi
Alt 19.08.2008, 18:30   #2 (İleti Bağlantısı)
Temren
 
Üyelik Tarihi: 12.05.2008
İletiler: 145
Bu kullanıcının Rss Beslemesi
"Türkler'in Kültür Kökenleri" adlı kitaba yönelik eleştirilerimi sizlerle paylaşarak kitabı alacaklara şimdiden yol göstermek istiyorum. Kitabı okumuş olanların, fikirlerini içtenlikle beklerim. Ergun Candan, sunuş bölümünde bazı konularla ilgili fikirlerini oldukça açık ortaya koymuştur. Özellikle sunuş bölümünden bazı alıntılarla, bu kişiyi ve kitabını tanıtmak istiyorum. Sunuş bölümü dışında, kitabın ilerleyen bölümlerinden de bir alıntı vererek de, sadece sunuş değil kitabın bazı bölümlerinde de öznel bir tez/iddia sunulduğu ispatlanabilecektir. Amacım kitap hakkında genel yargılardan ziyade, özel olarak yazarın fikrini ortaya çıkarmaktır.

Kitabı alıp almamak, sizleri ilgilendiren bir ayrıntı olsa da karşılaştırmalı ve kapsamlı bilgi için okunması gerektiğini düşünüyorum.

SUNUŞ” kısmından alıntılar;

Şu anda dünya üzerinde tüm uluslar, geçmişten getirdikleri baskın bir ya da birkaç kültürün izlerini bünyelerinde taşırlar. Örneğin Mısır, Yunanistan, Hindistan, Arabistan, İsrail, Çin, Tibet Japonya, gibi geçmişten günümüze gelen baskın tek bir kültürün izleri görülür. Bu ülkelerde farklı kültürlerin etkinliğini pek göremezsiniz. Avrupa ve Afrika Kıtası'ndaki diğer ülkeler içinde durum hemen hemen aynıdır. Geçmişe dayandıkları kültürleri çok fazla farklılıklar göstermez... Bir ya da birkaç adetle kısıtlıdır.

Dünya coğrafyasında bu tanımlamaya uymayan ülkeler var mıdır?” diye sorulduğunda belki ilk akıllara gelen ülke ABD olacaktır. Çünkü bu kıtanın keşfinden önce Aztek, İnka, Maya gibi son derece sıra dışı toplumlar bu kıtada yaşamaktaydılar ve bu kültürler, tam anlamıyla oraya sonradan giden Avrupalı toplumların kültürlerinden farklılıklar gösteriyorlardı. Kaldı ki, bu yeni keşfedilen kıtaya Avrupa'dan tek bir toplum değil; başta İspanyollar ve İngilizler olmak üzere; Avrupa'nın çok çeşitli bölgelerinden, çok çeşitli kültürler bu kıtaya göt etmişlerdi.

Dolayısıyla bu bölgenin bir kültür hazinesi olması gerekirdi... Ancak böyle olmamıştır... Şu anda ABD'de farklı kültürlerin izlerini pek göremezsiniz. Çünkü istilacılar Kızılderililer'in kültürünü tamamen yok etmiştir. Bunda da en büyük pay sahibi İspanyollar olmuştur. Kıtayı Hristiyanlaştıracağız diye büyük bir katliama girişmişler ve Kızılderilileri bölgeden silmekle kalmamış, bu kültüre ait ne varsa yakıp yok etmişlerdir... O tarihlerde Amerika Kıtası'nda yaşananla, daha sonraları II. Dünya Savaşı sıralarında Almanya'daki ırkçı katliamlarla dahi mukayese edilemeyecek kadar büyük boyutlara ulaşmıştı...” (sf. 11-12)

Meseleyi toparlayalım...
Günümüzde dünya coğrafyasını şöyle bir gözümüzün önüne getirecek olursak, hemen hemen tamamının bir ya da en fazla birkaç kültürü kendi bünyelerinde barındırdığı görülür. Bu tanımlamaya uymayan dünya üzerinde sadece tek bir coğrafya vardır, o da şu anda üzerinde yaşadığımız ANADOLU topraklarıdır...” (sf. 13)

Özetle yazar dünya üzerindeki tüm ülkeleri bir en fazla birkaç kültür etkileşimine sahip olarak aktarırken, Anadolu'yu -aslında Türk'leri- ifade de abartı olmazsa binlerce kültürle etkileşim içinde aktarmaktadır.

İşte bu anlayış Anadolu'nun binlerce yıllık kültür mozaiğinin en belirleyici anlayışlarından birini oluşturmuştur.” (sf. 16)

Son yıllarda moda olan mozaik kelimesini ne yazık ki bu yazarda kullanmıştır. Bu sözde aydınların kasıtlı olarak kullandıkları bir kelimedir. Aynı zamanda Nihâl Atsız'ın son derece karşı olduğu Anadoluculuk zırvasınında günümüzdeki yansımasına benzemektedir.

Türk milliyetçiliğinin ana kaynağı olarak gösterilen Turancılık bile, ne Orta Asya'dan ne de Anadolu topraklarından kaynaklanmış bir düşünce ya da ideoloji değildir. Turancılık Macar aydınlarınca 1900'lü yıllarının hemen başında şekillendirilmiş ve daha sonra Türkiye'ye dışarıdan getirilmiş bir ideolojidir.

Turan fikri ilk olarak Macar araştırmacılar tarafından bulunmuş değil aksine Türklerin birlik olmaktaki tarihi kararlılığının dışa vurmuş en güçlü düşünce yapısıdır. Bu düşünce yapısı kimi dönem uygulamada neticede vermiştir. Hunların oluşturmuş olduğu Türk birliği, Türklerde Turan fikrinin olduğunun en eski kayıtlarındandır. Batıda Hazar denizinden, doğuda Büyük okyanusa; kuzeyde Sibirya, güneyde Tibet gibi muazzam büyüklükte bir alanda hüküm sürmüş bu büyük cihan imparatorluğunun kurduğu birliğin farkında olmak gerek.

Anadolu İnsanı Hiçbir zaman etnik milliyetçiliğe karşı eğilim göstermemiştir... Ne geçmişte ne de şimdi... İstisnalar çıkmışsa da kalıcı olamamış ve genele uyarlanabilecek bir potansiyele Hiçbir zaman ulaşamamıştır.” (sf. 17)

Anadolu insanında etnik milliyetçilik etnik kimliğin olması kadar gerçektir. Yani etnik milliyetçilik yoksa tarih boyunca etnik kimliklerin olma sebebi nedir diye sormak gerekir. Öyle ki düşünebilen her insan soyculuğun Türklerin en has özelliği olduğunu rahatlıkla görebilir. Soyculuğun olması Türklerin varlığının göstergesidir. Türkler hala dünyada etkin ve caydırıcı bir güçse bunun asıl sebebi soyculuğun önemsenmesinden ileri gelmektedir. Osmanlı'nın son dönemlerinde yok olmaya yüz tutmuş Türk bilinci yeniden canlanmış ve tarihe Türkiye Cumhuriyeti isminin yazılmasını sağlamıştır. Tüm inkılaplar ve ilerici adımlar Türk milliyetçiliği ve soyculuğu neticesinde ortaya çıkmış ve o güçle uygulamaya geçmiştir.

I. BÖLÜM – ORTA ASYA TÜRK KÜLTÜRÜ” kısmından alıntı;

Hun devleti kabileler federasyonuna dayanan bir özellik gösteriyordu. İçinde farklı Türk boyları, Moğollar ve bölgede bulunan diğer kabileler bulunmaktaydı. Hunlar'ın oluşturduğu devlet Osmanlılar'da da olduğu gibi tek bir etnik kimliğin bulunduğu bir yapıda değildi. Hunlar tam anlamıyla Orta Asya'da birlik sağlamışlardı. Hun isminin anlamı da, sağlanan bu birliği adeta özetler nitelikteydi. Çünkü – nedenlerini daha sonra net bir şekilde göreceğimiz gibi- “Hun” ismi Mu uygarlığın'da “Bir anlamına gelen bir sözcüktü...” (sf. 33)

Hunların kurduğu birliğin içinde, hem farklı Türk boyları olduğunu söylemek hemde etnik kimliğe dayanmadığını söylemek çelişkidir. Çünkü Moğollarda Türktür. Diğer kabileler derken kapalı, yanıltıcı bir ifade kullanmıştır. Kapalı ve yanıltıcı ifade dışında yazılanlara bakılırsa yazar kendi kendisini yanlışlamaktadır. Mantık kuralları gereği farklı Türk boyları aynı kökenden olanları işaret eder. Yani farklı Türk boyları derken, Türk olmayan değil aksine Türk olanlardan bahsetmiş olursunuz. Ayrıca çıkan sonuç ekseninde, Hun birliğinin Osmanlılara benzemediği de oldukça açıktır. Osmanlı etnik azınlıkları her kademeye getirecek kadar, devşirmeci ve Türk kimliğinden uzak bir yapıdır.

Yazarın, "Türkiye Metapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği” nde Ezoterik ve Metapsişik Kültürle ilgili bir geçmişi söz konusudur. İlgi ve uzmanlık alanı bu şekilde özetlenebilir. Diğer kitaplarına ve kurduğu yayın evine bakılırsa tüm ilgi alanı bu konular üzerinedir. Yayınladıkları kitaplar arasında; ABD tabanlı, 20. yy. sonunda popülerleşmiş yarı dini akım olan “New Age” türü kitaplarda var. Açıkçası kitap akademik bir kitap değildir. Kaynakçası da bunun açık göstergesidir. Kaynakçada güvenebileceğiniz isimlerden ikisi Abdülkadir İnan ve Bahaddin Ögel'dir.

Yazar kitabın bir bölümünde Çin hanedanlar tarihinde, Türklerle ilgili bölümleri inceleyenlerin bunları mutlak doğru gibi aktardıklarını eleştirmiştir. Bunun yanında Çinli tarihçilerin kattığı yorumları elemek gerektiğini belirtmiştir. Bunun yazan yazar, mutlak doğrucu ve öznel yaklaşımlar sergilemekten çekinmemiştir. Daha fazla uzatmanın gereği olmadığı kanısındayım. Tekrar belirtmek gerekir ki, kitabı alıp almamak, sizleri ilgilendiren bir ayrıntı olsa da karşılaştırmalı ve kapsamlı bilgi için okunması gerektiğini düşünüyorum.
Temren Çevrimdışı   Alıntı ile yanıtla